30.10.2009

Arka Pencere



Sinema tarihinin en bilinen film adlarından biri Arka Pencere. Ve elbette Alfred Hitchcock'un da en önemli filmlerinden biri. Ama artık Arka Pencere dediğimizde sadece bu film değil, aralarında Burak Göral, Cem Altınsaray, Murat Özer, Burçin Yalçın gibi sinema yazarlarının bulunduğu ve şimdilik sadece internette yayınlanan haftalık bir sinema dergisi gelecek aklımıza. İlk sayısı şu sıralar yayınlanmakta olan dergiye http://www.arkapencere.com/ adresinden ulaşabilirsiniz. Zengin bir içeriğe sahip derginini farklı bölümleri de yine Hitchcock'un filmlerinin adlarını taşıyor ( eleştiriler Çok Bilen Adam başlığı altında örneğin ). Emeği geçen tüm dostları kutluyor, uzun ve verimli bir yayın hayatı diliyorum. Umarım devamı da gelir.

27.10.2009

True Grit'in oyuncu kadrosu netleşiyor



Gerçi henüz kesinleşmiş bir isim yok ama Coen Biraderler'in yeni filmi True Grit için görüşmeler sürüyor. Hatırlarsanız John Wayne'in klasik western filmi True Grit'in yeniden çevrimi için Coen Biraderler'in ilk görüştüğü isim Jeff Bridges olmuştu. Bridges'ın filmde oynaması kesinleşti gibi. Onun haricinde görüşülen isimler arasında Matt Damon ve Josh Brolin de var. Damon ve Brolin'in True Grit için kamera karşısına geçip geçmeyeceği çok yakında belli olacak ve ben de hemen haber vereceğim elbette. Biraz sabır ey okur!

Wes Craven'ın unutamadığı filmler



Korku sineması tutkunları için Wes Craven'ın özel bir yeri var elbette. Şahsen tüm filmlerinin hayranı olduğumu söyleyemem ama Freddy gibi bir karakteri yaratmış olması bile yeter. Tabii ilk dönem filmleri de ( Last House on the Left vs. ) ayrıca takdire şayandır. Uzatmayalım, üstad geçenlerde onu en çok etkilemiş 10 filmi sıralamış. Bunları bir kısmı çocukluğunda izlediği, bir kısmı da kendi sinemasını doğrudan etkileyen filmler. Şu filmler var Craven'ın listesinde: Blow Up ( Antonioni ), Psycho ( "Scream'in başını izleyin, Psycho'dan ne kadar etkilendiğimi görürsünüz" diyor ), Repulsion ( Polanski ), La Belle et La Bete ( Jean Cocteau ), The War of the Worlds ( 1953 tarihli filmi çocuk yaşta sinemada izlediğini ve uzun süre kabuslarından çıkmadığını söylüyor ), Frankenstein ( 1931 versiyonu ), Nosferatu ( 1922 tarihli Murnau klasiği elbette ), The Bad Seed ( Mervyn Leroy'un filmini Omen ya da Exorcist'in öncülü gibi gördüğünü söylüyor ) ve Don't Look Now ( Nicholas Roeg'un filmini öve öve bitiremiyor ).

26.10.2009

Bir remake daha: My Fair Lady



Bugün şansımız yeniden çevrim filmlerden açıldı anlaşılan. Bu seferki dedikodu safhasını geçmiş durumda ama. Telegraph'ın haberine göre My Fair Lady'nin yeni versiyonunda Eliza Doolittle rolünü Keira Knightley canlandıracak. Yapımcılar, Joe Wright'ın yöneteceği film için Scarlett Johansson ile Knightley arasında kalmışlar ve rolü son anda, aylardır şan dersleri alan Knightley'e vermeyi tercih etmişler. Kimi kaynaklar Scarlett'in iki albüm kaydettiğini ve bu albümlerin de şarkı söyleyemediğinin kanıtı olarak kabul edildiği yolunda esprili yorumlar yapıyor.

The Third Man yeniden mi çekiliyor?



Bu henüz bir dedikodu elbette. Sinema tarihinin en ünlü klasiklerinden biri olan The Third Man'in yeniden çevrilmesi az cüret değil doğrusu. Martin Scorsese gibi bir isim bekliyor insan böyle bir proje için. Yönetmenin kim olduğu konusunda bir bilgi yok gerçi ama başrolleri Leonardo DiCaprio ( Scorsese'nin yeni favorisi malum ) ve Tobey Maguire'ın paylaşacağı söyleniyor. Bu ikilinin tahmini rol paylaşımını da yapmış haberi geçenler: DiCaprio filmde Orson Welles'in rolünü, Maguire ise Joseph Cotten'ın rolünü üstlenecek ( diyorlar! ). Filmin nerede geçeceği konusunda da çeşitli görüşler var elbette ve en güçlü aday da Bağdat. Senarist olarak da Eastern Promises'ın senaristi Steven Knight'ın adı geçiyor.

23.10.2009

Günün Afişi



Clint Eastwood'un yeni filmi Invictus'un afişi bugün görücüye çıktı. Filmin gösterim tarihiyse 11 Aralık. Türkiye vizyon tarihi henüz muamma.

21.10.2009

Oscar törenine Adam Shankman imzası


Oscar töreni yılın en önemli organizasyonlarından biri olarak görülür Hollywood'da. Her yıl töreni kim sunacak, kimler ödül verecek, kimler canlı performans sunacak gibi çeşitli sorular kafaları uzun süre meşgul eder. Tören sonrası da gecenin televizyon ratingleri tartışılmaya başlanır. Son yıllarda ratinglerde ciddi bir düşüş olduğu ve bu konuda acilen bir şeyler yapılması gerektiği yönünde eleştiriler duyuyorduk sık sık. 1997'de Titanic'in hemen tüm ödüleri aldığı törenden bu yana törenin izlenme oranı istikrarlı bir şekilde düşüyordu. Sadece geçen yıl, biraz da Hugh Jackman'ın başarılı sunumu sayesinde izlenme oranı bir miktar yukarı çekilebildi. Jackman başarılıydı elbette ama törenin daha hızlı akması ve süresinin az da olsa daha kısa olması gibi sebepler de izlenme oranlarının yükselmesine katkıda bulunmuş olabilir. Herneyse uzatmayalım, bu yıl törenin yapımcılığı Hairspray müzikalinin yeni uyarlamasını yöneten Adam Shankman ile en son Coraline adlı animasyon filmin yapımcılığını üstlenen Bill Mechanic'e düştü. Shankman aslen dans kökenli biri ve bir kaç yıldır So You Think You Can Dance adlı dans yarışmasında sık sık konuk jüri görevini üstleniyor. 7 Mart gecesi canlı olarak dünyanın dört bir yanında izleyiciyle buluşacak Oscar töreninin altından kalkabilir mi bilemiyorum ama başta seçeceği sunucu olmak üzere, yapacaklarını merakla bekliyorum doğrusu.

Ümit Ünal yeni filminin çekimlerine başladı


Filmin adı Ses. Yukarıda filmin afişini görüyorsunuz. Gerçi film bu afişle mi gösterime çıkar bilemiyorum ama ben çok beğendim doğrusu. Bu kez bir korku filmi çekiyor Ümit Ünal ve ben de bir hayli merak ediyorum doğrusu. Aldığım haberleri ilk fırsatta sizlerle de paylaşacağım elbette. Bu arada Ümit Ünal'ın Nefes filminin bir bölümü üzerine yazdığı bir yazı da Facebook'da dolaşıyor ki, ilginizi çekeceğini düşünüyorum. Savaş ve savaşın kurbanları, savaşın müsebbibleri üzerine etkileyici bir yazı kaleme almış Ünal. Anlaşılan Nefes tartışması bir süre gündemi meşgul edecek.

Gucci filmi, hem de Ridley Scott'dan



Moda aleminin en marka isimlerinden Gucci'nin hayatı beyazperdeye aktarılıyor sevgili Devamlılık Hatası okurları. Aktaracak kişi de ilginç bir isim: Ridley Scott. Tabii ki Ridley Scott'ı projeye çeken Gucci'nin modacılık vasıflarından çok, eski karısının planladığı bir cinayet sonucu ölmüş olması. Şu sıralar Russell Crowe'un başrolünü üstlendiği Robin Hood filminin post-production işleriyle meşgul olan Scott yeni filminin başrolleri için Leonardo DiCaprio ve Angelina Jolie ile görüşme halindeymiş.

19.10.2009

Hafıza 4: The Texas Chainsaw Massacre


Bundan tam 35 yıl önce ( 18 Ekim 1974 ) gösterime çıkan ve bugün korku sinemasının klasikleri arasında gösterilen The Texas Chainsaw Massacre aradan geçen onca zamana karşın tedirgin ediciliğini koruyan ender filmlerden. Tobe Hooper'ın filmini ilk kez 1998 yılında DVD kopyasından izlemiştim. DVD'ler yeni yeni girmeye başlamıştı hayatımıza ve ben de iflah olmaz bir korku filmi tutkunu olarak, bir türlü elime geçiremediğim ve tuhaf bir şekilde eksikliğini hissettiğim bu filmi nihayet izleyecek olmanın heyecanla koymuştum DVD player'ıma. İşin komik yanı, yıllar önce, lise 2 ya da 3. sınıfta The Texas Chainsaw Massacre 2'yi videodan izlemiş ve Leatherface'in aşırılıklarla dolu dehşetengiz imgesini beynimi kazımıştım. İkinci film ilkiyle karşılaştırılıdığında çok da matah değildi elbet ama yine de benim hoşuma gitmişti. Herneyse, 24 yıl gecikmeli de olsa orijinal filmi ilzedim ve çiğ anlatımına, ucuz ama etkileyici çözümlerle dolu kurgusuna ve çocuk ruhlu ama korkutucu bir vahşetle yüklü, iri yarı Leatherface'e hayran oldum. Eline düşürdüklerini katleden ve hatta et muamelesi yapıp yiyen Texas'lı aile imgesi, Easy Rider'ın sonunda motorlarıyla batıya giden hippileri pervasızca öldüren güneyli tipler kadar rahatsız edici değildi belki ama çok da uzağına düşmüyordu. Hooper'ın sonraki filmleri ve bir franchise'a dönüştürmek istedikleri Texas serisi ( ya da Leatherface filmleri ) ilk film kadar etkili olmadı elbette. Şiddetin Vietnam savaşı vasıtasıyla Amerikan toplumunun gündelik hayatına sızdığı bir dönemde çekilmiş oluşu ise bir tesadüften öte, neredeyse sosyolojik bir göstergedir kanımca.

The Tourist 2011'de gösterimde



Bize ne 2011'de gösterime çıkacak filmden diyebilirsiniz, haklısınız da, ama Başkalarının Hayatı ( Das Leben Der Anderen ) adlı Alman filminin yönetmeni Florian Henckel von Donnersmarck'ın yöneteceği söylenen bir film 2 yıl önceden haber olmayı hak ediyor bence. Gerçi Donnersmarck'ın yöneteceği henüz kesinleşmedi ama eli kulağında. The Tourist Fransız yapımı Anthony Zimmer'in bir yeniden çevrimi olacak ve başrol için de Angelina Jolie'nin adı geçiyor. Bir ara Tom Cruise ve Charlize Theron başrolleri paylaşacak gibi görünüyordu ama olmadı. Şimdi Jolie ile Sam Worthington var potada.

Thor için yeni isimler



Çizgiroman uyarlamaları iyi iş yapıyor ya, her geçen gün yeni bir proje türüyor. Marvel'in süper kahramanlarından Thor için de bir süredir bir uyarlama çalışmasıdır gidiyordu. Yönetmen Kenneth Branagh olacak ve filmde Natalie Portman, Jaime Alexander, Samuel L. Jackson ve Stellan Skarsgard gibi isimler rol alacak. Söylentiler doğruysa bu kadroya iki dev isim daha katılıyrmuş: Robert De Niro ve Jude Law. Söylentiler henüz doğrulanmadığı gibi De Niro ve Law'un hangi roller için düşünüldüğü de açıklanmadı. Durum son derece şaibeli yani.