22.01.2019

Günün Filmi: Fyre



Bugünün filmi bir dolandırıcılık belgeseli... 2017 yılında Bahamalar'daki bir adada festival düzenlemek üzere etrafında insanları toplayan Billy McFarland'ın aslında palavracı, hatta dolandırıcı biri olduğunun anlaşılmasını anlatan "Fyre" adlı belgesel parıltılı dünyanın gerisinde ne gibi boşluklar olduğunu gözler önüne seriyor.

Ja Rule ve Billy McFarland festivali tanıtırken
Rusya'da pistte park halinde duran bir özel uçak var (mış). Bu uçak hiç havalanmıyor ama insanların gelip içinde fotoğraf çekmeleri için üç saatliğine kiralanabiliyor. Yani o uçağı kullanmıyorlar, o hayatı gerçekte hiç yaşamıyorlar ama sanki yaşıyormuş gibi fotoğraf çektirip sosyal medyada paylaşıyorlar. "Fyre" belgeselinden öğrendiğim bu ilginç bilgi, üzerine ciddi ciddi tez yazılabilecek bir toplumsal durumu işaret ediyor aslında. Onun da ötesinde, belgeselin anlattığı Fyre Festivali Fiyaskosu (ya da Sahtekarlığı) da kapitalizmin insanları nasıl manipüle ettiğinin, sosyal medyanın kötü niyetli (ya da düpedüz salak) bir takım girişimci ve influencerların elinde ne kadar tahrip edici olabileceğinin de bir manzarasını sunuyor.

Festival alanında kalacak çadır arayan festivalciler
Yanına ünlü hip-hop müzisyeni Ja Rule'u da alan Billy McFarland bir müzik festivali düzenlemek için kolları sıvadığında ve dünyaca ünlü mankenlerin yer aldığı bir de tanıtım videosu çekip sosyal medyaya yüklediğinde kimse durumdan şüphe edecek verilere sahip değildi. Şüpheci ve alaycı birkaç kişinin söylediklerine de kulak tıkanınca adım adım bir felakete yüründü ve sayıları binleri bulan festivalciler Bahamalar'daki bir adada mahsur kalıp perişan oldular, festival için çalışan insanlar paralarını alamayıp mağdur konuma düştüler... davalar açıldı, cezalar verildi ama yine de Billy Mcfarland'ın başka yollar bularak insanları dolandırılmasının önüne geçilemedi. Bizde 140 Journos ekibinin hazırladığı "Parayı Vuranlar" belgesel serisinin bir bölümünde de anlatılan Jet Fadıl hadisesinin bir benzeri adeta. Önemli bir farkla; Jet Fadıl'ın dolandırıp paralarını aldığı insanlar genellikle dar gelirli, hatta neredeyse fakir kesimdendi ama burada Fyre sahtekarlığından darbe yiyenler (çalışanların büyük kısmı hariç) genelde üst sınıftan. Conan O'Brien'ın programında konuyla ilgili yorum yapan bir komedyenin sözleri meseleyi çok da güzel özetliyor aslında: "Eğer Blink 182'yi izlemek için binlerce dolar verip bir adaya gidebiliyorsan söyeleyecek bir şey yok, bu Darwinizmin ta kendisi bence."

Festivalin ipini çeken Twit... Ne vaat edilmişti ne verildi...

Yönetmenliğini Chris Smith'in ("Jim & Andy: The Great Beyond" adlı filmin de yönetmeniydi kendisi) üstlendiği Netflix yapımı belgesel, belki işin sosyolojik kısmını biraz es geçiyor ama anlayan gözlere, dinleyen kulaklara zamanımızın ruhu üzerine çok şey söylüyor.

Filmi Notu: 7/10

21.01.2019

Günün Filmi: White Boy Rick



Bugünün filmi bağımsız bir suç draması... 1980'li yıllarda Detroit'te alt sınıf bir ailenin bireylerine odaklanan "White Boy Rick" gerçek bir hikayeyi beyazperdeye taşırken bir yanıyla gerçekçi bir suç draması bir yanıyla da melodramın kıyılarında gezinen bir aile hikayesi anlatıyor.


Yönetmenliğini 2014 tarihli filmi "'71" ile adını duyuran Fransız sinemacı Yann Demange'ın üstlendiği "White Boy Rick" bir silah fuarında başlıyor ve iki baş karakterini neredeyse kendi doğal çevrelerinde tanıtıyor: İkisi de Richard (kısaca Rick) adını taşıyan bir babayla oğlu... Filme adını veren elbette oğul Rick ama onun (ve ablası Dawn'un) yetiştirilmesinden (anne yıllar önce ortadan kaybolduğu için) tek başına başına sorumlu olduğu için baba Rick de filmde önemli yer tutuyor. Demange'ın realist anlatımı ve özellikle oyuncularının sağlam performanslarıyla izleyiciyi bağlayan filmde genç Rick rolünde Richie Merritt bir hayli dikkat çekiyor. Henüz ilk filminde önemli bir rolde doğallığıyla çiğ bir yetenek (işlenmemiş bir taş da diyebilirsiniz) görünümü veren Merritt geleceği bir hayli parlak bir oyuncu, şimdiden yazın bir kenara.


Önce FBI ve yerel polis tarafından muhbir gibi kullanılan ve inandırıcı olması için uyuşturucu satmaya teşvik edilen 15 yaşındaki Rick bir süre sonra kendi başına uyuşturucu işine girince gerçekten tutuklanır ve büyük bir ceza alır. İşin bu kısımları gerçek hayatta yaşanmış şeyler ve hakikaten de insanın aklının almayacağı kadar da gerçekdışı. Çok daha azılı suçlular kısa bir süre hapis yatıp çıkarken Rick'in (üstelik beyaz olduğu halde! ABD için iyice tuhaf) 30'a yıla yakın içeride kaldığını duymak sizi de şaşırtacaktır eminim.


Richie Merritt'e başrollerde Matthew McConaughey, Jennifer Jason Leigh, Bel Powley, Bruce Dern ve Piper Laurie gibi isimlerden oluşan güçlü bir oyuncu kadrosu eşlik ediyor. Bu filmin neden vizyona girmediği ise benim için bir muamma doğrusu. Umarım İstanbul Film Festivali bir şans verir.

Filmin Notu: 7/10

20.01.2019

Günün Filmi: Hot Girls Wanted



Bugünün filmi bir belgesel... 18 yaşını geçer geçmez kendilerini porno sektörünün içinde bulan (hatta içine atan) genç kızların hangi ruh halinde olduklarını; aileleriyle, sevgilileri ve sosyal çevreleriyle nasıl başa çıktıklarını anlatan bir belgesel "Hot Girls Wanted".


Netflix'ten izleyebileceğiniz 2015 tarihli "Hot Girls Wanted" çok yeni bir belgesel değil belki ama tam da "Cam" gibi bir filmin üzerine denk gelince ilginç bir izleme deneyimi oldu benim için ve sizin de ilginizi çekeceğini düşündüm açıkçası. ABD'de porno sektörünün amatör kanadının son yıllarda bir hayli popülerleşmesi üzerine gitgide artan talebi karşılamak için sürekli yeni kızlar arayışına giren ve bulmakta da zorlanmayan bir ajansın içinden anlatıyor meseleyi film. İlk bakışta alan razı satan razı gibi bir durumla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz filmi izlerken. Ancak bu sektörün ne kadar karlı olursa olsun en az bir o kadar da yıpratıcı ve eskitici yüzüyle karşılaşmakta da gecikmiyoruz. Keza bu işe atılan kızlar için de geçerli bu durum. Zaten filmde açıkça bir kızın en fazla 3-6 ay arası bu işi yapabileceği, ondan sonra yeni kızların devralacağı söyleniyor işin tüccarları tarafından. Yani haftada 3-4 bin dolar kazandıkları bir dönem var ama 3-4 ay sonrasında da bu iş onları tükettiği için ellerine en fazla 20-30 bin dolar geçiyor ve o para da kısa sürede suyunu çekiyor. Peki neden bu kızlar yine de bu işe bu kadar hevesli?...


"Hot Girls Wanted"da hikayelerini izlediğimiz genç kızların yaşadıklarından ve anlattıklarından anladığımız kadarıyla onları cezbeden birinci şey kolay para. Ama onlar da çok kısa bir süre içinde aslında bu paranın o kadar da kolay kazanılmadığını ve zaman zaman fena halde aşağılandıklarını fark ediyorlar. İşin bir diğer çekici yanıysa büyüme duygusu ve biraz da özgürlük hissi... Ama bu duygular da sosyal çevreleriyle olan ilişkileri zorlaşmaya başladığında, aileleri ne iş yaptıklarını anladığında ya da sevgilileri anlayışlı olmayı kestiklerinde çabucak yerini depresyona ve kaybolmuşluk hissine bırakıyor ki, o aşamada çoğu pes edip (ya da tövbe edip) piyasadan çekiliyorlar.


Çok bilmediğimiz bir dünyanın içinden seslenen "Hot Girls Wanted" konuyu bir suç belgeseli gibi ele almıyor (ki alabilirdi elbette) ve bu anlamda daha çarpıcı bir panorama sunduğunu söyleyebilirim. İzleyiciyi korkutup kaçıran bir bakış yerine, sektörün bir numaralı sömürü nesnesi olan genç kızları tüm insani yönleriyle önümüze getiren böylesi bir yaklaşımı çok daha anlamlı buluyorum elbette.

Filmin Notu: 7/10

19.01.2019

Günün Filmi: Asher



Bugünün filmi (yine) bir aksiyon... Kiralık katil olarak hayatını kazanan eski bir MOssad ajanının maceralarını anlatan "Asher" benzerlerini kimbilir kaç kez izlediğimiz filmlerin bir yenisi.


Kariyerinde, birçoğunda ikinci hatta üçüncü derece roller üstlendiği, 250'ye yakın filmde rol alan Ron Perlman'ın ender başrollerinden birini üstlendiği "Asher" özellikle son yıllarda sayısı bir hayli artan ve genellikle tek başına çalışan anti kahraman-intikamcı kahraman (vigilante) aralığında gidip gelen karakterlerin farklı kombinasyonlarındaki savaşlarını izlediğimiz (örneğin John Wick daha kişisel bir noktadan başlıyor ve öldürülen köpeğinin intikamını almak isterken devasa bir kitleyle kapışıyor, "The Equalizer"ın Robert McCall'u ise daha sosyal bir itkiyle silaha sarılıyor) filmlere öykünüyor. Bazı yönlerden (özellikle ritüelleri olan kiralık katil tiplemesiyle) "Leon"u da anımsatan filmde kiralık katil Asher'ın ahir ömründe aşık olup daha huzurlu bir hayata yatay geçiş yapma niyetlerini ama tabii ki ait olduğu çevre yüzünden bu hayata bir türlü uyum sağlayamayacak oluşunu izliyoruz.


Famke Jannsen, Richard Dreyfuss, Jacqueline Bisset gibi ilginç isimlerin de yer aldığı kadrosuyla umut veren ama ne yazık ki yukarıda adlarını andığımız benzerlerinin altında kalan bir film "Asher". Neredeyse 40 yıldır kamera karşısında olan ve "Gülün Adı", "Kayıp Çocuklar Şehri" gibi dikkat çekici filmlerde rol aldıktan sonra önce "Hellboy" ile ünlenen ve ardından daha da geniş kitlelere adını ezberlettiği TV dizisi "Hand of God" ile (ki "Asher"da bu diziye direkt bir gönderme de var) kariyerine yeni bir ivme kazandıran Ron Perlman için iyi bir fırsat olabilirmiş aslında ama bana sorarsanız pek devamı gelecek gibi değil bu MOssad eskisi tetikçinin maceralarının.

Filmin Notu: 5/10

18.01.2019

Günün Filmi: Life Itself



Bugünün filmi romantik bir drama... Kesişen hayatlar klişesi üzerine kurulu "Life Itself" iyi bir başlangıç yapsa da fazlasıyla melodramatik bir yöne saparak hedefi ıskalayan bir yapım maalesef.


Kurgu yapısı olarak fena halde "Pulp Fiction"ı örnek alan ve bunu da hiç saklamayan "Life Itself" bir seri kaza sonucu hepsi de aynı kavşakta (gerçek anlamda kavşak, dörtyol ağzı) kesişen hayat öyküleri üzerine kuruyor hikâyesini. Adlarını konu ettiği karakterlerden  alan bölümler (sadece ilk bölüm olan 'Kahraman' hariç) halinde ilerleyen filmde önce Will ve Abby'nin (Oscar Isaac ve Olivia Wilde) sonu trajik biten hikâyesiyle başlıyoruz ve ardından onların çocukları ve onların da çocukları şeklinde ilerliyoruz. "Pulp Fiction"da olduğu gibi ileri geri sıçramalarla devam ediyor kurgu ve hemen hepsini bir şekilde bağlayan da Bob Dylan'ın 1997 tarihli dönüş albümü "Time Out of Mind"ın şarkılarından biri olan "Make You Feel My Love" oluyor.


Aslında umut verici bir girişi olan ve bir süre ilgiyle izlenen ama bir noktadan sonra sadece izleyiciyi ağlatmaya yönelik bir çabaya sıkışıp kalan "life Itself" keşke vaad ettiği gibi gidip sıradan bir romantizme teslim olmasaymış. Ama bir noktadan sonra filmi döngüsel bir tarihe hapseden tüm o tesadüfler silsilesi sadece kaderin ağlarını örmesiyle açıklanabilecek bir finale bağlanıyor ki, anlamsız bir bütün kalıyor elimizde. Üstelik Annette Bening, Mandy Patinkin gibi üst kalibredeki oyuncuların da harcandığını düşünüyorum açıkçası. Son bir not: Filmi izlerken nedense aklıma son birkaç yıldır ABD'de popüler bir dizi olan ve çok az izlediğim "This Is Us" adlı yapım geldi. Sonradan gördüm ki o dizinin yaratıcıları kotarmış bu filmi de.

Filmin Notu: 5/10

17.01.2019

Günün Filmi: Cam



Bugünün filmi psikolojik bir korku... Erotik içerikli canlı video şovları yaparak hayatını kazanan bir genç kızın yaşadığı kabus dolu günleri anlatan "Cam" yılın en iyi korku filmi değil belki ama izlenmeye değer, bazı yönlerden yenilikçi bile sayılabilecek bir film.


20'li yaşlarının başındaki Alice naklen erotik videolar yayınlayan ve kazandığı para izlenme oranlarına göre arttığı için arada ilginç temalarla (intihar şovu vs) işi çeşitlendiren bir genç kız. Günün birinde hesabına giremeyince ve üstelik tıpkı kendisine benzeyen birinin (belki de kendisinin!) onun kanalında videolar yayınladığında görünce ne yapacağını bilemez ve panikle paranoyanın içiçe geçtiği bir dehşet sarmalında yitip gider.


Gerilim düzeyi belli bir seviyenin altına inmeyen "Cam"in yenilikçi tarafı üslubunda ya da görsel dilinde değil de daha çok günümüzde önemli bir kabus olan ve neredeyse hepimizin en az bir kere başına gelen kişisel hesabına girememek (ya da hesabının çalınması) durumuna dair bir hikâyeyi ilk kez böyle bir bağlamda ele alıyor oluşunda. Daniel Goldhaber'in yönettiği ve senaryosunu İsa Mazzei'nin (Goldhaber'in öyküsünden hareketle) yazdığı ilk gösterimini Fantasia Film Festivali'nde yapmıştı. Kasım ayından bu yana Netflix'te gösterilen filmde başrolü üstlenen Madeline Brewer daha önce "Orange Is the New Black" ve "The Handmaid's Tale" gibi dizilerde de rol almıştı. Türün meraklıları için tavsiye edilebilecek bir film "Cam"

Filmin Notu: 7/10



Steve Carrell uzay işine giriyor!



Netflix'in kısa bir teaser ile duyurusunu yaptığı yeni komedi dizisi "Space Force" adını "The Office" ile tüm dünyaya duyuran Steve Carrell'in dizi formatına dönüşünü müjdeliyor.


Yayın tarihi henüz belli olmayan ve yaratıcılığını Steve Carrell'in üstleneceği "Space Force" ABD Başkanı Donald Trump'ın 18 Haziran 2018'de yaptığı duyuruya atıf yapıyor ve başkanın "Yeni bir uzay birliği kuruyoruz. Bu birlik uzaydaki uydularımızı koruyacak. Uzayla ilgili başka bir takım görevleri de yapacak" mealindeki tuhaf sözlerinden yola çıkıyor. Netflix'in tanıtımında "Space Force"un bu görevlerin neler olduğunu anlamaya çalışan kadın ve erkeklerin hikayesinin anlatılacağı vurgulanıyor. Öte yandan Steve Carrell bu yıl içinde yayına geçmesi planlanan Apple stream kanalında da Jennifer Aniston ve Reese Witherspoon ile birlikte bir dizide rol alacak.

Apple'ın ilk filmi Sofia Coppola'dan



Teknoloji devi Apple'ın ilk sinema filmini ABD'li yönetmen Sofia Coppola yönetecek. "On the Rocks" adlı filmde başrolü ise Coppola'nın 2003 tarihli filmi "Lost In Translation"da da rol alan Bill Murray üstlenecek.


Geçen yıl özellikle TV alanında büyük yatırımlar yapan ve çeşitli projeler için Jennifer Aniston, Steven Soderbergh, Reese Witherspoon ve hatta Oprah Winfrey ile anlaşmalar yapan Apple ilk uzun metrajlı filminde yapım şirketi A24 ile işbirliği yapacak. Apple'ın streaming kanalının ne zaman açılacağı tam olarak bilinmemekle birlikte, 2019 içinde açılması bekleniyor.

16.01.2019

Günün Filmi: Acts of Violence



Bugünün filmi bir aksiyon... Ülkemizde "Şiddet Eylemleri" adıyla vizyona giren "Acts of Violence" aksiyon türünün tutkunlarını hayal kırıklığına uğratmaktan ötesine geçmeyen sıradanlıkta bir film maalesef.


Kariyerinde aksiyonun ön planda olduğu çok sayıda filmde rol alan Bruce Willis'in (hatta belki de türün zirvesi kabul edilebilecek "Die Hard" bile yeter herhalde) başrolünde demeye dilim varmıyor, ama en azından başlıca rollerinden birinde olduğu filmde ordu artığı üç kardeşin en küçüklerinin nişanlısı kadın ticareti yapan mafya tarafından kaçırılınca silah kuşanıp intikam peşine düşmelerini anlatıyor. Willis'in bir polis memurunu canlandırdığını ve bu meselede biraz dışarıda kaldığını belirtelim de sırf onun hatırına filmi izleyecek olanlar bir de üstüne küfür etmesinler.

Filmin Notu: 3/10

15.01.2019

Günün Filmi: 3 Hayat (Se Rokh)



Bugünün filmi İran'dan... İran'ın yasaklı yönetmeni Jafar Panahi'nin Cannes Film Festivali'nde En İyi Senaryo Ödülü'nün alan son filmi "3 Hayat" bir dağ köyünde geçen ve esrarengiz bir intihar vakasının izini süren güçlü bir drama.


Drama dedim ama Panahi'nin gerçekle kurmacayı harmanlayan ve son yıllarda bir hayli ustalaştığı üslubu bir kez daha karşımıza çıkıyor "3 Hayat"ta. Filmin hemen açılışında izlediğimiz ve oyuncu olmak isteyen genç bir kızın aile baskısına dayanamayarak intihar ettiği sahne zaten filmin genel tonunu hemen belirliyor. Marziyah adlı genç kız bu intiharı kendi cep telefonuyla belgeliyor ve video bir şekilde İranlı ünlü oyuncu Behnaz Jafari'nin eline geçiyor. O da arkadaşı Jafar Panahi ile birlikte yola koyuluyor ve yönetmenle birlikte genç kızın yaşadığı dağ köyüne giderek olayı araştırmaya başlıyorlar. Filme adını veren 3 hayat ise üç farklı kuşaktan kadın oyuncuları temsil ediyor. İntihar eden genç kız, onu arayan ünlü oyuncu ve 1979 devriminden sonra aynı köyde inzivaya çekilip kendini resim yapmaya adamış yaşlı kadın oyuncu. İntihar eden genç kızın akibetini ise tabii ki söylemiyorum, filmi izleyince anlarsınız.(Film hâlâ vizyonda)


Panahi tamamı bir Azeri köyünde geçen (konuşmalardan anlıyoruz Azeri olduğunu, altyazıya ihtiyaç olmadan anlaşılıyor ne dedikleri) "3 Hayat"ta yine yalın bir üslup tutturmuş (bir önceki filmi "Taksi"de olduğu kadar olmasa da) ve ana hikâyesini besleyecek yan kanallarla konuyu zenginleştirmiş. Köylülerin yaşamlarından ayrıntılar (köye giden tek şeritli yolun açık olup olmadığını anlamak için geliştirdikleri özel yöntemden tutun da benzeri bizde de olan sünnet geleneklerine dek çeşit çeşit detay var), bir iki istisna hariç tamamen amatör oyuncularla kurulu bir kadro ve dramatik anlardan kurulu ama konvansiyonel formlardan uzak bir senaryo... Tüm bunlar bittikten sonra da zihninizde yaşamaya devam eden filmi özel kılan unsurlar.


İşin asıl ilginç yanı Jafar Panahi'nin 20 yıllık film çekme yasağını sürekli bir şekilde hiçe sayıp film üzerine film çekemeye devam etmesi. Bu, yasağın ardından çektiği dördüncü filmi. Hatta filmin bir yerinde annesiyle telefonda konuşuyor Panahi ve "Yine film çektiğini duydum" diyen annesine "Yok, çekmiyorum" diye de yalan söylüyor. Panahi'nin iflah olmaz cesaretine ve film çekmekteki dirayetine hayran olmamak mümkün değil doğrusu.

Filmin Notu: 8/10

14.01.2019

Günün Filmi: Brexit: The Uncivil War



Bugünün filmi politik bir drama... İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden çıkması ya da kalması yönünde yapılan referandumun geri planında yaşananları anlatan 'Brexit: The Uncivil War' başrolündeki Benedict Cumberbatch'in performansıyla öne çıkıyor.


Bundan 2,5 yıl önce, 23 Haziran 2016'da düzenlenen ve zamanın Başbakanı David Cameron'ın istifa etmesine yol açan o meşum referandum muhtemelen Britanya yakın tarihinin en ilginç e en dramatik politik hadiselerinden biriydi. Biz bu oylamayı biraz uzaktan ve belki tüm dinamiklerini tam kavrayamadan izledik ama hiç şüphesiz İngiltere'nin Avrupa ile olan ilişkileri açısından son derece kritik bir eferandumdu. Brexit (Britain veExit kelimelerinin birleşiminden oluşuyor) diye bir terimin yerleşmesine sebep olan bu referanduma giden yolda neler yaşandı, politik anlamda taraflar kimlerdi ve ne istiyorlardı (ya da istemiyorlardı) ve sonuçta kim, nasıl kazandı gibi soruların yanıtlarını veren 'Brexit'in yönetmen koltuğunda Toby Haynes oturuyor.  Kendisi kariyeri boyunca TV dizileri ya da TV filmleri çekmiş bir yönetmen ve nitekim 'Brexit' de bir TV filmi. Filmi geniş kitlelerin dikkatine sunan isimse elbette İngiltere'nin son yıllardaki en önemli oyuncularından biri olan Benedict Cumberbatch. İşin doğrusu Cumberbatch olmasa ortaya çıkan filmi pek izleyen de olmazdı. Bir iki sahne hariç (Cumberbatch'in bir ev ziyareti sırasında sokağa çıkıp yere eğildiği ve kulağını asfalta dayadığı sahne gibi) sıradan bir filmden öteye geçemeyen ve ele aldığı gerçek karakterlerin bir kısmında karikatür tiplemelere hapsolan 'Brexit' yine de kimi kulis bilgilerini öğrenmek ve toplumsal dinamikleri yüzeysel de olsa anlamak için izlenebilir. Filmden anladığımız bir diğer şey de Türkiye'nin İngiltere'de Brexit kampanyası sırasında nasıl bir tehdit ve korkutma malzemesi olarak kullanıldığı.


Kısaca da olsa bahsetmek gerekirse Avrupa Birliği'nden ayrılıp ayrılmamaya karar verilecek oylamada iki kampanya yürütülüyor ve film de AB'den çıkmak isteyenlerin kampanyasının beyni olan Dominic Cummings'in (Benedict Cumberbatch) kazanmak için hangi stratejileri kullandığı üzerinden ilerliyor. Bu stratejileri ve AB yanlılarının Cummings'in hamlelerine karşı nasıl çaresiz kaldıklarını görmek aslında Türkiye'de de benzer durumların yaşandığını hatırlatıyor zaman zaman ve 'Biz bunları görmüştük' hissine kapılmamıza sebep oluyor. Bu açıdan ilginç olabilir belki izlemek. Öte yandan internetin ve kişisel verilerin nasıl kullanıldığına dair ipuçları da var ki tam bir '1984' kabusu...

Filmin Notu: 6/10


Eleştirmenlerin ödülü 'Roma'nın



ABD'de 24 kez verilen Eleştirmenler Birliği Ödülleri önceki gece yapılan bir törenle sahiplerini buldu. Gecede dört ödül alan "Roma"nın hakimiyeti vardı.

En İyi Kadın Oyuncu ödülü Glenn Close ve Lady gaga arasında paylaştırıldı

Hem sinema hem TV daslında dağıtılan ödüllerde "Roma" En İyi Film, En İyi Yönetmen (Alfonso Cuaron), En İyi Görüntü Yönetimi (Alfonso Cuaron) ve Yabancı Dilde En İyi Film ödüllerini alarak önemli bir başarı elde etti ve Oscar için de iddiasını sürdürdü. Christian Bale En İyi Erkek Oyuncu ve Komedi dalında En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini alarak geceyi çifte zaferle kapatırken; Glenn Close ("The Wife") ve Lady Gaga ("A Star Is Born") En İyi Kadın Oyuncu ödülünü paylaştılar. Yardımcı oyuncu dallarında ise iki siyahi oyuncu, Mahershala Ali ("Green Book") ve Regina King ("If Beale Street Could Talk") ödüle layık bulunan isimler oldu. En İyi Genç Oyuncu Ödülü ise Elsie Fisher'a ("Eight Grade") gitti. altın küre ödüllerinde aday bile gösterilemeyen "First Reformed" En İyi Orijinal Senaryo (Paul Schrader) dalında ödül alırken, En İyi Uyarlama Senaryo dalında ödül "If Beale Street Could Talk"a (Barry Jenkins) verildi.

TV dalında da Amy Adams ve Patricia Arquette En İyi Kadın Oyuncu ödülünü paylaştılar

Komedi dalında En İyi Kadın Oyuncu ödülünün Olivia Colman'a ("The Favourite") verildiği gecede (bu arada ilginç bir not, The Hollywood Reporter'ın haberine göre En İyi Ensemble ödülünün de verildiği "The Favourite" filminden kimse gelmemiş törene) En İyi Animasyon ödülü "Spider-Man Into Spider-Verse" adlı yapıma, En İyi Komedi Filmi Ödülü "Crazy Rich Asians"a, En İyi Aksiyon Filmi ödülü "Mission: Impossible - Fallout"a ve En İyi Bilim-Kurgu ya da Korku Filmi ödülü de "A Quite Place"e verildi. TV kategorisinde ise En İyi Drama Dizisi ödülüne "The Americans" adlı yapım; En İyi Komedi Dizisi ödülüne ise "The Marvelous Mrs. Maisel" layık bulundu. Kısıtlı Dizi kategorisinde de ilginç bir durum oldu ve tıpkı Sinema kategorisinde olduğu gibi En İyi Kadın Oyuncu ödülü iki kişiye paylaştırıldı: Amy Adams ("Sharp Objects") ve Patricia Arquette ("Escape at Dannemora"). En İyi Kısıtlı Dizi ödülü "The Assassination of Gianni Versace: American Crime Story"ye verilirken bu kategoride En İyi Erkek Oyuncu tıpkı Emmy ve Altın Küre'de olduğu gibi aynı dizinin başrol oyuncusu Darren Criss'e verildi (nedense?). En İyi Çizgi Dizi ödülü ise, muhtemelen tahmin ettiniz, "Bojack Horseman"in oldu.