13.12.2010

Son durum: HBO'nun yeni dizileri


Malum, HBO'nun dizileri ve TV filmleri artık çoğu Hollywood yapımından çok daha kaliteli ve sağlam işler. Uzun uzun örnekler saymak istemiyorum ama Angels in America ve The Wire gibi az sayıda örnek bile tezimi kanıtlamaya yeter sanıyorum. Ben de haliyle ara ara HBO'nun yeni yapımlarıyla ilgili gelişmeleri aktarmaya çalışıyorum. Daha önce Six Feet Under ve True Blood gibi dizilerle adını duyuran ( tabii American Beauty'yi unutmamak lazım ) Alan Ball'un yapımcılığını Judd Apatow ile üstleneceği yeni dizisi All Signs of Death bu yapımlardan biri. Ama hemen belirteyim HBO diziyi yayınlamayı düşünmüyor. Bu da tabii "neden acaba?" sorusunu getiriyor akla. Benim tahminim Apatow yüzünden açıkçası. Kendisi son yılların dahi komedyeni gibi görülse de bence son derece sıradan bir zekaya ve çapsız bir mizah anlayışına sahip. Alan Ball'un seviyesini de aşağı çekmiş olabailir.

Bir süredir beklenen Luck ile ilgili de yeni bir gelişme var. At yarışları dünyasının görünmeyen içyüzünü anlatan dizinin başrolünü Dustin Hoffmann üstleniyordu hatırlarsanız. Michael Mann'ın çektiği diziye son katılan isimse Michael Gambon olmuş. Gambon 1989 tarihli The Cook, The Thief, His Wife and Her Lover'dan bu yana dikkatle takip ettiğim olağanüstü bir oyuncu. Yani kadroya katılması tam isabet olmuş.

10.12.2010

Günün Afişi


Darren Aronofsky'nin son filmi Black Swan'ın bu afişi basit ama çok güzel bir uygulama olmuş. Bakalım film nasıl?

9.12.2010

Yeni Alien filmi hakkında


Biraz yılan hikayesine döndü ama yeni bir Alien filminin çekileceği hususunda şüphe yok. Serinin yeni filmi ( ki Predator sapmalarını saymazsak 5. film olacak bence ) ilk Alien'in öncesini anlatacak. Filmin çekim ve vizyon tarihleri konusunda farklı söylentiler var. Son duyduğuma göre adı Paradise olarak belirlenen filmin Mart ayında çekimlerine başlanması planlanıyor. Vizyon ise 2013'te. Hatta 2014'te de Paradise'ın devamı vizyona çıkacak. Paradise'ın muhtemel oyuncu kadrosuysa Noomi Rapace, Michael Fassbender ve Michelle Yeoh gibi isimlerden oluşuyor. Ama bunların doğrulandığını söylemem henüz. Ridley Scott'ın bu oyuncularla çalışmak istediğini söyleyebilirim sadece.

Günün Afişi


 Kevin Smith ilk kez bir korku filmiyle çıkacak izleyici karşısına. Doğrusunu isterseniz kendine has bir mizah tarzı olan Kevin Smith benim en favori yönetmenlerimden değildir ama sevdiğim filmler vardır. Örneğin Clerks, ya da Chasing Amy. Ama bana öyle geliyor ki Smith'in asıl güçlü yanı sahnede yaptığı stand-up performansları. Bunları da filmleştirdi ve hatta televizyonda da gösterildi yanılmıyorsam. Uzatmayayım, Sundance'de prömiyer yapacak yeni filminin afişlerini buldum bugün ve ilginç geldi. Red State dinsel fanatizmin vardığı dehşet verici durumları anlatıyor ve başrollerinde de Melissa Leo ve John Goodman gibi isimler var.


8.12.2010

Berlin Film Festivali hangi filmle açılıyor?


Bayılıyorum bu soru içeren başlıklara. Hesapta okurun ( izleyicinin ya da ) ilgisini bu şekilde daha güzel yakalıyorsunuz. Yoksa haber aslında zaten tek cümlelik. 61. Berlin Film Festivali bu yıl Coen Biraderler'in son filmi True Grit ile açılıyor. Hemen belirteyim, film festivalde yarışma dışı gösterilecek.

30 yıl sonra John Lennon


30 yıl önce bugün, kafasında neler döndüğünü hala bilmediğimiz bir adamın kurşunlarına hedef oldu John Lennon. New York'taki evinin kapısında öldürüldü. Bugün 8 Aralık. Tam 30 yıl oldu. John Lennon tam 30 yıldır bu dünyada neler olup bittiğini bilmiyor, görmüyor ve daha da önemlisi tek bir yorum yapmıyor. O öldü, hayatını kaybetti, bizse galiba çok daha fazlasını.


Julian Assange'a en büyük desteği o çıkardı eminim. Sahi, nerede Bono ve diğerleri? Dünya liderlerinin sıkı fıkı ahbapı olmak bazı şeyleri dillendirmeye izin vermiyor anlaşılan. Herneyse, Bono'nun adıyla Lennon'ın hatırasına saygısızlık etmeyelim. Demem o ki, hep şunu düşünmüşümdür, kendimi az çok bildim bileli, "Lennon yaşasa ne derdi acaba?". Bu soru o kadar çok olayda, o kadar çok kere geçmiştir ki aklımdan. Berlin Duvarı yıkıldığında, 11 Eylül'de, Bush'un her saçmalığında, Obama "Yes we can" dediğinde, vesaire vesaire. Velhasıl, son derece mühim bir muhalifi, gerçek bir barış gönüllüsünü, hepimizin kerteriz alması gereken bir deniz fenerini yitirdik 8 Aralık 1980'de. Yeri de dolmayacak gibi görünüyor.

John Lennon hakkında çekilmiş bir sürü kurgu ve belgesel film var elbette. Bunların bazılarını özellikle tavsiye etmek isterim. Kronolojik sırayla başlamak gerekirse, elbette ilk önerim Imagine olur. 1988 tarihli Imagine ( ya da Imagine: John Lennon ) yanlış hatırlamıyorsam sinemalarda da oynamış ve ben o zaman 2 kez falan izlemiştim. John Lennon'ın hayatını anlatmıyordu ama John Lennon'ın hayatından sahnelerle onun düşünce dünyasına ışık tutuyordu. Çok da güzel bir soundtrack'i vardır. Lennon'ın solo çalışmalrına aşina olmayanlar için iyi bir başlangıç sayılır.


1994 tarihli Backbeat doğrudan John Lennon üzerine değil ama The Beatles'ın ilk zamanlarına dair bir filmdir ve fena değildir. Film daha çok The Beatles'ın çok genç yaşta hayata veda eden üyesi Stuart Sutcliffe'in hikayesi üzerine kurgulanmıştır. Filmde Sutcliffe'i Stephen Dorff, John Lennon'ı ise Ian Hart canlandırmıştır.


2006 tarihli belgesel The US vs John Lennon şahsen çok beğendiğim bir belgesel. Lennon'ın muhalif ve aktivist yönü üzerinde duran film ABD hükümetinin Lennon'a karşı takındığı düşmanca tavrı da gözler önüne seriyor. Filmi izlediğinizde Lennon'ın devrimciliği üzerinde eni konu bir fikir sahibi oluyor ve ölümünün ardında gerçekten bir çapanoğlu olduğu konusunda ikna oluyorsunuz. 


Bir başka film de Sam Taylor-Wood imzalı Nowhere Boy.  John Lennon'ın The Beatles öncesi gençlik yıllarından başlayan film bir genç adam olarak sanatçının portresini sunuyor. Lennon'ın annesiyle olan ( ya da aslında olmayan ) ilişkisi üzerine odaklanan filmde The Beatles'ın da temellerinin nasıl atıldığına şahit oluyoruz. Filmde John Lennon'ı canlandıran Aaron Johnson olağanüstü olmasa da iyi bir performans sergiliyor bence.



Henüz izleme fırsatı bulamadığım ama çok merak ettiğim Lennon Naked ise John Lennon hakkında çekilmiş en son film yanılmıyorsam. Filmin başrolünde Christopher Eccleston var. Dediğim gibi filmi izlemedim ama Eccleston'ı oyuncu olarak tutarım ve sırf onun için bile izlemeye değer olduğunu düşünüyorum doğrusu. Tüm bu saydığım filmler ( belgesel ve kurgu ) John Lennon'ı bir puzzle gibi bütünleyen yapımlar ve onun hakkında bir hayli fikir sahibi olmanıza yarayacak bence.

7.12.2010

Blomkamp ve Copley yeniden bir arada


District 9'ın yönetmeni Neill Blomkamp ile başrol oyuncusu Sharlto Copley yeni bir filme başlayacak. Tabii bir aksilik olmazsa. Bu habere sevindim doğrusu, çünkü her ikisi de takdir ettiğim isimler. Daha önce defalarca yazdım ama bir kez daha tekrar edeyim, District 9 son yıllarda izlediğim en iyi, en farklı bilim-kurgu filmlerinden biri. Belki de en iyisi. Uzaylı yaratıkları yerinden yurdundan olmuş mültecilere dönüştüren ve çokça kullanılan ve sırf bu yüzden yakında ne anlama geldiğini unutacağımız "ötekileştirme" kavramı hakkında sağlam çağrışımları olan filmde başrolü üstlenen Sharlto Copley de gerçekten çok iyi bir performans çıkarmıştı. İkilinin birlikte çalışmayı planladığı yeni proje Elysium adını taşıyor. Filmin konusu hakkında fazla detay yok, sadece başka bir gezegende ve uzak bir gelecekte geçtiği biliniyor. Merakla bekliyorum doğrusu.

6.12.2010

Berlin'den Cafer Panahi'ye davet


Berlin Film Festivali bu yılki jüride görev alması umuduyla İranlı sinemacı Cafer ( Jafar yazıyor her yerde ama ben hemen bize uyarladım gördüğünüz gibi ) Panahi'ye bir davet çıkarmış. "Umuduyla" diyorum, zira bildiğiniz gibi Panahi'nin durumu sallantılı. Geçtiğimiz yıl ev hapsine mahkum edilen ve uluslararası düzeyde ciddi bir destek toplayan yönetmen geçenlerde serbest bırakılmıştı. Ama her an her şey olabilir malum, hele de İran gibi özgürlükler konusunda sabıkalı bir ülkede. Panahi'nin jüriye katılıp katılamayacağı önümüzdeki günlerde belli olacak.

Haftanın ödül raporu


Artık sık sık yaşayacağız bunu. Oscar'a dek sürecek ödül sezonu resmen başladı. Bu haftasonu Avrupa'da iki önemli ödül töreni vardı. İlki, 1988'den bu yana verilen Avrupa Film Ödülleri idi ve Roman Polanski'nin zaferiyle sonuçlandı. Polanski'nin son filmi The Ghost Writer toplam 6 ödül alarak gecenin en çok alkışlanan filmi oldu. En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödüllerinin yanısıra The Ghost Writer En İyi Senaryo ( Robert Harris'in romanından Polanski uyarladı filmi ), En İyi Erkek Oyuncu ( Ewan McGregor ), En İyi Müzik ( Alexandre Desplat ) ve En İyi Yapım Tasarımı dallarında zafere ulaştı. Estonya'da düzenlenen törene Polanski ve McGregor katılamdı ama her ikisi de video aracılığıyla ( biri canlı, diğeri bant ) teşekkürlerini iletti. Gecede ödül alan bir diğer yapımsa Samoel Maoz'un Lebanon adlı filmiydi. Lebanon En İyi Görüntü ve "Keşif" ödüllerini aldı. Sylvain Chomet'nin son filmi L'Illusionist ise En İyi Animasyon seçildi.


Haftasonu verilen bir diğer ödül de İngiliz Bağımsız Film Ödülleri idi. Burada da The King's Speech'in ağırlığı hissedildi. Toronto'da da ödül alan film yılın en çok konuşulan filmlerinden biri olacak gibi. The Damned United'ın ardından yakın takibe almaya karar verdiğim Tom Hooper'ın imzasını taşıyan film toplam 5 ödül kazandı. En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu ( Colin Firth ), En İyi Senaryo ( David Seidler ), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ( Geoffrey Rush ) ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ( Helena Bonham Carter ) dallarında ödül alan filmin yolunun Oscarlara kadar açık olacağı tahmin ediliyor. Bilim-kurgu filmi Monsters öne çıkan bir diğer yapım oldu ve Gareth Edwards'a En İyi Yönetmen ödülünü kazandırdı. Film ayrıca En İyi Yapım ( Best Achievment in Production, artık siz tercüme edin ) ve En İyi Teknik Başarı ödüllerini de aldı. Mark Romanek'in Never Let Me Go adlı filmindeki performansıyla Carey Mulligan En İyi Kadın Oyuncu ödülünü aldı. Şu son birkaç haftadır gördüğüm kadarıyla The King's Speech ve Winter's Bone bu yıl adından çok söz ettirecek filmler arasında.

3.12.2010

Paul Thomas Anderson'ın çekmek istediği film


Aslında The Master adlı filmi çekmek istiyordu PTA. Hatırlatmak gerekirse, The Master, Scientology tarikatının kurucusu L. Ron Hubbard hakkında bir film olacaktı. Başrolü de Philip Seymour Hoffman üstlenecekti. Ama olmadı. Proje belirsiz bir tarihe ertelendi. Son aldığım habere göre Anderson şimdi Thomas Pynchon'ın son romanı Inherent Vice'a dikmiş gözünü. Ot içmeyi seven bir detektifin maceralarını antan romanın beyazperde uyralamasında başrolü de Robert Downey Jr.'a vermek niyetindeymiş. Tıpkı Salinger gibi çok uzun yıllardır hiç ortalarda gözükmeyen gizemli yazar Pynchon ve Hollywood'un en ayrıksı yönetmenlerinden PTA ilginç bir evliliğe imza atabilirler. Robert Downey Jr. ise zaten bir numara.

Son durum: God of Carnage


Roman Polanski'nin Yasmina Reza'nın ödüllü oyunundan uyarlayacağı God Of Carnage'ın oyuncu kadrosunda bir değişiklik var. Filmin Oscar ödüllü kadrosu olduğu gibi duruyor neyse ki. Jodie Foster, Kate Winslet ve Christophe Waltz'dan oluşan ekibe Matt Dillon'ın katıldığı duyurulmuştu hatırlarsanız. Ama şimdi Matt Dillon'ın yerine John C. Reilly'nin geldiği açıklandı. Oyun New York'ta geçiyor ama Polanski malum sebeplerden ötürü ABD'ye adım atamadığı için filmi Paris'te çekecek. Çekimlerin Ocak ayında başlayacağını da duyurup, konuyu kapatıyorum.

2.12.2010

Bal'a bir ödül de Asya Pasifik'ten


Yılın bol ödüllü filmi Bal bir ödül de Asya Pasifik Ödülleri'nden aldı. Semih Kaplanoğlu'nun film, UNESCO ödülüne layık görüldü. Ödülün gerekçesi filmin kültürel çeşitliliğe yaptığı katkı olarak vurgulandı. En İyi Film Ödülü ise Çinli sinemacı Xiaogang Feng'in Tangshan dadizheng ( Aftershock - Artçı Şok ) adlı filmine verildi. Aynı filmde oynayan Chen Daomin En İyi Erkek Oyuncu, Poetry adlı Kore filminde oynayan Yun Jung-hee ise En İyi Kadın Oyuncu ödülüne layık bulundu. Lebanon filmi ise En İyi Senaryo ( Samuel Maoz ) ödülünü aldı.