23.05.2012

Sıradışı bir başkan


Dikkat!! Bu yazı daha önce ntvmsnbc'de yayınlanmıştır.


Gördüğünüz fotoğrafta benim ve Yekta Kopan’ın arasında duran uzunca boylu, sakallı şahıs sinemaseverlerin hemen tanıyacağı bir isim elbette: İtalyan sinemacı,oyuncu ve senarist Nanni Moretti. Kendisi, yine bu satırları okuyanların zaten farkında olduğu gibi çağdaş İtalyan sinemasının en önemli figürlerinden ve bu yılki Cannes Film Festivali’nin de başkanı. Yukarıdaki fotoğrafın çok ilginç bir öyküsü olmasını isterdim doğrusu. Ama yok. Öte yandan zaten asıl ilginç olan da bu durumun bizatihi kendisi.Anlatmaya çalışayım. Son birkaç yıldır Cannes’a geliş gidişlerimden edindiğim en büyük izlenimlerden biri Altın Palmiye jürisinin festival boyunca son derece sakınımlı, izole bir hayat sürmesi olmuştur.Yani bir jüri üyesiyle bırakın fotoğraf çektirmeyi, Festival Sarayı’nın herhangi bir köşesinde karşılaşmanız bile pek olası değildir. Kimselerin kullanmadığı bir kapıdan topluca salona girerler, filmi izlerler ve hemen kapının önünde kapısı açık bir şekilde kendilerini bekleyen şoförlü araçlarına binerek hızla uzaklaşırlar. Hele jüri başkanları iyice ulaşılmaz bir konumdadır. Bunlar arasında Robert De Niro ve Sean Penn gibi büyük yıldızları da gördük geçen senelerde; Wong Kar Wai ve Stephen Frears gibi önemli yönetmenler de. Ama açıkçası hiç birinin Nanni Moretti gibi Cannes’da halkın arasına karışıp rahatça gezip dolaştığını görmedik. O yüzden bugün Türk standında “Az önce Nanni Moretti geçti önümüzden” cümlesini işitince önce bir şaşırdım ve ihtimal devermedim açıkçası. Fakat sonra gerçekten de Moretti’nin az ötedeki İtalyan standının yakınlarında birileriyle sohbet ettiğini görünce duyduklarımın doğru olduğunu kabullenmek zorunda kaldım. Az sonra yeniden önümüzden geçerken kibarca kendimizi tanıtıp kendisiyle yukarıda gördüğünüz fotoğrafı çektirdik. Bir iki saat sonra bu kez Nuri Bilge Ceylan’ın ödül aldığı törende de çıktı karşımıza Başkan. Üstelik sahnede falan değil, düpedüz izleyicilerin arasındaydı ve töreni sunan Quinzaine Başkanı da hayret etmişti bu duruma. Nanni Moretti coğrafi olarak Cannes’a bir hayli yakın olan komşu İtalya’dan geldiği için midir, yoksa son derece egosuz ve komplekssiz biri olduğundan mıdır bilinmez, bugüne dek Cannes’da benzerine pekrastlanmayan bir portre çiziyor ve bu da 65. festivalin farklarından biri olarak kayda geçiyor.

14.05.2012

The Avengers'dan bir rekor daha


The Avengers geçen hafta gelmiş geçmiş en iyi ilk haftasonu hasılatı rekorunu kırmıştı. Bu hafta bir rekor daha kırdığını görüyoruz. Film 2. haftasonunda da 100 milyon dolar barajını geçen ilk yapım olmuş. Bana yine de Avatar'a yetişmesi zor görünüyor ama işin bu kısmında hiç uzman sayılmam, o yüzden bekleyip görelim derim.

11.05.2012

100 yıllık kamera David Lynch'in elinde



1995 yılında 41 sinemacıya Lumiere Kardeşler'den kalma 100 yıllık kamerayla film çekme imkanı verildi. Yani sinema tarihinin ilk kamerasıyla. Filmi çekenlere ( ki bunların arasında Spike Lee, Peter Greeanaway, Wim Wenders, Costa Gavras gibi sinemacılar da vardı) sadece üç kural konmuştu. Kendilerine verilen 52 saniyelik makaranın dışında ek bir film kullanmayacaklar, senkronize ses olmayacak ve sadece üç çekim yapabilecekler. Yukarıda bu sinemacılardan biri olan David Lynch'in çektiği 52 saniyelik filmi görüyorsunuz. Kısacık belki ama kesinlikle bir Lynch filmi.

7.05.2012

Sacha Baron Cohen'den eleştirmenlere işkence



Saturday Night Live için çekilen bu skeci sonuna kadar izlemenizi tavsiye ederim. Film gerçekten bu skeç kadar komik mi bilemiyorum ama yukarıdaki videonun sonlarına doğru dünyaca ünlü bir yönetmen konuya dahil olacak, kaçırmayın derim.

Bond'un setinden notlar

Dikkat!!! Bu yazı bir önceki yazının devamıdır ve daha önce ntvmsnbc'de yayınlanmıştır.



“Boşuna kamera getirmeyin, her şeyi onlar çekip size verecek” sözleri üzerine elime sadece bir adet NTV başlıklı mikrofon alarak Eminönü’nün yolunu tutuyorum. Bir gün önce Çırağan Sarayı’nda da gördüğüm tüm basın mensupları bu sefer Hamdi Restoran’ın 2. katına doluşmuş durumda ve ben de karargahtaki yerimi alıp bir kahve söylüyorum. Warner Bros.’tan Duygu Kutlu ile kısa bir fikir teatisinde bulunup üst kata çıkıyoruz. Bana balkondan setin olduğu bölgeyi gösteriyor. Tam da Yeni Camii’nin çevresine kurulmuş set. Mısır Çarşısı’na giriş serbest ama setin etrafı demir bariyerler ve brandalarla çevrildiği için zaten yoğun olan insan trafiği iyice sıkışık bir hal almış. Balkondan baktığımda hemen solumda kalan bölüme ise yaklaşık 15 tane kamyon park etmiş olduğunu görüyorum. Çoğunun arka kapısı açık olduğu için içlerini görmek mümkün; ışık, set ve dekor kamyonları bunlar. Balkonda bir kamera ve iki – üç kişilik küçük bir ekip bekleşiyor. İşte bu ekip benim kullanacağım görüntüleri çekecek olan ekip. Duygu “aslında setin yanında bir noktadan da anons çekebileceğimi ama buradan da bir anons yapmak istersem henüz kalabalıklaşmadan yapabileceğimi” söylüyor. Aklıma yatıyor ve balkona çıkıp, Yeni Camii’yi ve seti arkama alarak kısa bir anons çekiyorum. İyi ki de çekiyorum, zira daha sonra setin yakınından bir çekim yapamayacağımız haberi geliyor. Hemen 15 dakika sonra elime bir memory card veriyorlar ve aslında Gece Gündüz için olan işim çabucak bitmiş oluyor. Ama ben sete de girmek niyetindeyim ve bu sefer “hayır” cevabı almaya niyetim yok. 

Bond'un peşinde 2 gün

Dikkat!! Bu yazı daha önce ntvmsnbc'de yayınlanmıştır.



“Dekorlara oturmayın abla, dekorlara oturmayın”. Yeni Camii’nin önüne kurulmuş James Bond setinden ağır adımlarla çıkarken kulağıma çalınan bu cümle ne çok şey anlatıyor aslında. Bir düşünün etrafınızda 300’den fazla figüran ( ya da yeni ve moda deyimle “yardımcı oyuncu” ), neredeyse bir o kadar görevli ve muhtemelen bir o kadar ( hatta çok daha fazla ) güvercin var. Gerçi silahların gürültüyle yankılandığı her çekim sonrası güvercinlerin sayısında gözle görülür bir azalma oluyor ama figürasyonun böyle bir şansı da yok ne yazık ki. Gösterildiği yerde duracak gün boyu, mecbur. E hal böyle olunca da, yoruluyor elbette “abla” ve çöküveriyor bir “dekorun” üzerine.

Beklenen rekor geldi


Beklenen rekor diyorum zira 2012 için Hollywood'un büyük beklentileri var. Bu konuda daha önce ntvmsnbc'de bir yazı yazmıştım, merak eden bir baksın, ama kısaca bu yıl birbirinden iddialı yapımlar vizyona gireceği için Hollywood'da büyük hasılat beklentisi olduğundan dem vurmuştum. Buyurunuz, The Avengers şimdiden bir rekora imza attı bile. Yaklaşık 200 milyon dolar hasılatla The Avengers ABD'de tüm zamanların en iyi açılış rekorunu kırdı. Daha önceki rekor 169 milyon dolarla Harry Potter serisinin son halkasına aitti. 2012'nin The Avengers'dan önceki en iyi açılış rekoru ise 152 milyon dolarla The Hunger Games'e aitti. Açılış derken tabii tek bir günden değil, ilk haftasonundan söz ediyorum. The Avengers toplamda ne kadar hasılat elde edecek göreceğiz, ama 2012 için başka dev yapımlar da sırada. Örneğin The Amezing Spider-Man var. Sonra The Dark Knight Rises ve ardından The Hobitt. Anlayacağınız kıyasıya geçecek bir gişe savaşı bekliyor izleyiciyi bu yıl.

1.05.2012

Günün trailer'ı: The Dark Knight Rises



Yılın en iddialı Hollywood yapımlarından The Dark Knight Rises için yeni bir trailer hazırlandı. Dün gece saatlerinde internete düşen trailer'ı gecikmeden sizle paylaşıyorum. Film 20 Temmuz'da vizyonda.

27.04.2012

Django Unchained'den ilk kareler


25 Aralık'ta vizyona çıkacak olan Django Unchained, yani Quentin Tarantino'nun son filmi, 2012'nin merakla beklenen filmlerinden. EW filmden iki fotoğraf yayınladı ve bizim de azıcık da olsa bir fikrimiz oldu. İlk fotoda Tarantino'nun Hollywood'a hediyesi Christophe Waltz ve Jamie Foxx'u görüyoruz. Foxx filmde Django'yu, Waltz ise eski bir hesabı görmek için onun hizmetlerinden faydalanan Alman bir ödül avcısını canlandırıyor. Biraz daha açarsak, eski diş hekimi, yeni ödül avcısı Dr. Schultz, köle Django'yu sahiplerinden alarak özgürleştirir ve ondan eski sahiplerini öldürmesini ister. Aşağıdaki fotoğrafta ise elinde çekiçle Leonardo DiCaprio var gördüğünüz gibi. DiCaprio sahip olduğu köleleri gladyatör misali ölümüne dövüştürmekten zevk alan sapık ruhlu bir toprak sahibini canlandırıyor. Daha fazla anlatmıyorum, artık izleyince görürsünüz.


James Cameron'ın büyük hatası


Bir kaç gece evvel Jimmy Fallon'ın late night programını izliyordum ve konuklardan biri de James Cameron idi. Öncelikle şunu söyleyeyim, izleme fırsatınız varsa ( internette bulunabilir ) mutlaka izleyin, Cameron da neredeyse Fallon kadar komik bir adam. Ve aslında anlattıkları da ilginç. Benim en çok aklımda kalansa Titanic ile ilgili anlattıkları oldu. Bildiğiniz gibi şu sıralar filmin 3D versiyonu oynuyor sinemalarda. Zaten Cameron da biraz bu vesileyle çıkmış televizyona. Anlattığı bir şey özellikle çok komikti ( ya da ilginç demeli belki de ), onu paylaşmak isterim. Günümüzün en önemli astronomlarından Neil deGrasse Tyson bundan bir kaç yıl önce Cameron ile sohbet ederken bir anda çıkışmış: "Sen de kendini mükemmeliyetçi sanıyorsun değil mi? Oysa büyük bir hata yaptın Titanic filminde. Filmin sonlarında Rose Atlantik Okyanusu'nda o tahta raftın üzerinde yatarken başını çevirir ve gökyüzüne bakar. Sen de onun baktığı yıldızları gösterirsin. Ama 1912'de, yılın o zamanında, o enlem ve boylamda baktığı zaman gördüğü yıldızlar onlar olamazdı. Yanlış gökyüzü gösterdin". Peki James Cameron ne yapmış dersiniz? Filmin 3D versiyonunu gösterime sokmadan önce montaja girmiş ve gökyüzünü düzeltmiş!

Günün afişi


Dario Argento bu yıl son filmi Dracula ile Cannes'a gidiyor. Korku sinemasının, daha doğrusu "giallo"nun büyük üstadı neredeyse 40 yıldır kendine has üslubuyla film çekiyor ve biz de merakla izlemeye devam ediyoruz. Bugün onun Tenebrae adlı filmi için Malleus'un tasarladığı afişi paylaşıyorum sizle.