7.04.2010

True Blood çizgiroman oluyor



Roman serisi olarak başlayan, ardından HBO'nun televizyona aktardığı Güneyli Vampir serisi ya da daha çok bilinen adıyla True Blood şimdi de çizgiroamn formatında hayranlarıyla buluşmaya hazırlanıyor, iyi mi? İyi. Gerçi biz nasıl ulaşırız, nereden buluruz bilmiyorum ama ( Gerekli Şeyler el atar artık ) Temmuz ayından itibaren çizgiroman ABD'de piyasaya çıkıyormuş. Dizinin yeni sezonu da Haziran'da başlayacak malum.

En kötü film ünvanı Birdemic'e mi geçecek?



BBC kaynaklı bir haber bu. Hatta, BBC'nin başlığı da benim attığım başlığın bir benzeri. Malum, sinema tarihinin en iyi filmi kadar ( ki bu ünvan uzun zamandır Citizen Kane'de ), en kötü filmi de büyük bir tartışma ve ilgi konusudur. Bu konuda Cüneyt Arkın'ın Dünyayı Kurtaran Adam'ı iddialı yapımlardan biridir mesela ve gerçekten de gururumuzdur, utancımız falan değil. Nihayetinde en kötüyle en iyi arasında estetik anlamda bir kayma yok, bazı filmler o kadar kötü ki, onları izlemek bir zevk, mesele bundan ibaret. Tabii ki Ed Wood'un ( Glen or Glenda, Plan 9 From Outer Space ) bu alanda tartışmasız bir üstünlüğü var ama şimdi, yeni vizyona çıkan bir film bu ünvana gözünü dikmiş durumda. Birdemic: Shock and Terror adlı bu "ani-kült" film James Nguyen'in imzasını taşıyor. Küçük bir kasabaya saldıran kartalların yarattığı dehşeti anlatan film, bilin bakalım, Hitckock'un Kuşlar filminden esinlenmiş! Filmi izleyemedim ama hem BBC'nin haberine, hem de filmin sitesine baktım, sizin de bakmanızı tavsiye derim.

6.04.2010

Günün Afişi



Bu yılki festivalin en sevdiğim bölümü İstanbul: İçeriden ve Dışarıdan oldu. Burada da özellikle yabancı yönetmenlerin İstanbul'da çektiği filmler ilgimi çekiyor aslında. Bundan Nuri Bilge Ceylan, Ömer Kavur ya da Metin Erksan gibi isimleri ciddiye almadığım sanılmasın, aksine bu isimler sinemamızın en önemli isimleri arasında şüphesiz ama festivaldeki filmlerini defalarca izledik zaten. Yabancıları seçmemin nedeni tamamen budur. Bugünkü seçimim de bu bölümden bir film anlamış olduğunuz gibi: Journey Into Fear. Orson Welles'in Mercury Tiyatrosu topluluğunun oyuncularının rol aldığı Journey Into Fear İstanbul'da başlayıp Batum'da sona eren bir macera filmi. Yönetmenliğini Norman Foster'ın üstlendiği 1943 tarihli film Eric Ambler'ın aynı adlı romanından uyarlandı. Filmi aslında Orson Welles yönetecekti ama başka işleri yüzünden sadece küçük bir rol almakla yetindi. Oynadığı rol de Türk gizli polisi Hakkı! Uzun lafın kısası günün afişi de, filmi de Journey Into Fear'dır. Bugün saat 21.30'da Sinepop Sineması'nda.

Rüzgarlı Tepeler'de başrol Kaya Scodelario'nun



Filme en çok adapte edilen romanlardan biri olsa gerek Rüzgarlı Tepeler. Ya da Wuthering Heights. Emily Bronte'nin 1847 tarihli romanı ilk kez 1920 yılında sinemaya uyarlandı. Bu uyarlamanın kayıp olduğunu belirtmek lazım. Merle Oberon, Laurence Olivier, David Niven, Geraldine Fitzgerald gibi oyuncuları bir araya getiren ve William Wyler'ın imzasını taşıyan 1939 tarihli filmse muhtemelen en ünlü uyarlamadır. Ben izlemedim ama Bunuel'in İspanyolca uyarlamasının methini işittim. Romanı farklı bir dilde filme aktaran tek isim Bunuel olmadı elbette. Fransız sinemacı Jacques Rivette de 1985 yılında Hurlevent adıyla çekti aynı romanı. 1992 tarihli bir diğer uyarlamada ise Juliette Binoche ve Ralph Fiennes vardı başrollerde. Sıradaki uyarlamayı geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali'nde Fish Tank adlı filmiyle boy gösteren Andrea Arnold çekecek. Başroldeki Catherine'i ise Skins dizisinin yıldızlarından Kaya Scodelario canlandıracak. İngiliz yapımı bir gençlik dizisi olan Skins'i, hazır yeri gelmişken, tavsiye derim. Amerikan dizilerinde bulamayacağınız bir gerçeklik duygusuna sahip ama mizahı ve aksiyonu da yerinde, son derece kaliteli bir dizi Skins. Dizinin yeteneğinden ziyade güzelliğiyle öne çıkan oyuncularından Kaya Scodelario nasıl bir performans çıkaracak bilemiyorum ama bu kadar önemli bir rolü kendisine teslim ettiklerine göre bir bildikleri vardır diyorum.

5.04.2010

Emek Sineması'nı yıktırmayacağız!!



Çok mu iddialı bir başlık oldu? Ama başka türlü birşeylerin önüne geçmemize de imkan yok maalesef. Emek Sineması'nı, o salonda film izleyenler, geçmişlerinde orada birşeyler yaşayanlar kurtarabilir ancak. İş bu noktaya geldi çünkü. En son İstanbul Film Festivali'nin açılışında cereyan eden protestolar, yeri ve zamanı da dahil olmak üzere son derece yerindeydi bana sorarsanız. Törenin NTV'den canlı olarak yayınlanmsı da işin bir başka güzelliği oldu ve kimse bunun üstünü örtemedi. Cumartesi akşamı Emek Sineması'nın önünde de bir başka protesto düzenlendi. Bütün bunlar Emek Sineması'nın yıkılmasını ve yerine muhtemel bir alışveriş merkezinin açılmasını engelleyebilir mi? Asla! Yanlış anlaşılmasın, bunlar yetmez derken bu eylemler gereksiz demek istemiyorum, aksine bu eylemlerin az bile olduğunu söylemek istiyorum. Bu konuda en son Yıldırım Türker çok güzel bir yazı yazdı Radikal'de. Okumanızı tavsiye ederim. Ayrıca, açılış gecesi protesto düzenleyenlerin bir de internet sitesi var, oraya da girip imzanızı bırakın derim. Başka eylem fikirleri de geliştirmekte yarar var. Fikri olanlar yazsın, paylaşalım, önerelim. Çünkü Emek Sineması'nı sadece biz kurtarabiliriz. Sadece SİZ!

Red Sonja kim olacak?



Bizim kuşağın Red Sonja'sı Brigitte Nielsen'di, hatırlar mısınız bilmem? Sylvester Stallone ile evliydi hatta ve tüm ergenlerin en büyük fantezi malzemelerinden biriydi. Oyunlu falan değildi elbette, sadece görüntüsüyle arz-ı endam ederdi perdede. Herneyse, bir süredir yeni bir Red Sonja adaptasyonu için çalışmalar, girişimler ve dedikodular dönüyor. Hatta başrolü Rose McGowan'ın oynayacağı bile söyleniyordu. Ama şimdi yeniden belirsizlik var bu konuda. Yeni bir söylentiye göre Rose McGowan yerine Megan Fox oynayacak Red Sonja'yı. Filmin prodüktörü Robert Rodriguez'in işten bir hayli yaka silkme noktasına geldiğini hissediyorum ama yine de projeyi rafa kaldırmış değil. hatta, eğer ki Megan Fox kendisine önerildiği söylenen rolü kabul ederse, işler bir anda hız kazanabilir.

Günün Afişi



Hiç "tek notalık konser" gördünüz mü? Ben görmemiştim, The White Stripes Under Great White Northern Lights adlı filmin en başındaki kısacık sahneyi izleyene kadar. Son 10 yılın en önemli müzisyenlerinden biri olarak gördüğüm Jack White aynı anda birkaç grubu yürüten ilginç bir adam. Eski karısı Meg ile devam ettirdiği The White Stripes bunların en eskisi. Emmett Malloy imzalı belgesel film Kuzey Işıklarının altında The White Stripes bugün festival kapsamında izleyiciyle buluşuyor. Beyoğlu Sineması'nda hem 16.00, hem de 21.30'da izleyebilirsiniz.

Godzilla'ya bir şans daha?



Roland Emmerich'in bugün birçokları tarafından ( şahsım dahil olmak üzere ) bir felaket olarak nitelendirilen Godzilla'sı ( felaket filmi derken felaket olan film!) sinemanın en popüler canavarlarından birine sağlam bir darbe indirmişti. Gerçi hardcore Godzilla tutkunları için böyle darbeler çok da mühim değil ama yine de Hollywood'u uzunca bir süreliğine soğuttuğu kesin. Bunu söylemekle birlikte, 2012'de yeni bir Godzilla filminini vizyona çıkacağı müjdesini de vermek isterim. Batman Begins, The Dark Knight, Where The Wild Things Are ve The Clash of the Titans gibi filmlerin yapımcısı Legendary Pictures ve Warner Bros. stüdyoları ortaklaşa olarak bir Godzilla filmi çekeceklerini açıkladılar. Filmi kim, kimlerle çekecek gibi detaylar belli değil ama 3 boyutlu olacağına dair güçlü bir his var içimde.

3.04.2010

Günün Afişi


Günün afişi bir kez daha festivalden. Festival devam ettiği sürece, her gün festival programından bir film seçmeye çalışacağım size. Bu kez Tom Ford'un A Single Man adlı filmini seçtim gördüğünüz gibi. aslen modacı olan, ama ilk filminin aldığı övgüler üzerine yönetmenliği ikinci bir kariyer olarak devam ettirmek istediğini söyleyen Tom Ford ünlü yazar Christopher Isherwood'un romanından uyarlamış A Single Man'i. Başrolde, bu yıl Oscar'a da aday gösterilen Colin Firth var. Film bu gece 21.30'da Atlas Sineması'nda. Bilet kaldığını sanmıyorum ama bir denemeye değer. Ayrıca 7 Nisan ve 10 Nisan'da da gösterilecek.

John Forsythe'ın vedası


Dallas'ı kaçırmadan seyrettiğimi hatırlıyorum ama Hanedan ( Dynasty ) dizisini hiç seyretmedim. Bir bölümünü bile. Ama bundan birkaç yıl önce Hanedan'ı konu alan bir belgesel ya da televizyon filmi çıktı karşıma ve tuhaf bir şekilde uzunca bir bölümünü seyrettim. O zaman bana en ilginç gelen de John Forsythe'ın hikayesi olmuştu. Forsythe aslında 70'li yıllarda kariyeri dibe vurmuş bir oyuncuymuş. Yaptığı tek şey de Charlie'nin Melekleri dizisinde Charlie rolünü oynamakmış. Diziye aşina olanlar hatırlayacaktır, Charlie asla görünmez, sadece ofisindeki bir duafondan sesi duyulur. İşte Forsythe sadece sesi duyulan, kim olduğu bile bilinmeyen bir oyuncuken günü birinde bir telefon almış. Ona yeni bir dizide çok da gelecek vaat etmeyen bir rol teklif ediyorlarmış. Tam da tüm umutlarını kaybetmekte olan bir aktörün son şansı olarak görmüş olamalı Forsythe o telefonu. Sonrası tarih. Forsythe meslekte ikinci baharını yaşadı Hanedan'la ve televizyonun en tanınmış simalarından biri haline geldi. 1940'lı yıllarda başlayan bir kariyer için çok parlak bir ikinci perde değil mi sizce de? Ne yazık ki John Forsythe 1 Nisan günü, 92 yaşında, bir yıl kadar süren bir kanser savaşının ardından zatürre'ye yenik düştü. 2010'a bir çentik daha atmış olduk maalesef.

2.04.2010

Günün Afişi



İstanbul Film Festivali'nin açılış günü bugün. Ben de festivalden bir filmin afişini seçtim size. Todd Solondz'un son filmi Life During Wartime için çok olumlu şeyler söyleniyor. Ben de gidip görmek niyetindeyim en kısa zamanda. Ayrıca Solondz festival bünyesinde bir de sinema dersi verecek, meraklısına duyurulur.

1.04.2010

Eastwood'un filmine Leo'dan kanca



Anladığım kadarıyla Leonardo DiCaprio, Oscarlı yönetmen Clint Eastwood'un bir süredir üzerinde çalıştığı J. Edgar Hoover filmi için kulis çevirmeye başlamış. Yabancı medyada yer alan yorumlar, Scorsese ve Spielberg gibi Oscarlı yönetmenlerle çalışan DiCaprio'nun Eastwood ile çalışmak istemesinin çok doğal olduğu yönünde. Bu yorumlarda ironik bir dokundurma olduğunu da söylemek gerek elbette, biraz stratejik bir hamle gibi algılanmış yani. Henüz herhangi bir anlaşmaya varılmadığını belirtmeme gerek yok herhalde.