Timothy Anderson sadece Blade Runner için değil başka birçok unutulmaz film için çok güzel afiş/kapak tasarımları yaptı. İşte size bazı güzellikler.
29.06.2012
Timothy Anderson demişken...
Timothy Anderson sadece Blade Runner için değil başka birçok unutulmaz film için çok güzel afiş/kapak tasarımları yaptı. İşte size bazı güzellikler.
Blade Runner'a pulp yorum
Bilim-kurgu sinemasının en önemli başyapıtlarından Blade Runner için illüstratör Timothy Anderson şahane bir tasarım yapmış. Filmi bir pulp roman gibi hayal edip, o romanın kapağını tasarlamış Anderson. Çok da güzel olmuş. Kimi detayları da atlamamış bu arada. Örneğin üst köşedeki 2019 sayısı Blade Runner'ın geçtiği tarih. Fiyatı 82 cent ( ki film 1982'de vizyona çıktı) ve yayınevi de Tyrell ( filmdeki "kötü şirket" ).
Animasyonda eski bir yenilik
Yukarıda afişini gördüğünüz Paperboy kısa metrajlı bir animasyon. Büyük ölçüde siyah beyaz ( ama yakından bakarsanız kimi renkleri fark edebilirsiniz ) olan ve yine büyük ölçüde elle çizilen ( az miktarda CGI da var elbette ) Paperman'in yönetmeni A Bug's Lİfe, Toy Story 2 gibi yapımlarda animatör olarak çalışan John Kahrs. Kahrs'ın seslendirme de yaptığı film şimdiden animasyon meraklılarının nabız atışlarını hızlandırmış durumda. Aşağıdaki fotoğraflardan da anlayacağınız gibi son derece naif ve hatta şiirsel bir üslubu var Paperman'in. Bu da Sylvain Chomet gibi istisnaları bir yanda tutarsanız ( ki çok takip etmediğim Japon ustaları da ekleyebilirsiniz onun yanına ) uzun zamandır Disney/Pixar hakimiyetindeki ve hemen hemen tamamı 3D olan animasyon filmlerden sıkılmaya başlamış daha yetişkin izleyici için bulunmaz bir nimet.
Tomas Alfredson yeni filmine hazırlanıyor
Son yıllarda yakın takibe aldığım yönetmenlerden biri de Tomas Alfredson. İsveçli sinemacı 2008 tarihli filmi Let The Right One In ile gözdelerimin arasına girmişti. Tinker Tailor Soldier Spy ile de yerini sağlamlaştıran Alfredson şu sıralar yeni bir filme hazırlanıyor. gerçi böyle söyleyince sanki kesin bir bilgi gibi durdu ama Alfredson'un yönetmen olarak mı, yoksa yapımcı olarak mı bu filme hazırlandığını henüz kimse bilmiyor. Bilinen şu ki, kendisi gibi İsveçli yazar Astrid Lindren'in çocuk kitabı The Borthers Lionheart'ın film haklarını satın alan Alfredson öyle ya da böyle bir şekilde bu projenin içinde. Filmin senaryosu için Alfredson bir kez daha Let The Right One In'in senaristi ( ve orijinal romanın da yazarı aynı zamanda ) John Ajvide Lindqvist ile birlikte çalışacak.
Bu koltuk Star Wars tutkunları için
Bakalım çıkan her action figure'ü almak için yarışan Star Wars tutkunlarının hangisine nasip olacak bu enteresan koltuk?
Günün Trailer'ı: The Man With the Iron Fists
Haftasonuna girerken biraz eğlenelim istedim. The Man With The Iron Fists akla 70'li yıllarda sinemalarımızda çokça seyredilen "Tek Kollu Kahraman Uçan Giyotine Karşı" benzeri kült filmleri getiriyor. Görüntüler de pek farklı değil, sadece çok daha cafcaflı ve tekno destekli. İşin içinde Quentin tarantino ve Eli Roth gibi bu tür işlerin manyağı isimler de var. Russell Crowe'un kendisine yatakta eğlenmeye davet eden hatunlara ( elindeki kılıca bakarak ) verdiği yanıt tam da Tarantino'nun kalemine layık bence: "Siz işsiniz, eğlenceyse bu".
Bir devrin sonu mu?
Dün birçok sitede Martin Scorsese'nin artık dijital kamerayla film çekeceği ve 35 mm. film kullanmaktan tamamen vazgeçtiği haberini gördüm. Başlıktaki sorum da bu yüzden anlayacağınız. Aslına bakarsanız bu soruya "evet, bir devrin sonu" yanıtı çoktan verilmiş durumda. Günümüzde sinema yapan yönetmenlerin çok büyük bir bölümü dijital çalışıyor. Film kullanan sinemacıların sayısı gitgide daha da azalıyor. Coen Kardeşler bu az sayıdaki sinemacılar arasında yanılmıyorsam. Keza David Cronenberg de 35 mm taraftarlarındandı ama Cosmopolis ile o da karşı tarafa geçti. İşin aslı yakında film üretimi iyice azalacak ve büyük ihtimalle herkes dijital çekmeye başlayacak. Tabii bir süre evvel tamamen duran plak üretiminin yeniden başlaması gibi 35 mm'ye de yeniden dönüş olur mu, kestirmek zor. Ama doğrusu, sinemadaki maliyetlerin yüksekliği göz önüne alınırsa, bana biraz zor görünüyor.
Meselenin daha önemli yanıysa neyle, nasıl çektiğiniz değil, ortaya çıkan ürünün kalitesi bence. Örneğin Nuri Bilge Ceylan dijital teknolojiyi dünyada en iyi kullanan sinemacılardan biri. Sinemanın günümüzdeki önemli öncülerinden biri olan Peter Greenaway de yaklaşık 10 yıldır dijital çalışıyor. Keza her daim avant-garde Jean Luc Godard da günümüzün en yeni dijital teknoljileriyle film çekiyor. Lord of the Rings üçlemesini 35 mm çeken Peter Jackson Hobbit filmlerinde dijitale döndü. Spielberg, Woody Allen gibi sinemacılar hala 35 mm'de ısrar ederken, Soderbergh, Fincher gibi sinemacılar yakın bir zaman önce dijitale transfer oldular. Her iki kampta da çok sağlam filmler çıkabiliyor elbette, ama durum onu gösteriyor ki, sinemanın geleceği büyük ölçüde dijital olacak. Bu da aslında iyi bir şey bana sorarsanız, zira maliyetler ucuzlayacak ve sinema çok daha özgürleşecek. En azından kağıt üzerinde.
27.06.2012
Günün Afişi
Edebiyat uyarlamalarına hep temkinli yaklaşırım. Hele böylesi olağanüstü romanların uyarlamaları beni hepten hayal kırıklığına uğratır. Anna Karenina gibi edebiyat tarihinin zirvesindeki 3 - 5 romandan biri olan bir klasiği sinemaya uyarlamak çoğu zaman katliamdan farksız sonuçlar doğurur. Joe Wright'ın yakında vizyona çıkacak uyarlaması da projede yer alan tüm güçlü isimlere rağmen benzer bir sonuca varacak diye korkuyorum doğrusu. Senaryoyu çağımızın önemli kalemlerinden Tom Stoppard'ın yazmış olması bir fark yaratır mı dersiniz? Göreceğiz. İşin doğrusu Keira Knightley, Jude Law ve Aaron Johnson'dan kurulu kadrodan pek ümidim yok. Tek umudum Stoppard.
Klasik Sahne: When Harry Met Sally
Nora Ephron'un anısına, senaryosunu yazdığı ve romantik komedi türünde yeni bir dönemi başlatan When Harry Met Sally'den bir sahne var bu kez Klasik Sahne köşesinde. Meg Ryan ve Billy Cristal'in başrollerini paylaştığı filmin en ünlü sahnesi herhalde yukarıda yer alan "sahte orgazm" sahnesi olsa gerek. Fazla da iddialı konuşmak istemem ama Meg Ryan kariyerindeki hızlı yükselişi bu sahnedeki performasına borçludur bence. Sahnenin sonundaki espri ise ( "Bana da onun yediğinden verin" ) sinema tarihinin en vurucu tek satırlarından biridir şüphesiz.
Nora Ephron ve İstanbul
Silkwood ve When Harry Met Sally gibi filmleri senaristi; Sleepless In Seattle, You've Got Mail, Julie & Julia gibi filmlerin hem yönetmeni hem de senaristi Nora Ephron 71 yaşında hayata veda etti. Bir süredir kanserle mücadele eden ve bu yüzden sinemadan uzak kalan Ephron daha çok romantik komedi türüyle özdeşleşmiş bir isim ama yazdığı ilk senaryolardan biri olan Silkwood ile de politik gerilim türünde ne kadar yetkin olabildiğini de kanıtlamış bir senarist bence.
Nora Ephron'un "Özleyeceklerim ve Özlemeyeceklerim" başlığı altında bir listesi var internette. Merak edenler tüm listeye buradan ulaşabilir. Benim bu listede dikkatimi en çok çeken şey, "Özleyeceklerim" bölümündeki "Next year in Istanbul" maddesi oldu. Hızlı bir araştırma yaptım ama Ephron'un İstanbul ile olan bağını, yakınlığını çıkaramadım. Filmlerinin tamamını didik didik izlemediğim için belki de benim bilmediğim ama başkalarının bildiği bir bağdır bu. Listenin ilk yer aldığı yer olan "I Remember Nothing" başlıklı kitapta bu konuyla ilgili bir ipucu olabilir belki, bilemiyorum. Yeni bir bilgim olursa yazarım.
26.06.2012
Günün Trailer'ı: Hara-Kiri: Death of a Samourai
Takashi Miike 13 Assassins'in ardından bir samuray filmi daha çekti. Yukarıda filmin trailer'ı var. Masaki Kobayashi'nin 1962 tarihli Harakiri filminin bir yeniden çevrimini yapmış Miike. 13 Assassins çok beğenilmişti, bakalım bu da öyle olacak mı?
Ekşi liste, güzel liste
Ekşi Sözlük ekibinin sinema sitesi Ekşi Sinema hiç de kolay sayılmayacak bir işe kalkışıp "Alternatif Top 250" başlığı altında bir liste derlemiş. IMDB'nin 250 filmlik listesine alternatif olarak hazırlanan bu listeye Ekşi yazarları dışında bazı sinema yazarları da destek vermiş. Listeyi baştan sona gözden geçirdim ve hakkaniyetli bir çalışma olduğuna kanaat getirdim. Ekşi'nin listesi IMDB'nin listesinden farklı olarak kronolojik sıralamayla sunuluyor ve filmler arası bir yarış gözetilmiyor. Bu da açıkçası çok daha doğru bir yaklaşım. Zaten IMDB'de izleyicilerin verdiği puanlar belirleyicidir ve anaakım sinemanın hakimiyeti hissedilir. Özellikle de Hollywood baskındır bu listede. Ekşi liste ise sinemadaki farklı arayışların ön plana çıktığı, hatta zaman zaman sadece entelektüel izleyicilerin ilgi göstereceği türde filmlerin tavsiye edildiği bir derleme olmuş, ki bence hiç sakıncası yok. belki biraz daha fazla Türk filmi olabilirdi listede diye düşünüyorum açıkçası. Bir de her iki listede de beni üzen şey film noir örneklerine yeteri kadar yer verilmemiş olması. Nerede bir Out of the Past, The Big Heat ya da Night and the City? Yine de güzel bir liste olmuş, teşekkürler Ekşi Sinema.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















