10.01.2012

Tim Burton'dan Stainboy - Bölüm 1



2000 yılında, internetin daha çok para getireceği, bu yüzden de daha çok yatırım yapıldığı bir zamanda Flinch stüdyosuyla birlikte bir animasyon dizi yapmak üzere yola çıkan Tim Burton ilk bölümünü yukarıda izlediğiniz Stainboy'u yaratmıştı. Aslında 26 bölüm planlanmış, ama sadece 6 bölüm tamamlanabilmişti. Şunu da belirtmekte yarar var aslında, Stainboy ilk kez 1997 yılında yine Tim Burton'ın imzasını taşıyan The Melancholy Death of Oyster Boy and Other Stories adlı resimli kitapta görünüyordu. İşin doğrusu ben de bu seriyle yeni tanıştım ve hemen sizinle paylaşmak istedim. Her hafta bir bölüm halinde, 6 bölümü de yayınlayacağım, haberiniz olsun.

9.01.2012

Amerikalı eleştirmenler "Melancholia" dedi


Ödül raporlarına devam. Bu hafta ABD Ulusal Film Eleştirmenleri Birliği'nin ödülleri var menüde. Bildiğiniz üzere ABD'de hemen her eyaletin ya da kentin kendi eleştimenler topluluğu var ve bunların her biri ayrı ayrı ödüller veriyor. Bir de 58 kişinin oy verdiği ulusal çapta bir birlik var, ki işte bu ödüller de onların verdiği ödüller. Ağaşıda da göreceğiniz gibi her film ya da kişinin aldığı oylar ( bu oylar da aslında tek tek sayılmıyor, örneğin bir dalda en iyi seçilen 3 oy alıyor ) yanlarında yazıyor. Bazı dallar çok çekişmeli geçmiş fark edeceğiniz üzere. Ama bence bu tabloda en çok öne çıkan film A Separation. Hem En İyi Film dalında 20 puan almış, hem de kendi kazandığı dalda en büyük farkı atmış. Filmin oyuncularını da aslında bir şekilde görmek gerekirdi ama hepsi o kadar iyiler ki, hangisine ödül vermeli, bilemiyorum.

En İyi Film
Melancholia - 29 ( Lars Von Trier )
The Tree of Life - 28 ( Terrence Malick )
A Separation - 20 ( Ashgar Farhadi )

En İyi Yönetmen
Terrence Malick - 31 ( The Tree of Life )
Martin Scorsese - 29 ( Hugo )
Lars von Trier - 23 ( Melancholia )

En İyi Erkek Oyuncu
Brad Pitt - 35 ( Moneyball, The Tree of Life )
Gary Oldman - 22 ( Tinker Tailor Soldier Spy )
Jean Dujardin - 19 ( The Artist )

En İyi Kadın Oyuncu
Kirsten Dunst - 39 ( Melancholia )
Yun Jung-hee - 25 ( Poetry )
Meryl Streep - 20 ( The Iron Lady )

En İyi Yard. Erkek Oyuncu
Albert Brooks - 38 ( Drive )
Christopher Plummer - 24 ( Beginners )
Patton Oswald - 19 ( Young Adult )

En İyi Yard. Kadın Oyuncu
Jessica Chastain - 30 ( The Tree of Life, Take Shelter, The Help )
Jeannie Berlin - 19 ( Margaret )
Shailene Woodley - 17 ( The Descendants )

Kurmaca Olmayan En İyi Film
Cave of Forgotten Dreams - 35 ( Werner Herzog )
The Interrupters - 26 ( Steve James )
Into The Abyss - 18 ( Werner Herzog )

En İyi Senaryo
A Separation - 39 ( Ashgar Farhadi )
Moneyball - 22 ( Steve Zaillian, Aaron Sorkin )
Midnight in Paris - 16 ( Woody Allen )

Yabancı Dilde En İyi Film
A Separation - 67 ( Ashgar Farhadi )
Mysteries of Lisbon - 28 ( Raoul Ruiz )
Le Havre - 22 ( Aki Kaurismaki )

En İyi Görüntü Yönetimi
The Tree of Life - 76 ( Emanuel Lubezki )
Melancholia - 41 ( Manuel Alberto Claro )
Hugo - 33 ( Robert Richardson )


İstanbul Film Festivali'nde Jüri Başkanları belli oldu


31. İstanbul Film Festivali 31 Mart - 15 Nisan tarihleri arasında yapılacak. 1982 yılından bu yana takipçisi olduğum bir etkinlik festival ve haliyle benim için anlamı bir başka. Bu yıl uluslararası jüriye Nuri Bilge Ceylan başkanlık edecek. Ulusal jürinin başkanı ise Murathan Mungan olacak. Açıkçası ben asıl ikisinin birden yer aldığı bir jürinin kararlarını merak ederdim. Hatta o jürinin toplantılarına kulak misafiri olmak isterdim. İkisi de yüksek zekaya sahip bu iki yaratıcının neler konuşup, tartışacağını; hangi kriterlerle filmleri değerlendireceğini, hangi noktalarda anlaşıp, hangi konularda ters düşeceğini duyup, görmek isterdim. Tabii bu işin fantezi yanı. Yoksa her ikisinin de başkanlık görevlerini mükemmelen yürüteceğine eminim. Yeter ki değerlendirecekleri filmler onların seviyesinde olsun.


6.01.2012

Billy Crystal'ın izinde



Oscar'da bu yıl ev sahipliği görevini emektar komedyen Billy Crystal üstlenecek biliyorsunuz. Bu usta komedyenin 8. Oscar sunuculuğu falan olsa gerek. Eddie Murphy ve Brett Ratner ile ilgili hikayeyi anımsadığınızı tahmin edip uzatmıyorum. Bu yıl bir de matrak bir trailer çekmişler Billy Crystal ve Oscar ile alakalı. Robin Williams, Josh Duhamel, Megan Fox ve Vinnie Jones gibi isimler de küçücük roller üstlenmiş. Bakalım hoşunuza gidecek mi?

Günün Trailer'ı: Return



Çoğu zaman ( hatta neredeyse her zaman ) savaştan dönen erkektir. Bu sefer bir kadın. Bunda filmi yönetenin de bir kadın olmasının payı büyük bence. Liza Johnson'ın ( daha önce 1 uzun, bir kaç tane de kısa metrajlı film çekmiş ama bu onun ilk kez adını duyurduğu film ) yönettiği Return'de başrolleri Linda Cardellini ve Michael Shannon paylaşıyor. İlk kez Freaks and Geeks'de tanıyıp sevdiğimiz Cardellini bu filmde eğer söylendiği kadar iyi oynuyorsa sürpriz bir Oscar adaylığı bile alabilir.

Dünya 2 Miles Davis filmine hazır mı?



Aslında başlığa taşıdığım soruyu biraz Don Cheadle'ın sözlerinden türettim. Bir süredir bir Miles Davis filmi çekmeye hazırlanan Cheadle başka bir Miles Davis filmi çekileceği haberleri üzerine "Dünya 2 Miles Davis filmine hazırsa, harika, bence 8 - 10 tane çekilmeli" dedi. Hem oynayacağı, hem de yöneteceği ( ki Cheadle için bir ilk olacak bu ) film için alışılmış biyografilerin dışında bir yol izleyeceğini söyleyen Cheadle "kübist" ( ne demekse ) bir yorumu tercih edeceğini belirtiyor. Cheadle şunu da eklemeden geçmiyor bu arada: "Miles'ın tüm müzik hakları bizde. Aileyle birlikte hareket ediyoruz. Sadece hayatının 3-4 yıllık bir dönemi var ki sanıyorum diğer filmin yapımcıları o zamanın haklarını almış ve onunla ilgili bir film çekecekler."


Gerçi diğer filmle ilgili haberler de o kadar yabana atılır cinsten değil sanki. George Tillman'ın çekeceği söylenen film için Miles Davis'in en büyük oğlu Gregory'nin devrede olduğu belirtiliyor. Keza Gregory Davis'in yazdığı Dark Magus: The Jekyll and Hyde Life of Miles Davis adlı kitaptan faydalanılacak film için. Daha çok Ray ya da Walk The Line tarzı bir film çıkacak ortaya ve adı da -eğer bir değişiklik olmazsa- "Miles" olacak. Bakalım hangi film daha önce çekilecek ve hangi filmi daha çok beğeneceğiz. Bu arada benden de size bir Miles Davis performansı, neyi beklediğimizi tam anlayabilmeniz için.

5.01.2012

Eski filmlere yeni remake



Bu iş iyice sıktı ama bunu bizim değil Hollywood'un anlaması lazım herhalde. Şimdi de The Evil Dead ve Carrie'nin remakeleri geliyormuş. İkisi de son derece sağlam filmlerdir ve ikisine de dokunulmamasını tercih ederim doğrusu. Buradan yetkililere seslenmek isterim: lütfen bu filmleri çekmeyiniz. Açıkçası beğendiğim bir remake hatırlamakta çok zorlanıyorum ve özellikle de kültleşmiş filmlere ne olursa olsun dokunulmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu arada merak edenler için bilgi de vereyim, Carrie'yi daha önce Boys Don't Cry filmiyle adını duyuran Kimberly Peirce çekecek. Söylenenlere göre Brian De Palma'nın versiyonuna kıyasla Stephen King'in romanına daha sadık bir uyarlama olacakmış. Yönetmenin başrol için ilk tercihi de Hailee Steinfeld imiş. The Evil Dead'e gelirsek, filmi Fede Alvarez çekecek ve başrollerden birini de Lily Collins üstlenecek.


Key Lime Pie



2007 tarihli bu kısa animasyon tam da film noir meraklıları için. Yalnız burada femme fatale yok, pie fatale var! Yönetmen Trevor Jimenez şimdilik sadece bu kısa filmi çekmiş ama yenilerini çeker umudundayım doğrusu.

4.01.2012

Günün Afişi


Bugünkü afişimiz Martin Ansin tasarımı. Bela Lugosi'nin ölümsüzleştirdiği Dracula için tasarlanan bu afişin 2 de versiyonu var gördüğünüz gibi. Mondo'dan satın almak mümkün elbette.



2.01.2012

Kritik: Contagion


Soderbergh'i özlüyorum. Contagion'ı izledikten sonra bunu fark ettim. En çok da Sex, Lies and Videotape'i çeken Soderbergh'i özlüyorum elbette ama Out of Sight'ı çeken, The Limey'i çeken hatta Traffic'i çeken Soderbergh'i de özlüyorum. Aslında Traffic belki de bu kritik için en manalı mihenk taşı olabilir, zira Contagion da Traffic'e benzer bir yapıya sahip. Birinde "uyuşturucu" vardı filmin merkezinde ve hayatları bundan etkilenen bir grup insan; diğerindeyse bir "hastalık" ve bundan etkilenen bir grup insan var. Ama Soderbergh Traffic'de yaptığını burada yapamıyor ve ele aldığı karakterler de kartonlaşmaktan kurtulamıyor ne yazık ki. Nedeni de basit aslında. Her şeyden önce uyuşturucu bağımlılığı kişisel bir mesele. Yani insanların uyuşturucuyla ilişkisini kişisel düzlemde ele alıp her birinin hikayesini ortaya çıkarabilirsiniz. Salgın meselesi ise hiç kişisel değil; hatta fazlasıyla kişiden bağımsız bir mesele. Ama zaten işin asıl ustalık isteyen yanı da bu. Yani bir yönetmen salgın hastalık gibi hiç de kişisel olmayan bir olguyu nasıl kişiselleştirecek ve izleyiciyle nasıl bir ilişki kuracak? Bunu yapamadığınızda elinizde Outbreak ( Wolfgang Petersen - 1995 ) misali bir gerilim kalıyor ki, yer yer tam da bu olmuş Soderbergh'in filminde. Oysa bu işin yalnızca bir yanı olmalıydı. Zaten Soderbergh de bunu kırmak için uğraşmış, uğraşmamış değil ama başarılı olamamış bana sorarsanız. İşin içine bir ihanet ( Gwyneth Paltrow'un eski kocasıyla ilişkiye girdiğini anlıyoruz), ahlaki bir ikilem ( Laurence Fishburne'ün bazı bilgileri kendi lehine kullanması ), izleyicinin dikkatine sunulmuş bir soru ( Marion Cotillard'ın yerinde olsanız siz ne yapardınız?) sokmaya çaba göstermiş ama bunları yeterince güçlü elemanlar haline getirememiş. Daha önce The Bourne Ultimatum ve The Informant gibi senaryolarda imzası bulunan Scott Z. BUrns bu film için yanlış bir isimmiş bence. Traffic'i ise Stephen Gaghan kaleme almıştı ve belki o olsa daha iyi bir çözüm getirebilirdi hikayeye. Belki de getiremezdi bilemiyorum, salgın hastalık meselesi ( hem de küresel ölçekte bir salgın ) çok kolay bir konu değil zira.


Gelelim Soderbergh'i özlüyor olmam meselesine. Gençliğimin en önemli filmlerinden biri olan Sex, Lies and Videotape herhalde Soderbergh'in en iyi filmi olsa gerek. Herhalde diyorum, çünkü arada izlemediğim bir iki filmi oldu. Ama Soderbergh'in neredeyse tek başına 90'larda alevlenen bağımsız sinemanın fitilini yaktığını söylemek çok yanlış olmaz. Bunu da ilk filmi olan ve Cannes'da Altın Palmiye kazanan Sex, Lies ile yaptı. Sonrasındaysa uzun bir bocalama dönemi geçirdi Soderbergh. Hollywood ondan çok şey bekliyor, o ise bu beklentiyi nasıl karşılayacağını bilemiyordu. Kafka gibi deneysel sularda gezinen ve bence hiç de fena olmayan bir film çekti ama ondan istenen kesinlikle bu değildi. Kimilerine göre "başarı endişesi" çekiyordu ve bu psikolojik bir bozukluğa işaret ediyordu. King of the Hill gibi bugün kimsenin pek hatırlamadığı bir film daha çekti ve iyice yitik bir adam olarak görülmeye başladı. Keza The Underneath ile de ilginç bir işe kalkışmış ( görsel olarak bugün Contagion'a kadar uzanan bir çizginin temellerini attığı filmdir bana sorarsanız ) ama tarifi tutturamamıştı. Onu dirilten Elmore Leonard'ın kitabından uyarladığı Out of Sight oldu.



Out of Sight aslında sadece onu değil George Clooney'yi de uzun zamandır istediği yere getirecekti. ER ile televizyona sığmayacak hale gelen Clooney bu filme gelene kadar en az 3 iddialı yapımda şansını denemiş ama bir türlü sinema yıldızı statüsüne ulaşamamıştı. Out of Sight onun nihayet gelen kırılma anı oldu ve Clooney ondan sonra ciddi bir yükselişe geçti. Benzer bir durum Jennifer Lopez için de geçerli aslında ama bana sorarsanız o bu şansı bence yanlış değerlendirdi ve sonrasında hep abuk filmlerde rol alarak vizyonsuzluğunu kanıtlamış oldu. Out of Sight'ın başarısı ise herşeyden önce Leonard'ın romanının ruhunun çok güzel bir şekilde beyazperdeye yansımış olmasıydı. Soderbergh nihayet "entelektüel" kaygılarından kendini uzaklaştırmış ve rahat bir eğlencelik çektiğinin bilincinde olarak kamerayı eline almıştı. Biraz da Tarantino'ya mı özenmişti bilinmez, hikayenin kurgusunda farklı yollar denemiş ve bunda da başarılı olmuştu. Hatta Clooney ile Lopez'in sevişme sahnesinde Don't Look Now'daki sevişme sahnesine gönderme yapacak kadar ince işlere de kalkışmış ve benzer bir paralel kurgu kullanmıştı. Sonuçta Out of Sight, renklerinden müziklerine ( David Holmes ), oyuncularından ( Don Cheadle, Albert Brooks, Steve Zahn, Ving Rhames vs. ) kurgusuna kadar doğru işleyen bir film oldu ve Soderbergh'i yeni bir yola soktu.



Bu yeni yolunda Soderbergh bir yandan The Limey gibi benim özellikle çok sevdiğim "stylish" işlere imza atarken, bir yandan da Erin Brokovich, Ocean's Eleven gibi popüler sinemanın da en popüleri sayılabilecek filmler çekti. Bir süre onun da "bir onlara, bir bana" taktiğini izlediğini gördük. Yani bir yandan Hollywood'a para kazandıracak cilalı işleri yapıypr, bir yandan da kendini tatmin edecek "farklı" filmler çekiyordu. Bu farklı filmler içinde çok az izleyici çeken Full Frontal, Bubble, Solaris gibi yapımlar var. Açıkçası ben bu sürecin bir yerinde Soderberegh'in sinemayla olan ilişkisini şaşırdığını düşünüyorum. Ocean's Eleven gibi tırnak içinde "kaliteli" Hollywood yapımlarına imza atan biri Che'yi doğru bir bakış açısıyla çekebilir mi sizce? Yanıtlanması gereken soru budur bana sorarsanız. Orson Welles de para kazanmak için reklamlarda oynuyordu ama kendi sinemasından asla, tekrar ediyorum ASLA taviz vermedi. Soderbergh'i özlemem bundandır işte.

Contagion ** 1/2

Kağıttan Star Wars



Çok yeni sayılmaz belki ama cut-paper ( kağıt kesme ) tekniğiyle yapılan bu kısa Star Wars filmi meraklılarının çok hoşuna gidecek bence. Filmi yapan Eric Power adlı bir sanatçı. Filmin soundtrack'i ise Jeremy Messersmith'in Tatooine adlı şarkısı.

Yeni yıla eski kitap


Bu da benden size bir yeniyıl hediyesi. Aşağıda Blade Runner Sketchbook'un internet versiyonunu bulacaksınız. İçinde 100'den fazla çizim olan kitapta Blade Runner'ın arabalarından silahlarına, kıyafetlerinden grafik tasarımlarına, mekanlarından mimarisine hemen her şeyin nasıl tasarlandığına dair ipuçları var. Her sayfayı büyüterek yakından da inceleyebilirsiniz. Kitap aslında 1982 yılında basılmış ama uzun zamandır yeni baskısı yapılmadığı için bulunması zor kitaplar sınıfına girmişti. Artık değil. Doya doya okuyunuz ( ya da bakınız ).