8.02.2013

Sinema beni buldu, ben sinemayı değil



Başlıktaki sözler Spike Lee'ye ait. Yukarıdaki kısa videoda Lee sinemaya nasıl tesadüfen bulaştığını anlatıyor ve para kazanmaktan ziyade sevdiği bir iş bulduğu için sinemaya devam ettiğini söylüyor. İzlemenizi tavsiye ederim.

6.02.2013

Cannes'da Kısa Film Jürisi Başkanı Jane Campion


66. Cannes Film Festivali ufukta göründü. tabii ki henüz katılacak filmler belli değil ama Cinefondation Ve Kısa Film Jürisi'ne kimin başkanlık edeceği açıklandı. Yeni zelandalı usta sinemacı Jane Campion bu yıl Kısa Film yarışmasında jüri başkanı olarak görev yapacak. Campion daha önce Peel ( 1986 ) adlı filmiyle Cannes'da kısa film kategorisinde Altın Palmiye almış, daha sonra da Piano ile uzun film kategorisinde Altın Palmiye alarak bir ilke imza atmıştı.

5.02.2013

Bunun için biraz geç kalınmadı mı?


Başlıktaki soru "Robert de Niro'nun el ve ayak izlerinin çimentoya alınması" ile ilgili. Bildiğiniz gibi Hollywood'daki Chinese Theatre'ın önünde geçen cadde binlerce sinema yıldızının el ve ayak izleriyle bezelidir. Bunca yıldızın arasında kuşağının en yetenekli oyuncuları arasında gösterilen, 2 kez Oscar kazanmış Robert De Niro'nun çoktandır olduğunu düşünürsünüz, değil mi? Hayır efendim, değil. De Niro ancak geçtiğimiz günlerde bu şerefe nail olabildi. Törende espri yapmaktan geri kalmayan usta aktör "Joe Pecsi hep beni ayaklarımdan çimentoya gömeceklerini söylerdi. Sanırım kastettiği bu değildi ama." demiş.




Günün !f trailer'ı: Berberian Sound Studio



!f İstanbul'un bu yıl benim en sevdiğim bölümü Oyun başlıklı bölüm oldu galiba. Dün Bu bölümden The Imposter'ın trailer'ını paylaşmıştım sizinle, bugünse yine aynı bölümden Berberian Sound Studio var. Annesi Yunan, babası İngiliz olan yönetmen Peter Strickland'ın 2. uzun metrajlı filmi olan Beberian Sound Studio akla Blow Out'a getiren, giallo filmlere saygı duruşunda bulunan ama tüm bunların ötesine de geçen alabildiğine tarz sahibi bir film. Çok düşük bütçeli olduğu halde Strickland'ın görsel dili sayesinde hiç de ucuz görünmemeyi başaran filmde görüntü yönetmeni Nicholas D. Knowland'ın da büyük emeği var. Sight & Sound'un yılın en iyi filmleri listesinde 5. sırada kendisine yer bulan film için bakın !f kataloğunda ne yazıyor:

Evinden uzakta, yalnız ses mühendisi Gilderoy kendisini İtalya’da Suspiria benzeri bir korku filmi olan The Equestrian Vortex’in setinde çalışırken bulur. Tuhaf olan sadece bir giallo setinin çağrıştırdıkları değildir. Filmin (filmin içindeki filmin de) etrafını saran atmosfer de karşımıza çıkan karakterler kadar tuhaftır: alaycı, manipulatif yapımcı Francesco, beklenmedik anlarda operatik çığlıklaryla karşımıza çıkan kadın oyuncular ve filmin bir türlü bitmeyen post prodüksiyonu. Gilderoy bütün bunlara rağmen İngiliz naifliğini ve kibarlığını elden bırakmaz. Görüntü yönetmenliğini Nic Knowland’ın (Benjamenta Enstitüsü, 1995), yapımcılığını Keith Griffiths’in (Amcam Önceki Hayatlarını Hatırlıyor, 2010) üstlendiği film Broadcast’in müzikleri ve Toby Jones’un muazzam performansıyla baştan çıkarıyor. Peter Strickland bu ikinci filminde sadece İtalyan giallo filmlerine bir saygı duruşunda bulunmuyor, sinemanın kendisinin çok incelikli bir eleştirisini de yapıyor.





4.02.2013

Altyazı'nın reklamı şahane!

Yeni Altyazı Reklam Filmi No: 1 from Altyazı Aylık Sinema Dergisi on Vimeo.

Altyazı sinema dergisi yenilendi malumunuz. Memleketin hali hazırda en sağlam sinema neşriyatı olan dergi kendi sitesinde bir de reklam filmi yayınlıyor. Bu filmi internet için çekmişler belli ki ( puroyla falan TV zor ne de olsa ) ve ciddi bir kamera arkası kadrosu mevcut. Filmde Engin Günaydın kafası karışık ama kendince çok net bir sinemacıyı oynuyor. Çok güzel bir reklam olmuş bence, herkesin eline sağlık. Devamını bekliyoruz.

Günün !f İstanbul trailer'ı: The Impsoter



Bir süreliğine bu köşeyi !f İstanbul filmlerine ayırdım. İlk olarak da 2012'de izlediğim en iyi filmlerden biri olan The Imposter'ın trailer'ını paylaşıyorum. Dilimize Hayat Avcısı adıyla tercüme edilen belgesel türdeki The Imposter'ın yönetmenliğini İngiliz sinemacı bart Layton üstlenmiş. !f İstanbul kataloğunda bakın ne yazılmış film için:

Bu akıl almaz belgesel, Teksaslı on üç yaşındaki Nicholas Barclay’in ortadan kaybolmasıyla başlıyor. Nicholas üç yıl sonra evinden binlerce mil ötede, İspanya’da bulunuyor. Oğullarının bu kadar uzakta bulunmasının garipliğini bir kenara bırakan ailesi onunla birleşecekleri ana hazırlanıyorlar. Fakat Nicholas eve döndüğünde gariplikler son bulmuyor. Sarışın, mavi gözlü bir çocuk olan Nicholas artık koyu tenli, koyu renk saçlı, koyu renk gözlü, farklı bir aksanla konuşan biri olarak ailenin karşısına çıkıyor. İşin daha da tuhafı, ailesi ondaki bu değişiklikleri ya fark etmiyor ya da kabulleniyor. Hayat Avcısı izleyicisine röportajlar ve yeniden canlandırmalarla, insanlığın karanlık bölgelerinde gerçek, algı, kandırmak ve kandırılmak üzerine dedektiflik yaptırıyor. Tam durumu çözdük zannettiğimiz anda da yeni bir soru ve şüphe dalgasıyla bütün beklentilerimizi alt üst ediyor. Hayat Avcısı, gerilimin en sade ve kışkırtıcı hallerini yaşatıyor.





Under The Dome dizi oluyor



Stephen King hayranları çok sevinecek bu habere. En azından dizi başlayana kadar. Zira bazı uyarlamalar o kadar kötü olabiliyor ki ( çoğunlukla kötü oluyor hatta ) izlediğinize bin pişman oluyorsunuz. İşin kötüsü Stephen Kİng romanlarının sinemaya ya da televizyona doğru dürüst uyarlandığını da çok görmedik. Elbette Kubrick imzalı The Shining ve Frank Darabont'un çektiği Shawshank Redemption önemli istisnalar. Ama biliyoruz ki Stephen King defalarca Kubrick'in filminden ne kadar nefret ettiğini açıklamış ve hatta kendisi The Shining'i bir kez daha uyarlamak gibi olmayacak bir hataya imza atmıştı. Açıkçası bu konuda King'in gereksiz bir kıskançlık yaptığını düşünüyorum. Kubrick'in filmi o kadar tesirli oldu ki artık kimse romanın yüzüne bakmıyor anladığım kadarıyla ve bu da King'i çıldırtıyor. Yani tam da filminin öne çıktığı bir iş oldu The Shining. Oysa pek çoklarına göre The Shining ( dilimize Medyum adıyla çevrilmişti ) King'in başyapıtıdır. HERNEYSE, uzatmayalım, şimdi de Under The Dome televizyona uyarlanıyor ve yaz aylarında da CBS kanalında gösterilmeye başlanacak. Spielberg'ün DreamWorks Television yapım şirketi tarafından çekilen dizinin ilk bölümünde yönetmen koltuğunda The Girl With The Dragon Tattoo'nun ilk versiyonunu çeken Niels Arden Oplev oturacak. Diziyi TV'ye uyarlayan isimse daha önce Lost'un yazar kadrosunda yer alan Brian K. Vaughan. Yukarıda gördüğünüz kısa spot haftasonu Super Bowl sırasında yayınlandı ve haliyle beklentileri bir hayli artırdı. Hayırlısı.


Ben Affleck'e bir ödül daha


Bu sefer de Directors Guild yani Yönetmenler Loncası'nın ödülünü aldı Ben Affleck. İş gitgide ilginçleşmeye başladı. Bana sorarsanız son derece sıradan bir film olan Argo ( kötü demiyorum, sıradan ) yılın en çok taltif edilen Amerikan filmi olma yolunda hızla ilerliyor. Öte yandan Affleck DGA ödülünü aldığı halde Oscar listesinde yok. Argo toplam 7 dalda Oscar'a aday oldu bildiğiniz gibi, ama Ben Affleck En İyi Yönetmen dalında adaylar arasına giremedi. Şunu unutmayalım, bugüne kadar DGA ödülünü alıp da Oscar'ı alamayan yönetmen sayısı sadece 6. Bu yıl bu sayı 7 olacak demektir. Tekrar ediyorum, bence filmin bu kadar ödül alması, bu kadar Oscar'a aday gösterilmesi bile başlı başına saçmalık ama Affleck nasıl aradan düştü de yönetmen adaylığı alamadı, bu da tuhaf geliyor doğrusu.

29.01.2013

Günün trailer'ı: Inside Llewyn Davis



Coen Biraderler'in yeni filmi Inside Llewyn Davis ufukta belirdi. Bir folk müzisyeninin hikayesini anlatan filmde   Oscar Isaac, Carey Mulligan, John Goodman, F. Murray Abraham ve Justin Timberlake gibi isimler rol alıyor. Beklemedeyiz.

28.01.2013

İstanbul Film Festivali'nde Jüri başkanı Tayfun Pirselimoğlu


32. istanbul Film Festivali'nin Ulusal Yarışma jürisine bu yıl usta yönetmen Tayfun Pirselimoğlu başkanlık edecek. “Ulusal Yarışma” kategorisinde yer alacak filmler arasından jürinin seçeceği En İyi Film’e150.000 TL, En İyi Yönetmen’e ise 50.000 TL ödül verilecek. En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Erkek Oyuncu ödülleri 10.000'er TL olacak. İlk kez 2011 yılında para ödülüyle desteklenen Jüri Özel Ödülü bu yıl yine Efes tarafından verilecek. Ulusal Yarışma’ya katılan filmler arasındanOnat Kutlar anısına verilecek ödülü kazanan filmin yapımcısına Efes tarafından 30.000 dolar takdim edilecek. “İstanbul Film Festivali Altın Lale Ulusal Yarışması”nda jüri ayrıca, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu ve En İyi Özgün Müzik dallarında da ödül verecek. Festival 30 Mart - 14 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek.

25.01.2013

Günün trailer'ı: Beware of Mr. Baker



Aslında sizinle bugün Coen Biraderler'in son filminin trailer'ını paylaşacaktım ama Ginger baker belgeseli Beware of Mr. Baker'ı görünce dayanamadım. Bu filmi nerede izleriz diye merak edenlere hemen söyleyeyim, !f İstanbul'un programında var. Yani gelecek ay 14 - 24 Şubat tarihleri arasında izleyebilirsiniz.

16.01.2013

Günün trailer'ı: The Iceman



Venedik, Toronto ve Telluride gibi festivallerde gösterilen The Iceman İsrailli sinemacı Ariel Vromenin imzasını taşıyor. Başrolünü Michael Shannon'ın oynadığı filmde Winona Ryder, Ray Liotta, Chris Evans ve James Franco isimler de var.