13.07.2010

Günün Afişi



Robert Rodriguez'in Grindhouse için çektiği "sahte" trailerlardan Machete bildiğiniz gibi çekildi ve gösterime de hazır. Benim en merak ettiğim nokta şu ki, acaba Machete eski trailer ile mi tanıtılacak yoksa yeni bir trailer çekildi mi? Büyük bir ihtimalle ikisini de kullanacaklar. Bu arada filmin afişleri de çıktı ve ben de hemen huzurlarınıza getirdim. bunlara ek olarak Steven Seagal ve Don Johnson afişleri de var, ama ben hepsini koymadım.

12.07.2010

Haftasonundan kalanlar



Bu haftasonu izlediğim filmlerin ilki John Huston imzalı The MacKintosh Man oldu. 1973 tarihli film soğuk savaş döneminde geçen bir casusluk öyküsünü anlatıyor. Soğuk savaşa dair çokça csusuluk filmi çekildi malum ve ben de bazılarını çok severim gerçekten. Özellikle Michael Caine'in oynadığı The Ipcress File favorilerimdendir. The MacKintosh Man'in izlediğim en iyi casus filmlerinden biri olduğunu söyleyemem ama Paul Newman ve James Mason gibi isimlerin performansları ve Huston'ın soğuk gerçekçiliği hoşuma gitti doğrusu. Zaten hep söylerim, ne varsa 70'lerde var. Belki de dönemin teknik olanakları sayesinde filmlerin görsel bir ortak dili olduğu içindir bilemiyorum ama konusu ne olursa olsun 70'lerde çekilmiş bir film bana iyi geliyor. Görüntüler, renkler, açılar, müzik... hepsi bana göre bir numara. Tabii ki 40'ların ( ve 50'lilerin ) noir'larının yeri ayrı.




Gelelim haftasonunun ikinci filmine: Killers. Bu isimde ( daha doğrusu The Killers isminde ) çok film var ama Robert Luketic'in yönettiği 2010 tarihli Killers ne yazık ki adaşlarının düzeyine yaklaşamıyor. Başrollerde Ashton Kutcher, Katherine Heigle ve Tom Selleck var. Bence vakit kaybı, tavsiye etmem.



Son olarak The Runaways adlı filmi izledim ve galiba en çok da onu beğendim. Galiba değil, öyle. Sundance'de de beğeniyle karşılanan film 70'li yılların müzik gruplarından The Runaways'in hikayesini anlatıyor. Daha çocuk yaşta müzik işine bulaşan ve dönemin ilk kadın rock gruplarından birini kuran Joan Jett ve Cherie Currie'nin yaşadıklarına odaklanan film fazla iddiası olmayan ama anlattığı konu ve kişileri dürüstçe aktaran bir yapım. Başrollerde Kirsten Stewart ( Joan Jett rolünde bir Twilight yıldızı ne kadar olursa artık ) ve muhteşem Dakota Fanning var. Zaten film Cherie Currie'nin anılarından hareketle çekilmiş ve işin asıl yükü Fanning'e kalmış. Ya da o çok daha iyi oynadığı için izlerken öyle bir his oluşuyor insanda. Velhasıl, birkaç küçük sorun dışında güzel bir film The Runaways.

9.07.2010

Güzel işler



Bildiğiniz gibi bu sayfada sık sık karşıma çıkan güzel görselleri sizlerle paylaşıyorum. Bunlar çoğunlukla sinema tarihinde yer etmiş filmler ya da oyuncularla ilgili ilginç, akılda kalıcı tasarımlar oluyor. İşte bugün sizler için yaptığım bir "güzel iş" derlemesi.

Son durum: Tinker, Tailor, Soldier, Spy



Yıllar önce TRT'de yayınlanan Köstebek dizisinin ( John Le Carre'nin Tinker, Tailor, Soldier, Spy adlı romanıdır aslında ) sinemaya uyarlanacağını ve yönetmen koltuğunda da İsveçli sinemacı Tomas Alfredson'un oturacağını daha önce duyurmuştum. Let The Right One In ile sinema tarihinin en etkileyici, en güzel vampir hikayelerinden birini çeken Alfredson kanımca yine birinci sınıf bir işe imza atacak. Filmin oyuncu kadrosu da büyük ölçüde belli oldu buarada. Daha önce Gary Oldman'ın filmde oynama ihtimalinin yüksek olduğunu ve Michael Fassbender, Colin Firth ve David Thewlis gibi oyuncuların da kadroya girebileceğini yazmıştım. Şimdi öğrendiğim kadarıyla Thewlis filmde rol almayacak. Ama onun yerine Ralph Fiennes geldi. Yasni kadro hala sağlam. Kimin kimi oynayacağı henüz açıklanmadı ama Gary Oldman'ın George Smiley ( ki TV'de Alec Guinnes oynamış ve Smiley rolü onunla özdeşleşmişti ) rolünü üstleneceğini söyleyebilirim. Çekimler Ekim ayında Londra'da başlayacak.

8.07.2010

Futbol ve sinema



Spor filmleri çokça meraklısı olan bir alt tür. Özellikle beysbol filmleri Hollywood'da bir hayli tuttu malum. Beysbolun kurallarını sorsanız kimse bilmez ( tabii ABD dışında ) ama beysbol üzerine inşa edilmiş filmler yine de izlenir. Elbette iş beysbolla sınırlı olmadığı için böyle oluyor bu. İşin dramatik çatısını oyunun kurallarıyla fazla ilişkilendirmeden kurabiliyorlar yani. Aksi takdirde oturur evde bütün gün beysbol izlersiniz, olur biter. Öte yandan futbolla ilgili filmler daha az sanki. Futbol tüm dünyada izlenen, hemen herkesin bir şekilde oynadığı ( çocukken kapı önünde, biraqz büyüdüğünde arsalarda, sonra halı sahalarda vs ) çok daha büyük bir kitle sporu olduğu halde. Yine de iyi örnekleri var futbol filmlerinin de. Ben hepsini izlediğimi iddia etmiyorum ama izlediklerim içinde şu aşağıdakileri sevdiğimi söyleyebilirim.



Zidane: A 21st Century Portrait

Bu film ( izleyenler bilir ) saf futboldur. Ama futbola ait tüm seyir kurallarını da yıkar geçer. Tüm film 23 Nisan 2005 tarihinde oynanan Real Madrid - Villareal maçından ibarettir ama tüm kameralar sadece bir kişiyi, 21. yüzyılın en büyük futbol efsanesi Zinedine Zidane'ı çekmiştir. Bir yanıyla bir belgesel ama bir diğer yanıyla da video art'tır. Film ( ya da maç ) boyunca Zidane'ı izler, ayağında top yokken neler yaptığına, nereye baktığına ( ama baktığı şeyleri görmeden ), hatta ne düşündüğüne ( burası tamamen izleyicinin hayal gücü ) odaklanırız. Arada arka taraftan figüranların geçtiğini görür ve bu figüranlardan birini örneğin David Beckham olduğunu fark ederiz. Mogwai'nin film boyunca devam eden müziği da ayrıca müthiştir. Zidane: A 21st Century Portrait bana sorarsanız çekilmiş en iyi futbol filmidir. Nokta.




The Damned United

Tom Hooper'ın yazar David Peace'in ( Red Riding dörtlemesinin de yazarı ) aynı adlı romanından uyarladığı film futbol üzerine çekilmiş en iyi filmlerden biri bence. Film 1970'li yıllarda İngiltere'nin efsane futbol takımlarından Leeds United'ı yönetmen üzere göreve getirilen teknik direktör Brian Clough'un gerçek hikayesini anlatıyor. Zamanda ileri geri atlamalarla ilerleyen film son derece yetenekli bir futbol adamının kişisel hırslarına yenik düştüğünde nasıl dibe vurduğunu anlatıyor. Ama üzülmeyin, Clough kısa süren Leeds macerasının ardından eski ortağı Pete Taylor ile yeniden bir araya gelecek ve bir başka efsanenin, Nothingham Forrest'in mimarı olacaktır. Michael Sheen'e bir kez daha hayran olduğum film tüm futbol meraklıların izlemesi gereken bir yapım.



Escape To Victory

Hani futbol asla sadece futbol değildir ya, burada da öyle. Çocuk yaşta seyrettiğim ( Fitaş Sineması'nda ) Escape To Victory 2. Dünya Savaşı sırasında Alman takımına karşı mücadele eden ve müttefik ülke askerlerinden oluşan takımın hikayesini anlatıyor. Aralarında Pele, Ardiles, Bobby Moore gibi futbol efsanelerinin de olduğu çok sayıda futbolcunun rol aldığı filmde Sylvester Stallone, Michael Caine, Max Von Sydow gibi aktörler de rol almıştı. Yukarıdaki iki film kadar özel değil belki ama benim kişisel tarihimde yeri olan bir film Escape To Victory.

Klasik Afiş



Bugünkü Klasik Afiş 1925 tarihli As Man Desires filmine ait. Afiş yeterince şey anlatıyor aslında. Sessiz film döneminde görüntü olabildiğince anlatıcı olmak durumunda zaten. Afiş de aynı üsluba uymuş. Filmin yönetmeni 1929 yılında In Old Arizona adlı filmiyle Oscar'a aday gösterilen Irving Cummings. Kendisi filmde oynamış aynı zamanda. Zaten hem aktör hem de yönetmen olarak çalışmış uzun yıllar. Filmi izlemeniz bir mucize olur bu arada, zira DVD'si falan yok.

7.07.2010

Inception'ın reklamları da havalı



Türkiye'de ay sonunda vizyona girecek olan Inception için son derece havalı sokak reklamları hazırlanmış. New York'un ünlü Park Caddesi'ne yerleştirilen ve bina boyutundaki bu dev reklamlar gerçekten de etkileyici. Özellikle de binanın kabuğunun sıyrılıp içinin göründüğü reklam. Tabii bunların çok pahalı olduğunu tahmin etmek zor değil. Ama güzel.

6.07.2010

Günün Afişi



Bu film, yani Gainsbourg geçtiğimiz Nisan ayında İstanbul Film Festivali'nde gösterilmiş ama ben maalesef kaçırmıştım. Afişi pek bir güzel gördüğünüz gibi. Serge Gainsbourg'u sever misiniz bilmem ama bir tarzı, bir karizması, bir müziği olduğu tartışılmaz. Ben biraz daha eskileri, Brassens, Brel, Montand, Barbara gibileri seviyorum ve Gainsbourg'u bazen fazla tekrar buluyorum ama hakkını da teslim etmek lazım. Tahminimce bu filmi de ancak dijital platformlardan birinde izleyebiliriz herhalde.

Bu iş bu paraya yapılır mı?



Bu iş dediğim, Spider-Man rolü. Bu para ise topu topu 500.000 dolar. Amerikan doları. Andrew Garfield'a Spider-Man rolü için ödenen ( ya da ödenecek ) paranın bu kadar olduğu açıklandı. Eğer bu meblağ doğruysa adamımız ciddi bir kazık yemiş demektir. Elbette Tobey Maguire ile aynı parayı alsın demiyorum ama bu kadar büyük bütçeli bir yapımda birkaç milyon dolar almalı diye düşünüyorum açıkçası. Sonuçta bu rol Garfield'ı çok ünlü bir oyuncu yapacak şüphesiz ama oyunculuğuna sanatsal ( kötü oldu biliyorum, teknik diyelim isterseniz ) anlamda bir katkısı olmayacak. Oscar falan alamaz yani. O yüzden keşke daha fazla para alsaymış, yazık.

Günün Filmi: They Live By Night



1947 yapımı bir noir var bugün menüde. RKO yapımı ( yine Howard Hughes anlayacağınız ) They Live By Night içinde bir femme fatale olmasa da en has noir klasiklerinden sayılıyor. Rebel Without A Cause'un yönetmeni Nicholas Ray'in ilk yönetmenlik denemesi olan film için noir uzmanı Eddie Muller "Citizen Kane ile birlikte 20. yüzyılın en iyi ilk filmi" ( bir yönetmenin ilk filmi manasında ) diyor. 21 yaşındaki Farley Granger ile yine gencecik bir Cathy O'Donnell'ın başrollerini paylaştığı film birbirne aşık olan iki gencin bir türlü huzur bulmayan birlikteliklerini anlatıyor. Bir şekilde suça bulaşan ve başı beladan kurtulmayan Bowie ile ona aşık olan ve onun peşisıra kaçmaya başlayan Keechie'nin hikayesi elbette Bonnie and Clyde'ı akla getiriyor. Buradaki ikili çok daha saf ve masum ama gidişat yakın. Her ne kadar bir suç filmi olsa da ( ve hatta bir yol filmi şüphesiz ), romantizm çok ön planda. Oyuncu kadrosunda Howard DaSilva ve Jay C. Flippen gibi dönemin önemli karakter aktörlerinin de bulunduğu filmi Amazon'da bulabilirsiniz, hararetle tavsiye edilir.

Klasik Afiş



Nasıl ama, güzel afiş değil mi? 1917 yapımı sessiz bir western karşınızdaki film. Adı Silahşör, yani The Gunfighter. Afişte adı yazan ( öndeki uzun burunlu tip ) William S. Hart aynı zamanda filmi yönetmeni. Filmin DVD'sini bulmak mümkün değil bildiğim kadarıyla ama Amazon'da yukarıda gördüğünüz afişin kullanıldığı sigara tabakaları satılıyor, haberiniz olsun.

A Dangerous Method: Cronenberg ve Mortensen bir kez daha aynı filmde



David Cronenberg'in son filmi A Dangerous Method'ın yaklaşık 10 hafta süren Avrupa çekimleri sona erdi ve basına yukarıdaki ( ve aşağıdaki ) görüntüler verildi. Ben de sizin için buraya aldım hemen. Cronenberg'in A History of Violence ve Eastern Promises adlı filmlerinde de başrolü üstlenen Viggo Mortensen bir kez daha usta yönetmenle bir araya geliyor. İkiliye bu kez bir başka parlak isim, Michael Fassbender eşlik ediyor. İzleyenler hatırlayacaktır ( izlemeyenler de hemen izlesin ) Hunger'daki performansı olağanüstüydü Fassbender'in. Herneyse, A Dangerous Methodd adlı bu son filmde Mortensen ünlü psikiyatr Sigmund Freud'u, Fassbender ise Carl Jung'u canlandırıyor. Filmde ayrıca Jung'un genç hastası Sabina Spielrein rolünde Keira Knightley'yi izleyeceğiz. İlk adı The Talking Cure ( ki zaten filmin uyarlandığı tiyatro oyunu bu adı taşıyor ) olan filmin ardından Cronenberg bu kez Cosmopolis adlı yeni bir filme başlayacak. O filmde de Marion Cotillard ve Collin Farrel başrolleri paylaşacak. Cosmopolis'i bilemem ama bana A Dangerous Method fazlasıyla umut ve heyecan verdi doğrusu. Umarım yanılmamışımdır.