3.05.2011

Siyah beyaz karelerle Cannes'dan enstantaneler


Cannes'ın yerlisi bir aile Traversolar. 1919 yılında Cannes'da bir fotoğrafçılık firması kuran Auguste Traverso ilk yıllarından itibaren festivali takip etmiş ve çektiği fotoğraflarla dünyanın bu en önemli sinema etkinliğini belgelemiş. Knedisinden sonra da bayrağı oğlu Henri ve torunu Gilles Traverso devralmış. 3 kuşaktır fotoğraf çeken bir aile sizin anlayacağınız. 1997 yılında Traveso ailesinin çektiği fotoğraflar kitaplaştırılmıştı hatta. Ben de sizinle Guardian'ın sitesinden aldığım bazı fotoğrafları paylaşıyorum. Tekrar hatırlatmak gerekirse festival 11 Mayıs'ta başlıyor.

Bu fotoğraf 1960 yılından. Fellini'nin La Dolce Vita'sı saatler önce Altın Palmiye'yi almış ve neşeli bir kalabalık hemen partiye akmış. Kim olduğunu bilmediğim bir hanımı da karga tulumba havuza atmışlar. Güzel zamanlarmış. La Dolce Vita işte.

1951 yılından bir kare. Plajda fotoğrafçılara poz veren genç yıldız adayı ise Elizabeth taylor'dan başkası değil. Festivale katıldığı filmse A Place In The Sun. Çok kısa bir süre sonra Taylor o kadar ünlü olacak ki, değil plaja inmek, otelinden bile çıkamayacak hale gelecek.

Plajda bu kez Brigitte Bardot'yu görüyoruz. 1955 yılında Henri Traverso tarafından çekilen bu fotoğrafta Bardot'nun yanında küçük bir okul çocuğu var ( kim acaba?). Bardot'ya koşmasını söyleyense Henri Traverso, zira onu hareket halindeyken çekmek istemiş.

1967 yılında çekilen bu fotoğraftan da anladığımız gibi Andy Warhol da Cannes'dan geçen simalar arasında. Hemen yanında da Nico oturmakta.

Hepsi de ne kadar genç değil mi? 1976 yılında Altın Palmiye'yi alan Taxi Driver'ın oyuncuları duruyor karşınızda. Harvey Keitel'ın elindeki koca puroya dikkat. Ortadaki arkadaş ise bu yıl jüri başkanı sıfatıyla dönüyor Cannes'a.

Politikaya atılmadan yıllar önce, daha çok bir vücut geliştirme şampiyonu olarak tanındığı yıllarda Cannes'a gelen Arnie plajda genç kadınların ilgi odağı olmuş. Kızlar Folies Bergers'den bu arada.

Şöhret piramidinin tepesindeki çift. Yıl 2009. Brad Pitt'in oynadığı Inglorious Basterds filmi münasebetiyle adımlıyorlar kırmızı halıyı.

2.05.2011

Tarantino'nun Spagetti Western'i


Adı Django Unchained. En azından şimdilik. Açıkçası Quentin Tarantino neden hala şöyle dört başı mamur bir Spagetti Western çekmedi, anlayamıyorum. Neyse ki bu konuda daha fazla ayak sürtmeyi bırakmış ve harekete geçmiş. Geçtiğimiz hafta senaryoyu bitiren Tarantino yapımcı Stacey Sher ( Pulp Fiction'ın yapımcısıydı kendisi ) ile birlikte kolları sıvamış bile. Universal herkesten önce senaryoyu okuma ayrıcalığına sahip olsa da, Warner Bros., Paramount ve Sony de filmi yakından takip ediyor. Oyuncu kadrosu henüz belli değil ve çekimler de yıl sonuna doğru başlayacak ama bazı kaynaklar başrolü Christophe Waltz'un kaptığı konusunda hemfikir. Ketih Carradine ve Treat Williams'ın adları da geçiyor. Ayrıca geçtiğimiz Şubat ayında Franco Nero da filmde bir rol üstleneceğini açıklamıştı. Nero'nun 1966 tarihli Django adlı filmde başrolü üstlenmiş olduğunu hatırlatmakta yarar var belki de.

Hollywood gündemi yakından takip ediyor


Malum, Usame Bin Ladin'in öldürüldüğü açıklandı. Saatlerdir Beyaz Saray'ın önünde bir bayram havası yaşanıyor. Televizyon kanallarında başka hiçbir haber yok. Hayat durdu adeta ve tüm gündem Bin Ladin'in ölümüne kilitlendi. Birkaç gün böyle gider artık. Öte yandan Hollywood da gündemin yakın takipçisi. En son The Hurt Locker ile Oscar alan Kathryn Bigelow bu konuya dair bir filmin hazırlıkları içindeymiş bir süredir. Zamanlama daha mükemmel olamazdı herhalde. Adı şimdilik Kill Bin Laden olan film aslında ABD'nin Bin Ladin'i yakalamk üzere giriştikleri başarısız bir operasyondan hareketle yazılmıştı ama şimdi, bu son gelişmeler ışığında, farklı bir son gerekebilir. Bin Ladin'le ilgili bir başka film daha var üstelik. 2006 yılında Paramount'un film haklarını satın aldığı Jawbreaker adlı roman 2001 yılının Aralık ayında Bin Ladin'i yakalamk üzere düzenlenen bir operasyonun öyküsünü anlatıyor. Gerçi filmin çekimi belirsiz bir süre için askıya alınmıştı ama herhalde birileri hızla harekete geçmelerini zamanı geldiğini fark etmiştir.

29.04.2011

Günün Afişi


Fazla söze hacet yok. Lars Von Trier'nin yeni filmi Melancholia önümüzdeki haftalarda Cannes'da.

Steve McQueen'i kim oynayacak?


"Steve McQueen oynanmaz, yaşanır" diyesim var ama kendimi tutuyorum. Sonuçta Hollywood'un görüp görebileceği en cool üç-beş adamdan biri kendisi ve elbette filme alınmaya değecek bir hayat öyküsü var. Öncelikle oyuncu olarak çok da büyük bir yeteneğe sahip olmadığını düşünmüşümdür hep. Ama perdeye yansıttığı persona tam anlamıyla ikoniktir. Böyle bir karakteri de ancak çok özel yetenekleri olan bir oyuncu canlandırabilir sanırım. Buz gibi dış görüntüsün içinde yaşadığı binbir duyguyu hakkıyla verebilmek sadece yakışıklı bir sarışının işi olamaz. Bugün okuduğum bir habere göre Jeremy Renner bu işe talip. 2 kez Oscar'a aday gösterilen Renner henüz kariyerinin zirvesine çıkmamış ama fazlasıyla umut veren bir oyuncu. Steve McQueen'in neredeyse tam tersi bir oyunculuk stili var. McQueen soğuk, Renner ise çok sıcak bir aktör. Ortaya çıkacak sonuç çok ilginç olabilir aslında. Üstelik Jeremy Renner sadece ünlü aktörü canlandırmakla kalmayıp, filmin prodüktörlüğünü de üstlenmeyi düşünüyor. Don Hanfield ile birlikte The Combine adlı yapım şirketini kuran Renner'in şu sıralar en büyük hayali bu filmi gerçekleştirebilmek.

Assange'ın filmini kim çekecek?


Son yılların en gizemli ve karizmatik kişilerinden Julian Assange hakkında sonsuz spekülasyon dönen biri aynı zamanda. Kimilerine göre anarşist bir kahraman, kimilerine göre uyanık bir fırsatçı, kimilerine göre hatta bir casus. Ben Assange'ı kahraman sınıfına yakın bulanlardanım doğrusu. WikiLeaks ile yaptığı şeyi çok önemli buluyorum ( yayınlanan belgeleri tek tek okumasam da). Bir takım devlet büyüklerinin, askerlerin vs. paniğe kapılmalarını izlemek hoşuma gidiyor, ne yalan söyleyeyim. Bir yandan da tarih yazımcılığında ve gazetecilikte yeni bir sayfa açıldığını düşünüyorum. Uzatmayalım, bir süredir Julian Assange hakkında bir film çekileceği söylentileri dönüp duruyordu. Nihayet bazı şeyler kesinleşmeye başladı. Bu yıl Inside Job adlı belgeseliyle Oscar alan Charles Ferguson'ın HBO için bir Julian Assange filmi çekeceği duyuruldu. Ferguson filmin yapımcılığını da üstlenecek. Eğer bir sorun çıkmaz da Ferguson filmi çekerse, bu onun ilk kurgu filmi olacak. Bitmedi. DreamWorks ve Universal'ın da aynı konuda film hazırlığında olduğu da gelen haberler arasında. İlginç olacak.

Cannes, Les Bien-aimés ile kapanıyor


64. Cannes Film Festivali'nin kapanış filmi belli oldu. Festival bu yıl Fransız sinemacı Christophe Honoré'nin Les Bien-aimés adlı filmiyle kapanacak. 2007 yılında Les Chansons d'amours adlı filmiyle ilk kez Cannes'da yarışan Honoré aynı zamanda çoğunluğu gençlere yönelik 20'nin üzerinde romanın yazarı. Les Bien-aimés Fransız sinemacı, senarist, oyuncu ve yapımcı Jacques Demy'ye bir saygı niteliğinde. hatırlatmak gerekirse Jacques Demy en çok Les Parapluies de Cherbourg adlı filmiyle bilinir. 1962 yılında kendisi gibi sinemacı olan Agnes Varda ile evlenen Demy 1990 yılında hayata veda etti. O sıralar ölüm sebebi kanser olarak açıklanmıştı ama 2008 yılında Agnes Varda gerçeği açıkladı ve Demy'nin AIDS'den öldüğünü söyledi. Honoré'nin filminde başrolleri Catherine Deneuve, Chiara Mastroianni, Ludivine Sagnier ve sürpriz bir isim Milos Forman paylaşıyor.

28.04.2011

Larry Mullen'ın yeni kariyeri


Eğer "Larry Mullen da kim?" diyorsanız, hemen durun ve başka bir sayfa açarak araştırmanızı yapın. Gerçi kendisinin U2 grubunun davulcusu olduğunu ben de söyleyebilirim ama siz araştırısanız edindiğiniz bilgiler daha sağlam olur, değil mi ama? Ukalalık yeter. 1970'li yıllardan bu yana davul taburesinde oturan Mullen ilk kez yerinden kalktı ve bir filmde rol aldı. Man on the Train adındaki bu film de önümüzdeki günlerde Cannes Film Festivali'nde görücüye çıkacak. Man on the Train 2002 yılında çevrilmiş L'Homme du Train adlı Fransız filminin bir yeniden çevrimi. Kuzey İrlandalı yönetmen Mary McGuckian'ın yönettiği filmde Mullen bir banka soymak üzere küçük bir kasabaya gelen gizemli bir yabancıyı oynuyor. Filmde kendisine eşlik eden isimse Donald Sutherland. Hemen belirteyim, filmin orijinalinde Larry Mullen'ın oynadığı rolü dünyaca ünlü Fransız rock'n roll yıldızı Johnny Halliday üstlenmişti.

Venedik Film Festivali'nde Darren Aronofsky jüri başkanı


Uzun uzun lakırdı edecek değilim. Başlık zaten her şeyi söylüyor. Dünyanın en önemli 5 film festivali arasında gösterilen Venedik Film Festivali'nde ( ki en köklü festivaldir aynı zamanda ) bu yıl jüri başkanlığını Darren Aronofsky üstlenecek. Hatırlanacağı üzre 2008 yılında Venedik'te gösterilen The Wrestler festivalin büyük ödülü olan Altın Aslan'ı almıştı. En son Black Swan ile Oscar'a aday gösterilen Aronofsky için festival organizatörleri "çağdaş sinemada kilit bir isim" tanumlamasını yapmışlar. Venedik Film Festivali bu yıl 31 Ağustos - 10 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek.

26.04.2011

Günün Trailer'ı: The Devil's Double


Lee Tamahori'nin yönettiği The Devil's Double ( Şeytan'ın Dublörü desek olur herhalde ) Sundance'de ses getiren filmlerden biriydi. Gerçek bir hikayeyi anlatan film Saddam Hüseyin'in oğlu Uday Hüseyin'e ikizi kadar benzeyen bir adamın başından geçenleri anlatıyor. Dominic Cooper'ın başrolünü üstlendiği film, tahmin edeceğiniz üzre, Uday Hüseyin'in dublörü olarak olmadık tehlikelerle yüzyüze kanal genç bir adamın hikayesi. Tamara Drewe'de sergilediği sağlam performansla övgüler alan Dominic Cooper haricinde ( ki kendisini iki rolde izleyeceğiz haliyle ) Ludivine Sagnier, Jamie Harding ve Philip Quast gibi oyuncular da rol alıyor.

25.04.2011

Kızı Jennifer Lawrence, anneyi Elizabeth Shue oynayacak


Bu haberin benim için anlam ve önemi tamamen başlıktaki iki ismin varlığından ibaret. Yani elbette Jennifer Lawrence ve Elizabeth Shue'nun başrollerini paylaşacağı korku filmi House At The End Of The Street birçokları için ( ben dahil muhtemelen ) önemli bir haber olabilir ama burada dikkatinizi asıl çekmek istediğim mevzu bambaşka. Şöyle ki, ilk kez Karate Kid filminde karşımıza çıkan Elizabeth Shue bizim kuşak için bir hayli önemli bir isimdir. Filmde Ralph Macchio'nun kız arkadaşı rolünü üstlenen ve birkaç yaş büyümüz olsa da fena halde hayranlığımızı kazanan Elizabeth Shue ilerleyen yıllarda Tom Cruise ile de kamera karşısına geçmiş ( Coctail ) ve popülerliğini alabildiğine artırmıştı. Ben şahsen onun Palmetto zamanlarını daha güzel bulurum. Gençlik yıllarımda benim favorim Sophie Marceau idi ve Elizabeth Shue sıralamada birkaç basamak arkadan gelirdi. Tabii Palmetto dönemi Elizabeth Shue her zaman ön sıralardadır. Doğrusunu söylemek gerekirse çok da başarılı bir oyuncu olduğunu söyleyemeceğim. Zaten kariyerinde de bir türlü istediği sıçramayı yapamadı. Bırakın Oscar'ı, bir Altın Küre'si bile yok. Şimdiyse anne rollerine çıkıyor bir zamanların güzel yıldızı. Gerçi kızını oynayan Jennifer Lawrence'ın yeri bir başka benim gözümde. Hem çok güzel, hem de çok yetenekli bir oyuncu Lawrence. Son dönemde en favori yıldız adaylarımdan biri kendisi. Mesele şu ki, Lawrence ile Shue'nun anne-kız oynayacağı haberine sevindim mi yoksa yaşlandığımı hatırlattığı için üzüldüm mü emin olamıyorum. 

22.04.2011

Yeni Jason Bourne kim olacak? Jeremy Renner'e ne dersiniz?


Aslında Jeremy Renner çok iyi bir oyuncu ama ilk üç filmde hayatının en başarılı performanslarından birini ortaya koyan Matt Damon kadar başarılı olur mu, emin değilim. Nedenini açıklamaya çalışayım. Matt Damon her zaman daha soğuk, kişiliğini öne çıkarmayan rollerde daha başarılı bence. Becerikli Bay Ripley'de de benzeri şekilde iyi bir performans sergilediğini düşünüyorum örneğin. Neredeyse kişiliksiz bir personası var beyazperdede. Bu yüzden de Bourne gibi kimliksiz, soğukkanlı bir adamı çok iyi canlandırmıştı. Komedi yeteneğinin ise hiç olmadığını, hadi hiç demeyeyim, kısıtlı olduğunu düşünüyorum. Jeremy Renner ise içinde ateş yanan tiplerden. En soğukkanlı olması gereken adamı oynarken bile patlayacak bir bomba izlenimi veriyor. Peki sizce Jason Bourne nasıl bir karakter? Bu sorunun cevabını yukarıda vermiştim gerçi ama bir kez daha tekrarlayayım, Jason Bourne kim olduğu bile tam bilinmeyen, karanlık, soğuk bir tip. Yine de son gelen haberler Universal'ın yeni çekilecek The Bourne Legacy'de başrolü Jeremy Renner'e teklif ettiği yönünde. Bakalım bu teklifi kabul edecek mi?