Bir süredir beklenen Luck ile ilgili de yeni bir gelişme var. At yarışları dünyasının görünmeyen içyüzünü anlatan dizinin başrolünü Dustin Hoffmann üstleniyordu hatırlarsanız. Michael Mann'ın çektiği diziye son katılan isimse Michael Gambon olmuş. Gambon 1989 tarihli The Cook, The Thief, His Wife and Her Lover'dan bu yana dikkatle takip ettiğim olağanüstü bir oyuncu. Yani kadroya katılması tam isabet olmuş.
13.12.2010
Son durum: HBO'nun yeni dizileri
Bir süredir beklenen Luck ile ilgili de yeni bir gelişme var. At yarışları dünyasının görünmeyen içyüzünü anlatan dizinin başrolünü Dustin Hoffmann üstleniyordu hatırlarsanız. Michael Mann'ın çektiği diziye son katılan isimse Michael Gambon olmuş. Gambon 1989 tarihli The Cook, The Thief, His Wife and Her Lover'dan bu yana dikkatle takip ettiğim olağanüstü bir oyuncu. Yani kadroya katılması tam isabet olmuş.
10.12.2010
Günün Afişi
Darren Aronofsky'nin son filmi Black Swan'ın bu afişi basit ama çok güzel bir uygulama olmuş. Bakalım film nasıl?
9.12.2010
Yeni Alien filmi hakkında
Günün Afişi
Kevin Smith ilk kez bir korku filmiyle çıkacak izleyici karşısına. Doğrusunu isterseniz kendine has bir mizah tarzı olan Kevin Smith benim en favori yönetmenlerimden değildir ama sevdiğim filmler vardır. Örneğin Clerks, ya da Chasing Amy. Ama bana öyle geliyor ki Smith'in asıl güçlü yanı sahnede yaptığı stand-up performansları. Bunları da filmleştirdi ve hatta televizyonda da gösterildi yanılmıyorsam. Uzatmayayım, Sundance'de prömiyer yapacak yeni filminin afişlerini buldum bugün ve ilginç geldi. Red State dinsel fanatizmin vardığı dehşet verici durumları anlatıyor ve başrollerinde de Melissa Leo ve John Goodman gibi isimler var.
8.12.2010
Berlin Film Festivali hangi filmle açılıyor?
30 yıl sonra John Lennon
30 yıl önce bugün, kafasında neler döndüğünü hala bilmediğimiz bir adamın kurşunlarına hedef oldu John Lennon. New York'taki evinin kapısında öldürüldü. Bugün 8 Aralık. Tam 30 yıl oldu. John Lennon tam 30 yıldır bu dünyada neler olup bittiğini bilmiyor, görmüyor ve daha da önemlisi tek bir yorum yapmıyor. O öldü, hayatını kaybetti, bizse galiba çok daha fazlasını.
Julian Assange'a en büyük desteği o çıkardı eminim. Sahi, nerede Bono ve diğerleri? Dünya liderlerinin sıkı fıkı ahbapı olmak bazı şeyleri dillendirmeye izin vermiyor anlaşılan. Herneyse, Bono'nun adıyla Lennon'ın hatırasına saygısızlık etmeyelim. Demem o ki, hep şunu düşünmüşümdür, kendimi az çok bildim bileli, "Lennon yaşasa ne derdi acaba?". Bu soru o kadar çok olayda, o kadar çok kere geçmiştir ki aklımdan. Berlin Duvarı yıkıldığında, 11 Eylül'de, Bush'un her saçmalığında, Obama "Yes we can" dediğinde, vesaire vesaire. Velhasıl, son derece mühim bir muhalifi, gerçek bir barış gönüllüsünü, hepimizin kerteriz alması gereken bir deniz fenerini yitirdik 8 Aralık 1980'de. Yeri de dolmayacak gibi görünüyor.
John Lennon hakkında çekilmiş bir sürü kurgu ve belgesel film var elbette. Bunların bazılarını özellikle tavsiye etmek isterim. Kronolojik sırayla başlamak gerekirse, elbette ilk önerim Imagine olur. 1988 tarihli Imagine ( ya da Imagine: John Lennon ) yanlış hatırlamıyorsam sinemalarda da oynamış ve ben o zaman 2 kez falan izlemiştim. John Lennon'ın hayatını anlatmıyordu ama John Lennon'ın hayatından sahnelerle onun düşünce dünyasına ışık tutuyordu. Çok da güzel bir soundtrack'i vardır. Lennon'ın solo çalışmalrına aşina olmayanlar için iyi bir başlangıç sayılır.
1994 tarihli Backbeat doğrudan John Lennon üzerine değil ama The Beatles'ın ilk zamanlarına dair bir filmdir ve fena değildir. Film daha çok The Beatles'ın çok genç yaşta hayata veda eden üyesi Stuart Sutcliffe'in hikayesi üzerine kurgulanmıştır. Filmde Sutcliffe'i Stephen Dorff, John Lennon'ı ise Ian Hart canlandırmıştır.
2006 tarihli belgesel The US vs John Lennon şahsen çok beğendiğim bir belgesel. Lennon'ın muhalif ve aktivist yönü üzerinde duran film ABD hükümetinin Lennon'a karşı takındığı düşmanca tavrı da gözler önüne seriyor. Filmi izlediğinizde Lennon'ın devrimciliği üzerinde eni konu bir fikir sahibi oluyor ve ölümünün ardında gerçekten bir çapanoğlu olduğu konusunda ikna oluyorsunuz.
Bir başka film de Sam Taylor-Wood imzalı Nowhere Boy. John Lennon'ın The Beatles öncesi gençlik yıllarından başlayan film bir genç adam olarak sanatçının portresini sunuyor. Lennon'ın annesiyle olan ( ya da aslında olmayan ) ilişkisi üzerine odaklanan filmde The Beatles'ın da temellerinin nasıl atıldığına şahit oluyoruz. Filmde John Lennon'ı canlandıran Aaron Johnson olağanüstü olmasa da iyi bir performans sergiliyor bence.
Henüz izleme fırsatı bulamadığım ama çok merak ettiğim Lennon Naked ise John Lennon hakkında çekilmiş en son film yanılmıyorsam. Filmin başrolünde Christopher Eccleston var. Dediğim gibi filmi izlemedim ama Eccleston'ı oyuncu olarak tutarım ve sırf onun için bile izlemeye değer olduğunu düşünüyorum doğrusu. Tüm bu saydığım filmler ( belgesel ve kurgu ) John Lennon'ı bir puzzle gibi bütünleyen yapımlar ve onun hakkında bir hayli fikir sahibi olmanıza yarayacak bence.
7.12.2010
Blomkamp ve Copley yeniden bir arada
6.12.2010
Berlin'den Cafer Panahi'ye davet
Haftanın ödül raporu
Artık sık sık yaşayacağız bunu. Oscar'a dek sürecek ödül sezonu resmen başladı. Bu haftasonu Avrupa'da iki önemli ödül töreni vardı. İlki, 1988'den bu yana verilen Avrupa Film Ödülleri idi ve Roman Polanski'nin zaferiyle sonuçlandı. Polanski'nin son filmi The Ghost Writer toplam 6 ödül alarak gecenin en çok alkışlanan filmi oldu. En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödüllerinin yanısıra The Ghost Writer En İyi Senaryo ( Robert Harris'in romanından Polanski uyarladı filmi ), En İyi Erkek Oyuncu ( Ewan McGregor ), En İyi Müzik ( Alexandre Desplat ) ve En İyi Yapım Tasarımı dallarında zafere ulaştı. Estonya'da düzenlenen törene Polanski ve McGregor katılamdı ama her ikisi de video aracılığıyla ( biri canlı, diğeri bant ) teşekkürlerini iletti. Gecede ödül alan bir diğer yapımsa Samoel Maoz'un Lebanon adlı filmiydi. Lebanon En İyi Görüntü ve "Keşif" ödüllerini aldı. Sylvain Chomet'nin son filmi L'Illusionist ise En İyi Animasyon seçildi.
Haftasonu verilen bir diğer ödül de İngiliz Bağımsız Film Ödülleri idi. Burada da The King's Speech'in ağırlığı hissedildi. Toronto'da da ödül alan film yılın en çok konuşulan filmlerinden biri olacak gibi. The Damned United'ın ardından yakın takibe almaya karar verdiğim Tom Hooper'ın imzasını taşıyan film toplam 5 ödül kazandı. En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu ( Colin Firth ), En İyi Senaryo ( David Seidler ), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ( Geoffrey Rush ) ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ( Helena Bonham Carter ) dallarında ödül alan filmin yolunun Oscarlara kadar açık olacağı tahmin ediliyor. Bilim-kurgu filmi Monsters öne çıkan bir diğer yapım oldu ve Gareth Edwards'a En İyi Yönetmen ödülünü kazandırdı. Film ayrıca En İyi Yapım ( Best Achievment in Production, artık siz tercüme edin ) ve En İyi Teknik Başarı ödüllerini de aldı. Mark Romanek'in Never Let Me Go adlı filmindeki performansıyla Carey Mulligan En İyi Kadın Oyuncu ödülünü aldı. Şu son birkaç haftadır gördüğüm kadarıyla The King's Speech ve Winter's Bone bu yıl adından çok söz ettirecek filmler arasında.
3.12.2010
Paul Thomas Anderson'ın çekmek istediği film
Son durum: God of Carnage
2.12.2010
Bal'a bir ödül de Asya Pasifik'ten
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















