11.02.2011

Günün Trailer'ı: X-Men: First Class


X-Men serisinin yeni filmi X-Men: First Class'ın trailer'ı yayınlandı. Film Haziran'da gösterime girecek. Meraklısına duyurulur.

Red Sonja nihayet geliyor mu?


Bizim gibi Conan'la büyüyenler için Red Sonja'nın özel bir anlamı var galiba. Gerçi kendimi çok da Conan'cı olarak görmem, sınıfta arkadaşlarımdan alıp ara sıra okurdum ama "hiç bir macerasını kaçırmam" tayfasından değildim. Arnold'un oynadığı filmi de seyretmiş ama fazla önemsememiştim doğrusu. 1980'lerin Red Sonja'sı Brigitte Nielsen'di hatırlarsanız. Heybetli cüssesiyle korku salan bir hali vardı. Rocky 4'te falan da oynamış, sonradan yavaş yavaş unutulmuştu. Red Sonja filmi de fazla heyecan yaratmamıştı zaten. En azından ben öyle hatırlıyorum. Şimdi yeni bir Red Sonja filmi geliyor. Aslında neredeyse 5 yıldır bir Red Sonja planı var ama bir türlü hayata geçememişti. Nihayet tünelin ucunda bir ışık göründü anlaşılan. Gelen haberler o yönde. Red Sonja'yı oynayacak aktris arayışları bir anda hızlandı ve bir isim öne çıktı bile: Amber Heard. Yeni kuşak güzellerden Heard daha önce bir kaç korku filminde baş göstermiş ve oyunculuğuyla değilse de tipiyle heyecan yaratmayı bilmişti. Red Sonja gibi acımasız bir amazonu oynayabilir mi, göreceğiz. Gerçi yönetmen koltuğunda oturacağı söylenen Simon West son derece sıradan bir teknisyendir ama belki izlenecek bir film çıkar ortaya.

10.02.2011

Iron Man 3 için yönetmen aranıyor


İlk iki filmi çeken Jon Favreau bu sefer yönetmen koltuğuna oturmayacak gibi görünüyor. Vizyon tarihi şimdiden belli olan ( 3 Mayıs 2013, artık Hollywood'da işler böyle yürüyor gördüğünüz gibi, tersten ) Iron Man 3 için bir yönetmen arayışı başlamış durumda. Favreau'nun seriden ayrıldığını açıklamasıyla başlayan arayışta şu anda üzerinde durulan isimse Shane Black. Bundan bir kaç yıl önce Altın Portakal için Antalya'ya gelen Shane Black daha önce de Robert Downey Jr. ile çalışmıştı hatırlarsanız. Kiss Kiss Bang Bang için aynı seti paylaşan ikili birbirine yabancı değil anlayacağınız. Üstelik o filmde hiç de fena bir iş çıkarmamışlardı. Doğrusu Judd Apatow'un kral olduğu sektörde Shane Black gibilerine fazla yer kalmadığını görmek üzücü ama öte yandan Hollywood gişesini de ortalama izleyiciler domine ediyor, yani şaşırtıcı değil. Aslında bu konuyla ilgili ilginç bir makale okudum ve onu da paylaşmak isterim ama şimdi değil. Konumuza dönecek olursak, Shane Black bildiğiniz gibi senaryo konusunda güçlü bir isim ve eğer filmi yönetmesi kesinleşirse bir senaryo taslağı da yazacak. Ama dediğim gibi, henüz arayış sonuçlanmış, anlaşmalar imzalanmış değil.

8.02.2011

Dickens'ın Büyük Umutlar'ı yeniden beyazperdede


Ama henüz çekimler bile başlamadı, acele etmeyin. Önümüzdeki yıl Charles Dickens'ın doğumunun 200. yılı ve bu çerçevede yıl boyunca çeşitli anma ve kutlama etkinleri olacak. 2012'de gösterime girmesi planlanan Great Expectations, ya da Türkçe adıyla Büyük Umutlar ( ki expectations'ı umutlar olarak çevirmek ne kadar doğru, o da tartışılır ) uyarlaması da bu etkinliklerden biri. Filmi ytönetecek kişiyse en son Prince of Persia ile bende bir hayalkırıklığı yaratan Mike Newell. Kendisiyle 1993 yılında tanışıp, çalışmış biri olarak söylüyorum bunu. Dancer In The Dark kadar iyi bir film çekemedi bir daha belki ama Four Weddings and A Funeral ve Donnie Brasco gibi hiç de fena sayılmayacak filmleri vardır. Ama galiba Prince of Persia bir dipti onun için. Dickens ise yeniden kendisini bulması için bir fırsat olabilir.

Günün Trailer'ı: The Music Never Stopped


Senaryosu Oliver Sacks'ın kitabından hareketle çekilen The Music Never Stopped bana biraz Robert De Niro ile Robin Williams'ın başrollerini paylaştığı Awakenings'i anımsattı. Onun da kaynağı Sacks idi yanılmıyorsam. Jim Kohlberg'in yönetmenliğini yaptığı filmde başrolü müzik üstleniyor gibi duruyor. Bob Dylan'dan The Rolling Stones'a, The Beatles'dan Grateful Dead'e birçok klasik ismin müziklerini duymak mümkün filmde.

Bir Dracula daha geliyor


Sinema ( ve edebiyat ) tarihinin en popüler anti-kahramanlarından biri Dracula. Bram Stoker'ın yarattığı karakterle ilgili kaç film çekildi, sayısını tam olarak bilmeme imkan yok. Dracula İstanbul'da diye bir film bile çekildi hatta. İşin ilginç yanı 1953 tarihli o filmde Dracula'nın ( bugün artık tüm vampirlere atfedilen ) sivri köpek dişleri ilk kez görüldü. Türk sinemasının dünya sinemasına bir başka önemli katkısı yani. Uzatmayayım, Dracula filmleri hala çok popüler ve korku sinemasının asla vazgeçemeyeceği bir "alt tür" neredeyse. Gelen son habere göre şimdi de Jaume Collet-Serra bir Dracula filmi çekecekmiş. İspanyol sinemacı daha önce Orphan ve House Of Wax gibi filmler çekmişti hatırlarsanız. Çok yakında da yeni filmi Unknown gösterime girecek. Açıkçası bana Dracula gibi bir mevzuyla baş etmesi zor bir isim gibi geldi ama belli olmaz tabii. Yine Bram Stoker'dan yola çıkacak olan filmin adı şimdilik Harker. Harker bildiğiniz gibi Dracula'nın şatosuna giden ve hikayeyi anlatan karakter. Film henüz senaryo aşamasında olduğu için nasıl bir hikayesi olacak bilemiyorum ama adından yola çıkarak Jonathan Harker'ın ön plana çıkacağını düşünebiliriz sanıyorum. Bu arada hemen söyleyeyim, Bram Stoker'dan yola çıkan filmler içinde özellikle 3 tanesini çok severim: Coppola'nın aşkı yücelten Bram Stoker's Dracula'sı, Murnau'nun insanın içini ürperten 1922 tarihli Nosferatu adlı sessiz klasiği ve Herzog'un tuhaf mı tuhaf başyapıtı ( masterpiece anlamında ) Nosferatu: Phantom der Nacht'ı.

7.02.2011

Senaristlerin ödülü Inception'a


Geçtiğimiz hafta yönetmenler ve oyuncular yılın en iyilerini belirlemişti, bu sefer de sıra senaristlere geldi. WGA, yani Writers Guild of America ( Amerikan Yazarlar Senbdikası gibi bir şey ) En İyi Özgün Senaryo ödülünü Inception ile Christopher Nolan'a vardi. Oscar'a da ady gösterilen filmin en güçlü rakibi herhalde The King's Speech olsa gerek. Hemen belirtmekte yarar var, The King's Speech WGA ödülleri için gerekli kriterleri karşılamadığı gerekçesiyle ( sendikanın rehberliği olmadan çekilmiş örneğin ) ödüllerin dışında tutuldu. Yani Inception bu anlamda rakipsiz kalmış. WGA'nın bu ödülü Oscar için belirleyici olabilir ve aslına bakarsanız hak edilmiş bir ödül gibi de görünüyor. Inception senaryo matematiği çok güçlü bir film sonuçta. Fikrin de özgün olduğunu teslim etmek gerek. Film genelde beni hayal kırıklığına uğratmıştı ama ödül alacağı bir kategori seçmem gerekse ben de açıkçası senaryoyu ( bir de Visual Effects olurdu herhalde ) seçebilirdim. Öte yandan filmin o ince hesaplanmış matematiğin içine de hapsolduğunu düşünüyorum biraz. Ama bu daha uzun bir tartışma kanosu ve yeri burası değil.  WGA En İyi Uyarlama Senaryo ödülünü ise, tahmin edileceği üzre The Social Network ile Aaron Sorkin'e verdi. Bu da hiç sürpriz değil aslında, ama doğrusu bu kategoride daha güçlü filmler var gibi. Açıkçası ben The Social Network'ün etrafında kopartılan yaygarayı da çok manalı bulmuyorum. Fincher'ın tahminen en sıradan filmi olduğunu düşünüyorum. Bir hayal kırıklığı diyebilirim yani.

4.02.2011

On The Road


Jack Kerouac'ın kült romanı On The Road sinemaya uyarlanıyor biliyorsunuz. Hatta çekimler bitti bile yanılmıyorsam. Walter Salles'in yönettiği filme dair ilk görseller basına yansıdı bile. Başrollerini Sam Riley, Garrett Hedlund ve Kristen Stewart'ın paylaştığı film 2011 içinde vizyona girecek ama tam tarih henüz belirsiz. Filmde ayrıca Viggo Mortensen, Kirsten Dunst, Amy Adams ve Steve Buscemi de var.



Maria Schneider 1952 - 2011


Nedense Maria Schneider aklımda Last Tango In Paris'teki Jeanne ya da The Passenger'daki "kız" olarak değil de, oynadığı çıplak sahneler yüzünden ağır travmalar geçirmiş, acılar yaşamış bir oyuncu olarak yer etmiş. Bahsettiğim çıplak sahneler Marlon Brando ile oynadığı Last Tango In Paris'ten elbette. Daha 19 yaşında bir genç kızken çektiği film onu o kadar etkilemişti ki, sığındığı uyuşturucudan kurtulması kolay olmadı. İntihara bile kalkıştı. Marlon Brando gibi şişkin ve zor bir egoyla uğraşmanın Maria Schneider'a ne kadar ağır geldiğini anlamak hiç zor değil tabii. "Marlon ve Bertolucci tarafından tecavüze uğramış gibi hissettim kendimi" diyor bir röportajında hatta. Last Tango'dan birkaç yıl sonra çevirdiği The Passenger'da bu kez Jack Nicholson ve Michelangelo Antonioni ile açlıştı ama sonrasında kariyeri bir türlü yükselişe geçemedi. Küçük bütçeli filmlerde yer aldı hep, çok az kimsenin izlediği. 90'lı yıllarda Les Nuits Fauves ve Jane Eyre gibi görece daha iyi filmlerde oynadı ama bu sefer de üstlendiği roller çok imkan sağlamadı ona. Üstelik uzun bir hastalıkla mücadele etmesi gerekti ve 58 yaşında, bu çağda genç sayılabilecek bir yaşta hayata veda etti.

2.02.2011

Günün Trailer'ı: Incendies


Bu yıl Yabancı Dilde En İyi Film Oscar'ına aday gösterilen 5 filmden biri Incendies. Kanadalı sinemacı Denis Villeneuve'ün bir önceki filmi Polytecnique'i geçenlerde izledim ve çok etkileyici buldum. Incendies'i de merakla bekliyorum doğrusu. Ödül alması da hiç şaşırtıcı olmaz bu arada.

Roger Deakins bu kez Oscar'ı alır mı?


Yaşayan en iyi görüntü yönetmenlerinden ( kimilerine göre en iyisi ) biri Roger Deakins. Bu yıl True Grit ile tam 9. kez Oscar'a aday gösterildi. 35 yılı aşkın bir süredir sinema sektöründe çalışıyor ve unutulmaz filmleri arasında The Shawshank Redemption, Nineteen Eighty-Four, Fargo, The Big Lebowski, The Assasination Of Jesse James, The Reader ve No Country For Old Men gibi yapımlar var. Anladığınız gibi Coen Biraderler'in favorisi ama nedense Akademi'nin gözüne bir türlü giremedi. Bu yıl 9. kez aday gösterildiği Oscar'ı alması lazım artık ama belli olmaz tabii. İngiliz olduğu için böyle oluyor desek, çok manalı olmaz sanki. Herneyse, yukarıya Deakins ve True Grit'teki çalışmasıyla alakalı kısa bir video koydum, ilginizi çekebilir.


1.02.2011

The Killer yeniden çekiliyor


Aksiyon sinemasının başyapıtlarından biri olan John Woo imzalı The Killer yeniden çekiliyor. Bir remake daha yani. Ama bu remake uzun zamandır dedikodusu dönen, yine de bir türlü hayata geçirilemeyen cinsten bir film aslında. Açıkçası John Woo'nun en sağlam filmlerinden biri olan The Killer'ı ( bir diğeri de Hard Boiled elbette ) John Woo'dan başkası çekemez gibi geliyor bana. Kendisi de "Tüm filmlerim benim için özeldir, ama The Killer gerçekten favorimdir" demiş bir röportajda. Ama zaten bu remake'in ardında da John Woo'nun bizzat kendisi var. Tek bir farkla, Hong Kong'lu sinemacı yönetmen değil yapımcı olarak görev üstlenecek bu sefer. Hikaye temel olarak değişmeyecek, ama film Los Angeles'da geçecek. Chow Yun Fat'in rolünü Jung Woo-Sung üstlenirken, 3 boyutlu çekilmesi planlanan filmi John H. Lee yönetecek