5.01.2019
Günün Filmi: Lifechanger
Bugünün filmi bir korku... Daha doğrusu korku gibi başlayan ama bir noktadan sonra bırakın korkutmayı, gerilim yaratmayı bile pek beceremeyen, hatta neredeyse derdi zaten bu değilmiş gibi yapan bir film: Lifechanger.
Justin McConnell'in imzasını taşıyan Lifechanger ölmemek için sürekli eden değiştiren, bir yandan da dış ses marifetiyle izleyiciyle iletişim kuran Drew'un cinayetler işleyerek farklı bedenlere girişini anlatıyor. Girdiği yeni beden çürümeye başladığında yeni birini bulması gereken Drew bir akşam bir barda sarışın bir kadınla tanışıyor ve onu takıntı haline getirip sürekli onun etrafında dolaşmaya başlıyor. Film Drew'un bakış açısından anlatıldığı ama sürekli görünüş değiştirdiği için izleyicinin de onunla gerçek bir bağ kurması pek mümkün olmuyor maalesef ve işin gerilim/korku kısmı bir yerden sonra işlemiyor. İşin kötüsü Drew aşkının peşinde koşan bir adam mı, yoksa daha derin bir varoluş krizinin pençesinde kıvranan biri mi, ona da karar vermekte zorlanmış yönetmen. Neyse ki çok uzun değil de sıkıntıdan patlamadan bitiveriyor film. Şunu da söylemek lazım belki, daha iyi bir senaryoyla ve örneğin John Carpenter gibi bir sinemacının dokunuşuyla bu konu (sürekli beden değiştirmek zorunda kalan adam) etkileyici bir filme dönüşebilirdi.
Filmin Notu: 5/10
4.01.2019
Günün Filmi: First Reformed
Bugünün filmi bir bağımsız... Adını 70'li ve 80'li yıllarda yazdığı senaryolarla duyuran ve bir noktada kendi de yönetmenliğe başlayan Paul Schrader'in 2018 tarihli filmi "First Reformed" birçok yıl sonu değerlendirmesinde üst sıralarla yer aldı. Bu film neden bizde vizyona girmedi, ya da girecek mi bilemiyorum ama bulduğunuz yerde izlemenizi hararetle tavsiye ederim.
![]() |
| Filmde Ethan Hawke'a Amanda Seyfried (üstte), Cedric Antonio Kyles ve Michael Gaston eşlik ediyor |
"Taxi Driver", "Raging Bull" ve "The Last Temptation of Christ" gibi Scorsese filmlerinin senaryosunu yazan Paul Schrader şüohesiz 70'li yıllarda Hollywood'da başlayan yönetmenler çağının önemli figürlerinden biriydi. Kendi de yönetmenliğe başladıktan sonra inişli çıkışlı bir grafik çizen Schrader'in şimdilik son filmi olarak karşımıza çıkan ve önemli ödüllere aday gösterilen (Venedik Film Festivali'nde ana yarışmaya alınan film Independent Spirit ödüllerinde 4 dalda, Satellite ödüllerinde ise 3 dalda ödüle aday, muhtemelen Oscarlar için de asdı geçecek) "First Reformed", bağımsız sinemanın bir başka önemli ödülü olan Gotham'da En İyi Senaryo ve En İyi Erkek Oyuncu dallarında ödüle uzandı bile.
Robert Bresson'un ""Bir Taşra Papazının Güncesi" adlı filmine gönderme yapan "First Reformed" bir yıl boyunca bir günlük tutma kararı alan Rahip Toller'in hikâyesini anlatıyor. Schrader'i bilenler bilir, Bresson, Dreyer ve Ozu hakkında bir de kitap yazmışlığı vardır ve burada da hem Bresson'dan hem de Dreyer'den (özellikle "Ordet") izler var. Öte yandan "Taxi Driver"dan bu yana benzer erkek karakterlerin çelişkilerini, deliliklerini taşıyor beyazperdeye Schrader ve yine benzer bir tema olduğunu görebiliyoruz. İnancını kaybetmeye başlayan bir din adamının gitgide derinleşen psikolojik bunalımını ele alan "First Reformed" muhtemelen Schrader'in bugüne dek çektiği en sağlam filmlerden biri, belki de birincisi. Artık rejisör olarak da ustalık çağını süren Schrader bir yandan yalın bir anlatımla karakterlerini takip ederken, bir yandan da son derece tutarlı bir gerilimi de filmin sonuna kadar eksik etmiyor. Üstelik işin içine çevre meselesini ve terör tehdidini de katarak...
Filmin başrolündeki Ethan Hawke'a dair de bir iki kelam edelim. Kariyeri boyunca hiç belli bir seviyenin altına düşmeyen ve Hollywood'da inatla bağımsız sinemanın alanında kalmaya gayret gösteren Hawke farklı seçimler yapsa belki büyük bir yıldız olur, "Avengers" benzeri bir franchise'da sağlam bir süper kahraman rolü kapabilirdi ama o böylesi bir kolaycılığa tenezzül etmedi ve bir yandan kendi kafasına yatan filmlerde oynamaya devam ederken bir yandan da yazarlığa başladı ve romanlar yazdı. Hiç Oscar'ı da olmadı elbette, 4 kez aday gösterildiği halde (2'si oyunculuk, 2'si senaryo dalında). Ama bu sefer güçlü bir aday olduğunu söyleyebilirim. "First Reformed" senaryosu ve Schrader'in imkan tanıyan rejisiyle Hawke'u alabildiğine parlatıyor ve onu güçlü bir aday yapıyor. Öte yandan filmin Altın Küre ödüllerinde tamamen görmezden gelinmesi de bir soru işareti elbette. Bunda Schrader'in bir süre önce Kevin Spacey ile çalışmayı çok istediğine dair açıklaması ve sanatta suç diye bir şey olmaz şeklindeki sözleri de etkili olmuş olabilir, ne dersiniz?
Filmin Notu: 9/10
3.01.2019
Ringo Lam'dan erken veda
Hong Kong sinemasının kültleşmiş ismi Ringo Lam geçen hafta sonu 63 yaşında hayata veda etti. Homg Kong Yeni dalgasının önde gelen isimlerinden biri olan ve çektiği aksiyon filmleriyle ünlenen Lam, Amerikalı sinemacı Quentin Tarantino'yu üne kavuşturan "Rezervuar Köpekleri" filmine de ilham veren "City on Fire"ın da yönetmeniydi. Yönetmenin soğuk algınlığıyla hasta yattığı ve geçen cumartesi eşi tarafından ölü bulunduğu açıklandı.
![]() |
| Rezervuar Köpekleri'ne ilham veren City on Fire'dan bir sahne |
Kariyerine 1980'li yıllarda başlayan Ringo Lam o dönemde isim yapmaya başlayan Tsui Hark, Ann Hui gibi yönetmenlerle beraber Hong Kong sinemasının altın çağını başlatan sinemacılardan biriydi. Hong Kong Yeni dalgası olarak da adlandırılan sinemacı kuşağının bir üyesi olan Lam ilk çıkışını 1983 yılın da çektiği "Esprit d'amour" ve "Aces Go Places" serisinin dördüncü halkasıyla yaptı. Lam'i ülke çapında tanıtan filmse 1987 tarihli "City on Fire" olacaktı. Hong Kong sinema ödüllerinde kendisine En İyi Yönetmen ödülünü kıazandıran film Tarant,ino'nun "Rezervuar Köpekleri" adlı filmine de ilham oldu ve Ringo Lam'in ünü bir anda tüm dünyaya yayıldı. "City on Fire"ın ardından "Prison on Fire", "School on Fire" gibi filmlerle 'On Fire' serisini sürdüren yönetmen 90'ların ikinci yarısında Hollywood'a gitti ve Jean Claude Van Damme'ın başrolünü oynadığı üç film çekti: "Maximum Risk" (1996), "Replicant" (2001) ve "In Hell" (2003). İlk gösterimini Cannes'da yapan ve Hong Kong aksiyon sinemasının iki diğer ismiyle (Johnnie To ve Tsui Hark) birlikte çektiği "Triangle" ise 2007 tarihini taşıyordu. "Triangle"ın ardından 7 yıl kadar sinemaya ara veren Lam 2015'te "Wild City", 2016'da ise "Sky on Fire" adlı filmleri çekti. Ringo Lam son olarak John Woo, Johnnie To, Ann Hui, Tsui Hark, Patrick Tam, Sammo Hung ve Yuen Woo-Ping gibi yönetmenlerin de katkıda bulunduğu "Octet: the Story of Hong Kong" adlı filmin bir bölümünü imza attı. Filmin 2019 içinde izleyiciyle buluşması planlanıyor.
Günün Filmi: Aquaman
Bugünün filmi bir gişe canavarı... ABD'de şu ana kadar 200 milyon doların üzerinde hasılat yapan ve dünya genelinde 800 milyon dolar sınırına yaklaşan Aquaman, şimdilik DC uyarlamalarının en yenisi olarak salonlarda arz-ı endam etmekte. Başrolünü Jason Momoa'nın oynadığı film daha önce Justice League filminde görüp tanıdığımız süper kahramanın kökenlerine dair bir hikâye anlatıyor ve tabii ki günümüzde de dünyayı bekleyen büyük bir tehlikeye karşı nasıl mücadele ettiğini gösteriyor. Zaten bir süper kahraman filminden ne bekliyoruz ki başka, değil mi?
![]() |
| Yönetmen James Wan (soldan ikinci) filmin bir sahnesinde kadraj ararken... |
Elbette çok daha fazlasını bekliyoruz ama öyle filmleri M. Night Shyamalan ya da mesela Onur Ünlü gibi yönetmenlere bırakmak daha eğlenceli ve daha manalı galiba, sevseniz de sevmeseniz de... Yönetmen koltuğunda James Wan'in oturduğu Aquaman genel olarak geniş kitlelerin beğeneceği türden, anaakım sinemanın sınırlarını zorlamayan, pahalı özel efektleriyle göz okşayan (ya da göze tecavüz eden de diyebiliriz, bakış açınıza bağlı), Yunan tragedyalarından bu yana değişmeyen ana temalarıyla (baba-oğul meseleleri, iktidar hırsı vs) fazla derinleşmeden çerçevesini kuran ama son tahlilde bir iki gösterişli an hariç kolayca akıldan uçup giden bir film. Game of Thrones'dan bu yana ününü giderek artıran Jason Momoa'nın artık dört dörtlük bir dünya starı olmasının önünde herhalde hiçbir engel kalmayacak bu filmden sonra, diye düşünüyorum. Onun dışında filmde rol alan diğer oyunculara pek bir faydası olacağını da sanmıyorum Aquaman'in. Nicole Kİdman, Willem Dafoe, Amber Heard, Patrick Wilson gibi isimlerden söz ediyorum, her biri zaten yeterince şöhretli... Belki bir tek ara ara beyazperdede görünüp beliren ve bu sefer de fena sayılmayacak bir kompozisyon çizen Dolph Lundgren'i yeniden gündeme getirirse ne âlâ. Ne de olsa gençliğimizin anti hero figürleri arasında önemli bir yeri vardır Drago'nun.
Filmin notu: 6/10
Günün Afişi: The Favourite
Yorgos Lanthimos'un son filmi The Favourite 8 Şubat'ta ülkemizde vizyona çıkacak. Dünya sinemasının heyecan verici isimlerinden biri olan Lanthimos ününü gitgide büyüten sinemacılardan. Başrollerini Olivia Colman, Rachel Weisz, Emma Stone ve Nicholas Hoult gibi isimlerin paylaştığı The Favourite 18. yüzyıl İnglitere'sinde geçen bir dönem filmi ve birçoklarına göre de 2018'in en iyi yapımlarından biri.
Sinemada yavaşlık modası!
Hayır, bazılarının sandığı ya da umduğu gibi ağır tempolu ya da fazlasıyla uzun filmlerden bahsetmiyorum. Sinema bir sanatsa eğer bunu süresiyle ya da izleme kolaylığı/zorluğuyla değerlendirecek değilim; isteyen istediği uzunlukta ve yavaşlıkta film yapar, isteyen bunları izler, istemeyen de izlemez. Doğrusu yanlışı yok bunun. Elbette her film eleştirilir ama bu özellikleri yüzünden mahkum edilmez. Öncelikle bu konuyu açıklığa kavuşturup bir kenara bırakalım.
Burada söz edilen yavaşlık normal bir filmin yavaşlatılmış hali... Ağır çekim gibi de düşünebilirsiniz ama onun da aşırı uç noktası. Bildiğiniz gibi sinemada bir film saniyede 24 kare olarak sabitlenmiştir (TV'de saniyede 25). Bunun sebeplerine uzun uzun girmeyeceğim ama sinema endüstrisinin şekillenmeye başladığı ilk dönemlerde en optimum sayı bu olarak tespit edildiği için yıllardır da bu böyle gitmiş. İşte Bryan Boyer adlı bir mucit saniyede değil de saat 24 kare oynatan bir alet geliştirmiş. Adı da Very Slow Movie Player (VSMP). Yani 2 saatlik bir filmi bu alet sayesinde artık 7200 saatte izleyeceksiniz. Yani 300 günde... Yukarıdaki kısa tanıtım videosundan da görebileceğiniz gibi başucunuza bir fotoğraf çerçevesi gibi koyabileceğiniz (ya da tablo gibi duvarınıza asabileceğiniz) bu aletle örneğin Stanley Kubrick'in unutulmaz filmi "2001 Uzay Macerası"nı yaklaşık bir yıl boyunca izlemeniz (buna izleme denmez belki, bakmak diyelim) mümkün olacak. İlginç, değil mi?
2.01.2019
Netflix'ten Suudi otosansürü
Dünyanın en çok izlenen online streaming platformu Netflix, "Hasan Minhaj: Vatanseverliğe Giriş" adlı komedi programının "Suudi Arabistan" başlıklı bölümünü, Suudi hükümetinin itirazı üzerine, Suudi Arabistan'da gösterimden kaldırdı. Programın 28 Ekim tarihli bölümünde Hasan Minhaj, İstanbul'daki Suudi Arabistan Konsolosluğu'nda öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı üzerinden Suudi veliahtı Prens Muhammed Bin Salman hakkında konuşuyor ve Suudi Arabistan'ın yıllardır süren otokratik uygulamalarını eleştiriyordu. ABD - Suudi Arabistan ilişkilerini de yine esprili bir dille eleştiren Minhaj, Bin Salman'a en çok destek olan ülkelerden birinin ABD olduğunu söylüyor ve reformist sanılan Bin Salman'ın Arabistan'ı modernleştimeye çalışmadığını sadece Suudi diktatörlüğünü modernleştirme niyetinde olduğunu söylerek programı noktalıyor. Türkiye'de ve dünyanın geri kalan bölümünde halen izlenebilen bölüm Suudi Arabistan hükümet yetkilileri tarafından Suudi Arabistan Siber Suçlar Yasası'na göre suç teşkil ettiği gerekçesiyle Netflix'e şikayet edilince söz konusu bölüm yayından kaldırıldı.
Günün filmi: The Dawn Wall
Bugünün filmi bir belgesel... İki gözüpek kaya tırmanıcısı sporcunun dünyanın en zorlu kayalarından birine tırmanmalarını belgeleyen The Dawn Wall insanın doğayla olan inatlaşmasının çarpıcı bir örneğini gözler önüne seriyor.
![]() |
| Tommy imkansız gibi görünen bir etabın üzerinde çalışırken... |
Özellikle kaya tırmanışı konusunda uzmanlaşmış Josh Lowell ve Peter Mortimer ikilisinin yönettiği The Dawn Wall ABD'deki Yosemite Ulusal Parkı'nda bulunan ve El Capitan (Kaptan) adıyla tanınan yaklaşık 1000 metre yüksekliğindeki kayaya tırmanmayı aklına koyan Tommy Caldwell'e odaklanıyor. Film bir yandan Caldwell ve onunla birlikte kayaya tırmanan Kevin Jorgeson'un haftalar süren tırmanışını anlatırken bir yandan Caldwell'in hayat öyküsünü, başından geçen travmaları ve özel hayatındaki iniş çıkışları sunuyor izleyiciye.
![]() |
| Kevin yüzlerce metre yükseklikteki çadırın içinde dinlenirken |
Teknik olarak çok zor bir çekim sürecini maharetle yürüten Lowell ve Mortimer ikilisi filmin kurgusunu da izleyicinin ilgisini en üst noktada tutacak şekilde planlamışlar. Caldwell'in hayat öyküsünün önemli başlıklarını El Capitan tırmanışının içine dengeli bir şekilde yayarak yaklaşık 100 dakikalık bir dramatik akış çıkarmışlar. Yapılan tırmanışın olağanüstü zorluğunu, neden zor olduğunu ve Caldwell ile Jorgesen'in ne kadar büyük bir iş başardıklarını tırmanma sporunu hiç bilmeyen izleyicilere (örneğin ben) bile aktaracak denli anlaşılır bir anlatımı var filmin. Tırmanış başladıktan sonra günlerce hatta haftalarca duvarın üzerinde yaşayan ve bu çılgın girişim medyaya yansıyınca tüm ülkenin ilgisini çeken iki sporcunun yaşadıkları insan azminin saf bir izdüşümü gibi. Caldwell'in bir tırmanışçı için olmazsa olmaz uzuvlarından biri olan işaret parmağını (sol elinin) bir kaza sonucu kaybetmiş olması ise her şeyi daha da dramatik kılan başka bir unsur. Uzun lafın kısası, adını El Capitan'ın sabah güneş doğduğunda gün ışığını ilk alan yüzeyinden alan The Dawn Wall baştan sona ilgiyle izleyeceğiniz, yaşamın zorluklarıyla başa çıkmak adına ilham verici bir film.
Filmin Notu: 8/10
Iron Man veda ediyor
Marvel Sinematik Evreni'nin vazgeçilmez simalarından biri olan Iron Man'i canlandıran Robert Downey Jr.'un sözleşmesinin Avengers serisinin bu yıl vizyona girecek yeni halkası "Endgame" ile birlikte sona ereceği açıklandı. Böylece 4. Avengers filmiyle birlikte Chris Evans (Captain America) ve Chris Hemsworth (Thor) ile birlikte seriye veda eden üçüncü isim Robert Downey Jr. olacak. Bu elbette bu üç kahramanın da aynı filmde öleceği anlamına gelmiyor. Muhtemelen en az ikisi yeni oyuncularla seride var olmaya devam edecek. Asıl soru bu isimlerin yaratacağı boşluğu hangi oyuncuların dolduracağı. Bir başka olasılık ise Marvel'in bu isimlerle yeni bir sözleşme için pazarlık masasına oturması. Tüm bunları zaman gösterecek elbette.
1.01.2019
Günün filmi: Eighth Grade
![]() |
| Elsie Fisher, başrolünü üstlendiği Eighth Grade ile Altın Küre'ye aday oldu |
![]() |
| Filmin yönetmeni Bo Burnham ve Elsie Fisher... |
Filmin notu: 8/10
1.09.2018
Suspiria'daki şüpheli şahıs kim?
![]() |
| Berlin'de çekilmiş bu fotoğraftaki kişi Lutz Ebersdorf mu yoksa Tilda Swinton mı? |
Dün bahsetmiştim, Suspiria'nın yeni çevriminde rol alan oyunculardan biri akılları bir hayli karıştırdı. 1977 tarihli orijinal filmde yer almayan Dr. Jozef Klemperer karakterini oynayan oyuncu Lutz Ebersdorf'un aslında ki,m olduğu konusunda sanal alemde ciddi bir tartışma yaşanıyor. Ebersdorf'un IMDB profiline bakıldığında 1936 doğumlu oyuncunun bugüne kadar tek bir filmde rol aldığı görülüyor, o da tabii ki Suspiria. Üstelik profildeki fotoğraf, filmin trailer'ını izlediğinizde gördüğünüz oyuncuya çok da benzemiyor sanki. Lafı uzatmayalım, iddialar Tilda Swinton'ın ağır bir yaşlı adam makyajı altında ve takma bir adla Dr. Klemperer'i canlandırdığı yönünde. Bu iddiaya yanıt veren Luca Guadagnino ise "Bu tamamen sahte bir haber" demiş, akla Trump'ın sahte haber takınıtısını getiren bir şekilde... Daha yakın tarihli bir söyleşide ise "Yeni bir yüz kullanalım istedik. Hatta bu filmle doğan bir oyuncu olsun dedik. 20. yüzyılın tüm trajedisini bize geçirebilecek biri..." diyor. Yine de bu yanıtlar izleyicileri tatmin etmekten uzak. En doğrusu filmi baştan sona izleyip karar vermek.
31.08.2018
Suspiria'yı beklerken
Dario Argento'nun kült filmi Suspiria'nın Luca Guadagigno imzalı yeniden çevrimi pek yakında salonlarda olacak. İlk gösterimini Venedik Film Festivali'nde yapacak olan filmi heyecanla beklememiz için birçok sebep var elbette. Bir kere korku sinemasının meftunuyuz, o malum. Ayrıca filmin kadrosu hiç fena değil, Tilda Swinton var bir kere. Dakota Johnson'ın saçları hakikaten berbat belki ama Alman sinemasının efsanelerinden Angela Winkler da var kadroda, o da müthiş. Üstüne üstlük filmin müziklerinde Thom Yorke imzası var ki, düşündükçe tüylerim ürperiyor desem yeridir. Ayrıca bir de Lutz Ebersdorf meselesi var ki, onun üzerinde başka bir zaman duracağım. Suspiria'yı Filmekimi'nde izleriz diye düşünüyorum ama o zaman kadar en azından filmin afişini (yukarıda) ve karakter promolarını (altta) sizle paylaşayım dedim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

























