5.04.2018

Cannes'ın açılış filmi belli oldu


Bu yıl 71. kez düzenlenecek Cannes Film Festivali'nin 8 Mayıs'ta yapılacak açılışında İranlı sinemacı Asghar farhadi'nin "Everybody Knows" adlı filminin gösterileceği açıklandı. Başrollerini Javier Bardem, Penelope Cruz ve Ricardo Darin'in üstlendiği film şimdiye dek Cannes'ı açan ikinci İspanyolca film olacak (ilki Almodovar imzalı "Bad Education"). Çifte Oscarlı Farhadi daha önce "The Past" ve "The Salesman" adlı filmleriyle Altın Palmiye için yarışmıştı. Cannes'ın önümüzdeki hafta bu yılki seçkisini açıklaması bekleniyor.

6.03.2018

Oscar'da aç kalmak!



Başlığa bakıp da aldanmayın, elbette Oscar töreninde kimse aç kalmadı. Zaten kalsalar da çok önemli değil, zira buradaki yıldız ya da yıldız adaylarının neredeyse tamamı aç yaşamaya programlanmış durumda. Ne de olsa ince görünmek, zayıf kalmak, endüstrinin bir numaralı kuralı. Uzatmayalım, yukarıda da fotoğrafını gördüğünü kumanya kutuları yaklaşık 4 saat sürecek törene gelerek (kırmızı halı geçişiyle birlikte 6 saat hatta) gecenin büyük kısmında koltuklarında oturan konuklara dağıtılmış. İçinde cips, çikolata, ayıcık şeker ve nane şeritleri gibi atıştırmalıklar var. Aşağıda göreceğiniz gibi kutuların dışı da bu yılki aday filmlerden esinlenerek yapılmış illüstrasyonlarla bezeli. Kutuların içinde de Jimmy Kimmel imzalı bir not yer alıyor: "Atıştırmalık olmadan sizi burada tutmak doğru olmazdı. Lütfen içindekileri bana atmayın. Not: Adınıza L.A. Bölgesel Gıda Bankasına bağış yapılmıştır."


28.01.2018

Yılın ilk güzel haberi Tolga Karaçelik'ten



Tolga Karaçelik imzalı "Kelebekler"in Sundance Film Festivali'nde Dünya Dramatik kategorisinde Jüri Büyük Ödülü'nü alması 2018'in ilk güzel haberi oldu gerçekten de. Bağımsız sinemanın kalbi olarak da bilinen Sundance dünyadaki en önemli 5 festival arasında gösteriliyor ve burada vitrine çıkmak, hele hele en önemli almak çok büyük bir başarı. Bu arada filmin Kültür Bakanlığı tarafından desteğe değer bulunmadığını da belirtmekte fayda var. Sundance'te En İyi Film ödülünü alan ilk Türk filminin yönetmeni Tolga Karaçelik'i yürekten tebrik ediyor ve filmi görmeyi sabırsızlıkla beklediğimi eklemek istiyorum.



Tolga Karaçelik: En az 6 hafta gerekli

Törende sahneye filmin yapımcısı Diloy Gülün, filmin başrol oyuncularından Tuğçe Altuğ ve besteci Ahmet Kenan Bilgiç ile birlikte çıkan Tolga Karaçelik ödülünü Cannes’da “Kare” ile Altın Palmiye kazanan Ruben Ostlund’un elinden aldı. Ödül konuşmasında “Sanırım burada böylece durup akıllı bir adam görüntüsü vermem en iyisi, çünkü ağzımı açacak olursam aptalca şeyler söyleyeceğim. Bu filmi 18 günde çektik. Bu burada gösterilen ikinci filmim, ilki 2015’te gösterilen ‘Sarmaşık’tı ve onu da 19 günde çekmiştik. Umarım bir sonraki filmim için 6 haftalık bir süremiz olur en azından. Yapımcım da burada, onu alkışlamanızı rica ederim, ki düzgün bir film çekebilmek için en az 6 hafta gerektiğini anlasın… Ayrıca bu filmin yeterince iyi olmadığını düşünen tüm satış firmalarına da teşekkür ederim, çünkü günümüzde hangi filmi izleyip izlemeyeceğimize onlar karar veriyor. Müstakbel eşim Tuğçe’ye de teşekkür ederim, ona bir hafta kadar önce evlenme teklif ettim ve kabul etti. Yani son 15 günde bu ödülü aldım, bir eşim oldu ve artık gidiyorum.” diyen Karaçelik sözlerini tüm jüriye ve Sundance ekibine teşekkür ederek sonlandırdı.

26.01.2018

Oscar'ı 'The Post' alacak... Neden mi?



Öncelikle şunu teslim edelim, bu yıl En İyi Film dalında Oscar'a aday filmlerin birçoğu gerçekten ödülü hak edecek kalitede, hepsini izlemeden bile bunu görebiliyoruz. Yabancı eleştirmenlerin olsun, yurt içinden sinema yazarlarının olsun, genellikle hemen hepsi için övgü dolu yazılar yazdığını gördük, çoğuna da hak verdik. "Call Me By Your Name" kazansa örneğin kimse şaşırmaz, ya da "Three Billboards..." ve hatta "Lady Bird". Keza Paul Thomas Anderson'ın merakla beklenen filmi "Phantom Thread" ya da Guillermo Del Toro'nun 13 dalda aday olan son filmi "The Shape of Watre"... Bunlar da en az diğerleri kadar güçlü adaylar. Jordan Peele'in kendisine bir de En İyi Yönetmen adaylığı getiren filmi "Get Out" bu seçki içinde sürpriz gibi duruyor ama, izleyenler katılacaktır sanırım, müthiş bir korku film. Irkçılık temelli bir hikâyeyi bu kadar sağlam bir korku filmine çevirmek az mesele değil doğrusu. "Dunkirk" bana biraz ödüle uzak gibi duruyor doğrusu ama bu da benim şahsi fikrim, kazanacak olsa ayakta alkışlanması şaşırtıcı olmaz. Yine de En İyi Film dalında bana bu yıl "The Post" ipi önde göğüsleyecek gibi geliyor. Neden mi?


Nedeni politika

Şöyle anlatmaya çalışayım. Oscar ödüllerinde En İyi Film dalı her zaman en çok tartışılan ve en çok merak edilen daldır. Nihayetinde yılın en iyi filmi seçiliyor, bu çok da tuhaf değil diye düşünebilirsiniz ama her zaman bu kadar basit değil elbette. Yakın geçmişten hatırlayalım, Obama'nın başkanlığı döneminde, 2012 Oscar ödüllerine "Lincoln", "Zero Dark Thirty" ve "Argo" gibi her biri ABD'nin farklı bir tarihi dönemini anlatan ve sözde Amerikan değerlerini yücelten filmler aday olmuş çok kimsenin hiç beğenmediği "Argo" ödüle uzanmıştı. O yıl öyle bir hava estirilmişti ki törende, canlı yayın sırasında Beyaz Saray'a bile bağlanılmıştı, hatırlarsanız. Böylesi tematik törenlerin yaşandığı yıllara sık rastlar olduk aslında. Örneğin bir sene Akademi çok beyaz olmakla suçlanır, ertesi yıl birdenbire siyahi adayların sayısı beşe, ona katlanır. Bir sene çeşitlilikten yakınılır, ertesi yıl "Moonlight" ödül alır, vb.. Yanlış anlaşılmasın, bence de "Moonlight" ödüle layık bir filmdi, ama mesela bu yıl "Call Me By Your Name" alırsa şahsen şaşırırım, o da ayrı. Ne de olsa Akademi geçen yıl LGBTİ kontenjanını savdı. Bı yıl sıra Trump'a bir mesaj yollamakta bana sorarsanız.


ABD Başkanı Trump ile Hollywood liberalleri arasındaki gerginlik biğr buçuk yıldır hiç azalmadı. Bir yanda Alec Baldwin gibi hemen her hafta Saturday Night Live'da Trump taklidi yapan oyuncular, bir yanda Meryl Streep gibi sözünü sakınmayan saygın isimler... Saymakla bitmez Trump karşıtlığı, ki haklı bir karşıtlık olduğu da su götürmez. Tam da böylesi bir iklimde Steven Spielberg elindeki her işi bırakıp aceleyle "The Post"u çektiyse durup bir düşünmek lazım. Hele de başroldeki isimlerden biri Meryl Streep ise. Filmin konusu da malumunuz basın ve ifade özgürlüğü. Daha geçen hafta Beyaz Saray'dan CNN muhabirini kovan ve her fırsatta basına 'Yalan söylüyorsunuz' diyen Trump'a bu yılki Oscar töreninde ciddi bir tokat geleceğini düşünüyorum. Bunu da elbette "The Post"u En İyi Film ödülüyle taçlandırarak yapacaklar. Tabii bütün bunlar benim fikrim, tamamen yanılıyor da olabilirim.

4.01.2018

Senaristler Birliği Ödülleri için adaylar belirlendi



Oscar öncesi Hollywood'da hemen her meslek birliği kendi ödülleri dağıtıyor malum. Amerikan Senaristler Birliği (WGA) Ödülleri için de adaylar belirlenmiş durumda. Tıpkı Oscar ödüllerinde olduğu gibi orijinal ve uyarlama senaryo dallarında ödül veren WGA bunlara ek olarak belgesel dalında da bir ödül veriyor. İşte adaylar:


Orijinal Senaryo 

"The Big Sick" (Emily V. Gordon, Kumail Nanjiani)
"Get Out" (Jordan Peele)
"I, Tonya" (Steven Rogers)
"Lady Bird" (Greta Gerwig)
"The Shape of Water" (Guillermo del Toro, Vanessa Taylor)


Uyarlama Senaryo

"Call Me By Your Name" (James Ivory)
"The Disaster Artist" (Scott Neustadter, Michael H. Weber)
"Logan" (Scott Frank, James Mangold, Michael Green)
"Molly's Game" (Aaron Sorkin)
"Mudbound" (Virgil Williams, Dee Rees)


Belgesel Senaryosu

"Betting On Zero" (Theodore Braun)
"Jane" (Brett Morgen)
"No Stone Unturned" (Alex Gibney)
"Oklahoma City" (Barak Goodman)

Ödüller 19 Şubat'ta sahiplerini bulacak.

2017'nin en iyi film afişi...



Doğrusunu isterseniz Alexander Payne imzalı "Downsizing" henüz ülkemizde vizyona girmedi ama ben bu afişi görür görmez yılın en iyileri arasına kaydettim. Belki de en iyisi... Normalde bir film afişinin en alt kısmında neredeyse okunamayacak kadar küçük yazılarla verilen künye kısmı burada filmin konusuna uygun şekilde küçülmüş bir Matt Damon sayesinde devleşmiş. Tek kelimeyle dahiyane!

Cannes'da jüri başkanı Cate Blanchett


71. Cannes Film Festivali'nin jüri başkanlığını Avustralyalı oyuncu Cate Blanchett üstlenecek. Oscarlı oyuncu böylece bu görevi üstlenen 10. kadın olacak. Blanchett'dan önce oyuncular Olivia de Havilland (1965), Sophia Loren (1966), Michele Morgan (1971), Ingrid Bergman (1973), Jeanne Moreau (1975 and 1995), Francoise Sagan (1979), Isabelle Adjani (1997), Liv Ullmann (2001), Isabelle Huppert (1999), ve bugüne kadar bu görevi üstlenen ve Altın Palmiye'yi kazanan tek kadın yönetmen olan Jane Campion Cannes'da jüri başkanlığı yapmıştı.


2 Oscar'ı var
Kariyeri boyunca hem bağımsız filmlerde hem de stüdyo yapımlarında rol alan Cate Blanchett "Yüzüklerin Efendisi" üçlemesi başta olmak üzere, "Elizabeth", "Babil", "The Good German", "Manifesto", "Becerikli Bay Ripley" gibi filmlerle ünlenmişti. Oyuncu 2004 yılında Katharine Hepburn'ü  canlandırdığı "The Aviator" ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar'ını almış ve başka bir oyuncuyu canlandırarak Oscar kazanan ilk oyuncu olmuştu. Blanchett 2012 yılında da Woody Allen imzalı "Blue Jasmine" ile En İyi Kadın Oyuncu Oscar'ını da kazanmıştı.

71. Cannes Film Festivali 8 - 19 Mayıs tarihleri arasında yapılacak. Jüri başkanının açıklanmasının ardından sıra yılın afişinde elbette. Her yıl olduğu gibi bu yuıl da Cannes'ın sinema tarihinden bir figürü af,işe taşıyacağına şüphe yok. Ve tabii ardından bu yılın filmleri (muhtemelen Nuri Bilge Ceylan imzalı "Ahlat Ağacı" da listede olacak) ve jürinin geri kala isimleri gelecek.

30.12.2017

2017'nin en iyi filmleri

2017'nin en iyi filmleri listesini bu yuıl yabancı ve yerli olmak üzere 2'ye ayırdım ve özellikle yabancı filmler kısmında bir hayli zorlandım. Nitelik açısından çok yüksek bir yıl mıydı derseniz, hem evet hem hayır. Zaten listeyi incelediğinizde de anlayacaksınız, ama yabancı filmlerin yerlilere kıyasla daha fazla öne çıktığı bir yıldı, orası kesin. Başlayalım.

Yılın En İyi 10 Filmi (yabancı)

10. Logan: Wolverine

Y: James Mangold

9. Tramontane (Dağların Ardında)

Y: Vatche Boulghourjian

8. Personal Shopper (Hayalet Hikâyesi)

Y: Olivier Assayas

7. Forushande (Satıcı)

Y: Asghar Farhadi

6. Blade Runner 2049

Y: Denis Villeneuve

5. American Honey

Y: Andrea Arnold

4. Moonlight (Ayışığı)

Y: Barry Jenkins

3. Get Out (Kapan)

Y: Jordan Peele

2. Lady Macbeth

Y: William Oldroyd

1. Toni Erdmann

Y: Maren Ade

Yukarıdaki filmlerin dışında; Rock'n Roll, Gifted (Deha), Elly Hakkında, Good Time (Soygun), Mancherster by the Sea (Yaşamın Kıyısında), David Lynch The Art Life, Happy End (Mutlu Son) ve maalesef hâlâ izleyemediğim The Square, The Killing of a Sacred Deer (Kutsal Geyiğin Ölümü) ve The Other Side of Hope (Umudun Öteki Yüzü) gibi filmler de muhtemel bir ikinci 10 oluştururdu herhalde.

Gelelim yerli filmlere

--------------------------

Yılın En İyi 10 Filmi (yerli)

10. Taş 

Y: Orhan Eskiköy

9. Blue 

Y: Sertan Ünver

8. Tarla 

Y: Cemil Ağacıkoğlu

7. Tereddüt

Y: Yeşim Ustaoğlu

6. İşe Yarar Bir Şey

Y: Pelin Esmer

5. Sarı Sıcak

Y: Fikret Reyhan

4. Kaygı

Y: Ceylan Özgün Özçelik

3. Koca Dünya

Y: Reha Erdem

2. Babamın Kanatları

Y: Kıvanç Sezer

1. Körfez

Y: Emre Yeksan
Yerli sinemada kadın yönetmenlerin ve yeni sinemacıların ön planda olduğu bir yıldı, bu8 anlamda manzara sevindirici. Ama nitelikli işlerin sayısı ne yazık ki çok değildi, bu da 100'den fazla filmin çekildiği ülkemiz adına üzücü bir durumdu elbette. Belgesel sinemada da iyi işlerin olduğu bir yıldı ve henüz izleyemediğim Benim Varoş Hikâyem ve yurt dışında 9 ödül alan (almaya da devam edecek şüphesiz) Meteorlar (Gürcan Keltek) çokça ses getirdi. Meteorlar vizyona girer mi bilemem ama yurt içinde ve ya dışında bir festivalde yakalarsanız mutlaka izleyin, sinemamız için devrim niteliğinde bir film olduğunu teslim edeceksiniz.

Not: Yerli filmler için 1 Aralık 206 - 1 Aralık 2017 arası baz alındı.



20.05.2017

Cannes ve Netflix çekişmesinde son durum



"Bana tam bir özgürlük tanıdılar"

Cannes Film Festivali bu yıl çok ilginç bir tartışmaya sahne oluyor. Buna tartışma demek ne kadar doğru gerçi onu da bilmiyorum, zira iş iyiden iyiye bir savaşa dönüşmeye başladı. Özetleyecek olursam, internet tabanlı yayıncılık yapan Netflix bir süredir önemli yönetmenlerin sinema filmlerine de finans sağlamaya başladı (örnekse Martin Scorsese) ve haliyle bu filmlerin de ilk gösterim hakkını rezerve etmiş oldu. Yani Scorsese bir sonraki filmini Netflix parasıyla çektiğinde bu filmin ilk gösterim hakkını da salon dağtımcılarına değil Netflix'e verecek ve film geniş kitlelere ilk olarak internet üzerinden ulaşacak.


Cannes'daki mesele ise şu: Altın Palmiye için yarışan "Okja" (Bong Joon-ho) (bir de festivalin market bölümünde görücüye çıkan "Godesses in the Flames of War" adlı Çin filmi var) tuhaf bir şekilde jüri başkanı Pedro Almodovar tarafından dışlandı. Almodovar yazılı bir açıklama okuyarak "Şahsen sinema salonlarında gösterilmeyecek bir filmin Altın Palmiye almasını doğru bulmuyorum" dedi. Yine aynı günlerde Cannes Film Festivali'nin yeni bir kural getirerek gelecek yıldan itibaren sadece ilk gösterimlerini Fransa'daki salonlarda yapmayı kabul eden filmlerin seçkiye dahil edileceğini açıklaması da işe tuz biber ekti. Öte yandan "Okja"nı basın gösteriminde yaşanan bir teknik aksaklık yüzünden filmin yuhalanması ve 15 dakikalık bir aradan sonra yeniden gösterimin başlatılması da işin bir başka ilginç yanı. Dahası da var: netflix'in diğer filmi de yine "teknik aksaklıklar" yüzünden gösterim programından çıkarılmış durumda. Bunda bir kasıt arayacak değilim elbette ama, şunu da sormadan edemiyor insan: Neler oluyor orada?

Şimdilik son sözü "Okja"nın yönetmeni Bong Joon-ho'ya bırakalım: "Nettflix'tekiler bana büyük bir destekte bulundular. Filmin bütçesi bir hayli büyüktü ve böylesi bütçeleri sinemacılar nadiren bulurlar. Doğrusu Netflix'le çalışmayı çok sevdim. Oyuncu seçiminde, çekimde ve kurguda bana tam bir özgürlük tanıdılar. Hiç baskı yapmadılar. Onlardan gelen hiç bir kısıtlama olmadı. Muhteşem bir deneyimdi benim için."

Bogdanovich'ten Keaton belgeseli



Cannes zamanı irili ufaklı haberler yağar her sene ve bu yıl da durum farklı değil. Alın size ilginç bir haber: Amerikalı sinemacı Peter Bogdanovich beyazperdenin en büyük efsanelerinden Buster Keaton hakkında bir belgesel çekecek. Henüz küçük bir çocukken vodvillerde sahne almaya başlayan ve ardından önce kısa, sonra uzun filmlerle sinemaya geçiş yapan Buster Keaton zorlu ama unutulmaz bir hayat yaşamıştı. Bogdanovich'in çekeceği belgesel hakkında şimdilik sadece yapımcısının Charles S. Cohen (Cohen Group) olacağını biliyoruz.

25.04.2017

Bambaşka bir Heath Ledger



Tribeca Film Festivali'nde izleyiciyle buluşan ve genç yaşta hayata veda ederek Hollywood'da büyük bir şok dalgasına sebep olan Heath Ledger'ın kendi kamerasıyla çektiği görüntülerden montajlanan "I Am Heath Ledger" adlı belgesel yeni bir tartışma yaratmış durumda. Hatırlanacağı üzre Heath Ledger bundan 9 yıl önce, henüz 28 yaşındayken, yanlışlıkla fazla miktarda aldığı ağrı kesici ve uyku hapı yüzünden hayata veda etmişti. O zamandan beri de yaygın kanı genç aktörün ciddi bir depresyonun pençesinde olduğu ve mutsuz bir hayat sürdüğü yönündeydi. Oysa "Brokeback Mountain" ile büyük övgüler alan ve "The Dark Knight" ile ölümünden sonra bir de Oscar kazanan Ledger, "I Am Heath Ledger" adlı filmdeki anlatılanlara bakılırsa son derece mutlu bir hayat sürüyormuş. Adrian Buitenhuis ve Derik Murray'in imzalarını taşıyan filmde görüş bildiren isimlerden Ledger'ın eski menejeri Steve Alexander "Heath çok mutlu ve hayat doluydu. Elbette sorunları vardı ama bir yere gitmeye niyeti yoktu" diyerek genç oyuncunun intihara meyilli olduğu görüşünü yalanlıyor. Filmde Ledger'ın yakın dostları Naomi Watts, Ben Harper, Ben Mendelsohn ve Ang Lee gibi tanınmış isimlerin de görüşlerine yer verilirken, eski nişanlısı ve kızı Matilda'nın annesi Michelle Williams yer almıyor. Williams'ın desteğinin film için çok önemli olduğunu belirten Murray "Ama kamera karşısına geçmek istemedi" diyor. "I Am Heath Ledger" muhtemelen ülkemizde vizyona çıkmayacak ama belki festivallerden birinde izlesek hiç de fena olmaz hani.


7.04.2017

Ian McKellen o sahneyi anlattı



İstanbul Film Festivali'nde Onur Ödülü alan Sir Ian McKellen az önce Boğaziçi Üniversitesi'nde düzenlenen bir söyleşi etkinliğinde izleyicilerin karşısına çıktı. Melis Behlil'in moderatörlüğündeki söyleşide izleyicilerden birini sorduğu bir soru üzerine McKellen kendisine dünya çapında büyük bir şöhret getiren Gandalf rolünü canlandırdığı The Lord of the Rings'in en unutulmaz anlarından biri olan ve "You sahll not pass!" repliğiyle akıllara kazınan sahne için şunları söyledi: "Her şeyden önce ben o köprünün üzerinde değildim. Bir stüdyodaydım ve karşımda da bir çubuğun üzerine tutturulmuş sarı bir tenis topu vardı. Tenis topu Balrog'du ve ben Peter Jackson'a 'Bu Balrog' neye benziyor diye sordum. O da bana 'Henüz karar vermedik' dedi. 'Korkunç bir canavar olacak, sen tenis topuna bakarak konuş' dedi ve ben de öyle yaptım: 'Geçmeyeceksin!'... İşin aslı J.R.R. Tolkien öyle yazmamış. O 'You can not pass' (Geçemezsin) yazmış, bense 'You shall not pass' (Geçmeyeceksin) demişim.

Bu noktada hemen şunu söyleyeyim, işte sinema tarihi bu tür yanlışlıklarla yazılmıştır. Bana sorarsanız McKellen'ın yanlışlıkla söylediği sözler çok daha etkili, Tolkien fanatikleri kızmasın ama. Aktör sezgisi burada büyülü bir anın yaratılması için son derece faydalı olmuş bence.