3.01.2019

Günün Filmi: Aquaman



Bugünün filmi bir gişe canavarı... ABD'de şu ana kadar 200 milyon doların üzerinde hasılat yapan ve dünya genelinde 800 milyon dolar sınırına yaklaşan Aquaman, şimdilik DC uyarlamalarının en yenisi olarak salonlarda arz-ı endam etmekte. Başrolünü Jason Momoa'nın oynadığı film daha önce Justice League filminde görüp tanıdığımız süper kahramanın kökenlerine dair bir hikâye anlatıyor ve tabii ki günümüzde de dünyayı bekleyen büyük bir tehlikeye karşı nasıl mücadele ettiğini gösteriyor. Zaten bir süper kahraman filminden ne bekliyoruz ki başka, değil mi?

Yönetmen James Wan (soldan ikinci) filmin bir sahnesinde kadraj ararken...

Elbette çok daha fazlasını bekliyoruz ama öyle filmleri M. Night Shyamalan ya da mesela Onur Ünlü gibi yönetmenlere bırakmak daha eğlenceli ve daha manalı galiba, sevseniz de sevmeseniz de... Yönetmen koltuğunda James Wan'in oturduğu Aquaman genel olarak geniş kitlelerin beğeneceği türden, anaakım sinemanın sınırlarını zorlamayan, pahalı özel efektleriyle göz okşayan (ya da göze tecavüz eden de diyebiliriz, bakış açınıza bağlı), Yunan tragedyalarından bu yana değişmeyen ana temalarıyla (baba-oğul meseleleri, iktidar hırsı vs) fazla derinleşmeden çerçevesini kuran ama son tahlilde bir iki gösterişli an hariç kolayca akıldan uçup giden bir film. Game of Thrones'dan bu yana ününü giderek artıran Jason Momoa'nın artık dört dörtlük bir dünya starı olmasının önünde herhalde hiçbir engel kalmayacak bu filmden sonra, diye düşünüyorum. Onun dışında filmde rol alan diğer oyunculara pek bir faydası olacağını da sanmıyorum Aquaman'in. Nicole Kİdman, Willem Dafoe, Amber Heard, Patrick Wilson gibi isimlerden söz ediyorum, her biri zaten yeterince şöhretli... Belki bir tek ara ara beyazperdede görünüp beliren ve bu sefer de fena sayılmayacak bir kompozisyon çizen Dolph Lundgren'i yeniden gündeme getirirse ne âlâ. Ne de olsa gençliğimizin anti hero figürleri arasında önemli bir yeri vardır Drago'nun.
Filmin notu: 6/10 

Günün Afişi: The Favourite



Yorgos Lanthimos'un son filmi The Favourite 8 Şubat'ta ülkemizde vizyona çıkacak. Dünya sinemasının heyecan verici isimlerinden biri olan Lanthimos ününü gitgide büyüten sinemacılardan. Başrollerini Olivia Colman, Rachel Weisz, Emma Stone ve Nicholas Hoult gibi isimlerin paylaştığı The Favourite 18. yüzyıl İnglitere'sinde geçen bir dönem filmi ve birçoklarına göre de 2018'in en iyi yapımlarından biri.

Sinemada yavaşlık modası!



Hayır, bazılarının sandığı ya da umduğu gibi ağır tempolu ya da fazlasıyla uzun filmlerden bahsetmiyorum. Sinema bir sanatsa eğer bunu süresiyle ya da izleme kolaylığı/zorluğuyla değerlendirecek değilim; isteyen istediği uzunlukta ve yavaşlıkta film yapar, isteyen bunları izler, istemeyen de izlemez. Doğrusu yanlışı yok bunun. Elbette her film eleştirilir ama bu özellikleri yüzünden mahkum edilmez. Öncelikle bu konuyu açıklığa kavuşturup bir kenara bırakalım.

Burada söz edilen yavaşlık normal bir filmin yavaşlatılmış hali... Ağır çekim gibi de düşünebilirsiniz ama onun da aşırı uç noktası. Bildiğiniz gibi sinemada bir film saniyede 24 kare olarak sabitlenmiştir (TV'de saniyede 25). Bunun sebeplerine uzun uzun girmeyeceğim ama sinema endüstrisinin şekillenmeye başladığı ilk dönemlerde en optimum sayı bu olarak tespit edildiği için yıllardır da bu böyle gitmiş. İşte Bryan Boyer adlı bir mucit saniyede değil de saat 24 kare oynatan bir alet geliştirmiş. Adı da Very Slow Movie Player (VSMP). Yani 2 saatlik bir filmi bu alet sayesinde artık 7200 saatte izleyeceksiniz. Yani 300 günde... Yukarıdaki kısa tanıtım videosundan da görebileceğiniz gibi başucunuza bir fotoğraf çerçevesi gibi koyabileceğiniz (ya da tablo gibi duvarınıza asabileceğiniz) bu aletle örneğin Stanley Kubrick'in unutulmaz filmi "2001 Uzay Macerası"nı yaklaşık bir yıl boyunca izlemeniz (buna izleme denmez belki, bakmak diyelim) mümkün olacak. İlginç, değil mi?

2.01.2019

Netflix'ten Suudi otosansürü



Dünyanın en çok izlenen online streaming platformu Netflix, "Hasan Minhaj: Vatanseverliğe Giriş" adlı komedi programının "Suudi Arabistan" başlıklı bölümünü, Suudi hükümetinin itirazı üzerine, Suudi Arabistan'da gösterimden kaldırdı. Programın 28 Ekim tarihli bölümünde Hasan Minhaj, İstanbul'daki Suudi Arabistan Konsolosluğu'nda öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı üzerinden Suudi veliahtı Prens Muhammed Bin Salman hakkında konuşuyor ve Suudi Arabistan'ın yıllardır süren otokratik uygulamalarını eleştiriyordu. ABD - Suudi Arabistan ilişkilerini de yine esprili bir dille eleştiren Minhaj, Bin Salman'a en çok destek olan ülkelerden birinin ABD olduğunu söylüyor ve reformist sanılan Bin Salman'ın Arabistan'ı modernleştimeye çalışmadığını sadece Suudi diktatörlüğünü modernleştirme niyetinde olduğunu söylerek programı noktalıyor.  Türkiye'de ve dünyanın geri kalan bölümünde halen izlenebilen bölüm Suudi Arabistan hükümet yetkilileri tarafından Suudi Arabistan Siber Suçlar Yasası'na göre suç teşkil ettiği gerekçesiyle Netflix'e şikayet edilince söz konusu bölüm yayından kaldırıldı.

Günün filmi: The Dawn Wall



Bugünün filmi bir belgesel... İki gözüpek kaya tırmanıcısı sporcunun dünyanın en zorlu kayalarından birine tırmanmalarını belgeleyen The Dawn Wall insanın doğayla olan inatlaşmasının çarpıcı bir örneğini gözler önüne seriyor.

Tommy imkansız gibi görünen bir etabın üzerinde çalışırken...

Özellikle kaya tırmanışı konusunda uzmanlaşmış Josh Lowell ve Peter Mortimer ikilisinin yönettiği The Dawn Wall ABD'deki Yosemite Ulusal Parkı'nda bulunan ve El Capitan (Kaptan) adıyla tanınan yaklaşık 1000 metre yüksekliğindeki kayaya tırmanmayı aklına koyan Tommy Caldwell'e odaklanıyor. Film bir yandan Caldwell ve onunla birlikte kayaya tırmanan Kevin Jorgeson'un haftalar süren tırmanışını anlatırken bir yandan Caldwell'in hayat öyküsünü, başından geçen travmaları ve özel hayatındaki iniş çıkışları sunuyor izleyiciye.

Kevin yüzlerce metre yükseklikteki çadırın içinde dinlenirken

Teknik olarak çok zor bir çekim sürecini maharetle yürüten Lowell ve Mortimer ikilisi filmin kurgusunu da izleyicinin ilgisini en üst noktada tutacak şekilde planlamışlar. Caldwell'in hayat öyküsünün önemli başlıklarını El Capitan tırmanışının içine dengeli bir şekilde yayarak yaklaşık 100 dakikalık bir dramatik akış çıkarmışlar. Yapılan tırmanışın olağanüstü zorluğunu, neden zor olduğunu ve Caldwell ile Jorgesen'in ne kadar büyük bir iş başardıklarını tırmanma sporunu hiç bilmeyen izleyicilere (örneğin ben) bile aktaracak denli anlaşılır bir anlatımı var filmin. Tırmanış başladıktan sonra günlerce hatta haftalarca duvarın üzerinde yaşayan ve bu çılgın girişim medyaya yansıyınca tüm ülkenin ilgisini çeken iki sporcunun yaşadıkları insan azminin saf bir izdüşümü gibi. Caldwell'in bir tırmanışçı için olmazsa olmaz uzuvlarından biri olan işaret parmağını (sol elinin) bir kaza sonucu kaybetmiş olması ise her şeyi daha da dramatik kılan başka bir unsur. Uzun lafın kısası, adını El Capitan'ın sabah güneş doğduğunda gün ışığını ilk alan yüzeyinden alan The Dawn Wall baştan sona ilgiyle izleyeceğiniz, yaşamın zorluklarıyla başa çıkmak adına ilham verici bir film.
Filmin Notu: 8/10

Iron Man veda ediyor


Marvel Sinematik Evreni'nin vazgeçilmez simalarından biri olan Iron Man'i canlandıran Robert Downey Jr.'un sözleşmesinin Avengers serisinin bu yıl vizyona girecek yeni halkası "Endgame" ile birlikte sona ereceği açıklandı. Böylece 4. Avengers filmiyle birlikte Chris Evans (Captain America) ve Chris Hemsworth (Thor) ile birlikte seriye veda eden üçüncü isim Robert Downey Jr. olacak. Bu elbette bu üç kahramanın da aynı filmde öleceği anlamına gelmiyor. Muhtemelen en az ikisi yeni oyuncularla seride var olmaya devam edecek. Asıl soru bu isimlerin yaratacağı boşluğu hangi oyuncuların dolduracağı. Bir başka olasılık ise Marvel'in bu isimlerle yeni bir sözleşme için pazarlık masasına oturması. Tüm bunları zaman gösterecek elbette.

1.01.2019

Günün filmi: Eighth Grade


Elsie Fisher, başrolünü üstlendiği Eighth Grade ile Altın Küre'ye aday oldu
Yılın ilk filmi olsun Eighth Grade... Youtube'a koyduğu birkaç komedi performansı ile tanınan ve stand-up komedi ile müziği harmanladığı gösterileriyle ünü yayılan Bo Burnham'ın ilk konulu uzun metrajlı filmi Eighth Grade ergenliğin tam da göbeğindeki Kayla adlı bir genç kızın yaşadıklarına odaklanıyor. Kendi halinde youtube videoları post eden ('Nasıl kendiniz olursunuz', 'Kendine güven' gibi başlıkları olan kısa videolar) sekizinci sınıf öğrencisi Kayla babasıyla birlikte yaşayan, bir elinden cep telefonunu eksik etmeyen (sürekli snapchat, twitter vs ile hayatını geçiren), merak ettiği hemen her şeyi de yine internetten öğrenen (oral seks nasıl yapılır vs) hafiften asosyal, bolca sivilceli, çok değilse de kilolu ve yürürken kamburunu çıkaran bir kız... Sekizinci sınıfın ardından başlayacağı lisenin endişesiyle heyecanını aynı anda yaşayan, bir yandan da beğendiği oğlanın dikkatini çekmek için ne yapacağını şaşıran Kayla'yı neredeyse onun yaşındaki Elsie Fisher canlandırmış. Bu yıl Altın Küre ödüllerine aday gösterilen Fisher muhtemelen  ödülü kazanmayacak ama bu filmdeki performansına bakarak geleceğinin parlak olduğunu söyleyebiliriz.

Filmin yönetmeni Bo Burnham ve Elsie Fisher...
Eighth Grade'deki Kayla ve onun akranlarının yaş aralığı zor bir aralık. Hem cinselliğin uyanmaya başladığı hem de sosyal açıdan kendini ispat etmenin tuhaf bir şekilde gerekli olduğu bir geçiş dönemi... Daha küçükken her şey daha az karmaşık, daha büyükken de her şey daha belirgin (sert, zor ama daha belirgin)... Hem Burnham'ın incelikli senaryosu ve oyuncuyu parlatan rejisi hem de Elsie Fisher'in detaylarla güçlenen, belki de içinden çıkararak, kendi deneyimleriyle harmanlayarak sergilediği oyunculuğu filmi benzersiz kılıyor kanımca. Kayla'nın arkadaşının evindeki havuz partisinde önce camlı kapının arkasından havuzdakileri dehşetle izlediği (ki Burnham bir grup freak gibi gösterdiği ergenlerle bu dehşeti bize de yaşatıyor) ardından korkuyla havuza yürüyüp girdiği sahne tek kelimeyle müthiş. Film bunun gibi anlarla bezeli ve son tahlilde ortaya çıkan karakter çalışması da gayet başarılı. Ergenliğin kabuslarını bu kadar güçlü anlatan bir film izlememiştim muhtemelen.

Filmin notu: 8/10

1.09.2018

Suspiria'daki şüpheli şahıs kim?

Berlin'de çekilmiş bu fotoğraftaki kişi Lutz Ebersdorf mu yoksa Tilda Swinton mı?
Dün bahsetmiştim, Suspiria'nın yeni çevriminde rol alan oyunculardan biri akılları bir hayli karıştırdı. 1977 tarihli orijinal filmde yer almayan Dr. Jozef Klemperer karakterini oynayan oyuncu Lutz Ebersdorf'un aslında ki,m olduğu konusunda sanal alemde ciddi bir tartışma yaşanıyor. Ebersdorf'un IMDB profiline bakıldığında 1936 doğumlu oyuncunun bugüne kadar tek bir filmde rol aldığı görülüyor, o da tabii ki Suspiria. Üstelik profildeki fotoğraf, filmin trailer'ını izlediğinizde gördüğünüz oyuncuya çok da benzemiyor sanki. Lafı uzatmayalım, iddialar Tilda Swinton'ın ağır bir yaşlı adam makyajı altında ve takma bir adla Dr. Klemperer'i canlandırdığı yönünde. Bu iddiaya yanıt veren Luca Guadagnino ise "Bu tamamen sahte bir haber" demiş, akla Trump'ın sahte haber takınıtısını getiren bir şekilde... Daha yakın tarihli bir söyleşide ise "Yeni bir yüz kullanalım istedik. Hatta bu filmle doğan bir oyuncu olsun dedik. 20. yüzyılın tüm trajedisini bize geçirebilecek biri..." diyor. Yine de bu yanıtlar izleyicileri tatmin etmekten uzak. En doğrusu filmi baştan sona izleyip karar vermek. 

31.08.2018

Suspiria'yı beklerken



Dario Argento'nun kült filmi Suspiria'nın Luca Guadagigno imzalı yeniden çevrimi pek yakında salonlarda olacak. İlk gösterimini Venedik Film Festivali'nde yapacak olan filmi heyecanla beklememiz için birçok sebep var elbette. Bir kere korku sinemasının meftunuyuz, o malum. Ayrıca filmin kadrosu hiç fena değil, Tilda Swinton var bir kere. Dakota Johnson'ın saçları hakikaten berbat belki ama Alman sinemasının efsanelerinden Angela Winkler da var kadroda, o da müthiş. Üstüne üstlük filmin müziklerinde Thom Yorke imzası var ki, düşündükçe tüylerim ürperiyor desem yeridir. Ayrıca bir de Lutz Ebersdorf meselesi var ki, onun üzerinde başka bir zaman duracağım. Suspiria'yı  Filmekimi'nde izleriz diye düşünüyorum ama o zaman kadar en azından filmin afişini (yukarıda) ve karakter promolarını (altta) sizle paylaşayım dedim.








30.04.2018

Ahlat Ağacı'na 3 farklı afiş



Nuri Bilge Ceylan'ın yeni filmi "Ahlat Ağacı" Cannes'da görücüye çıkmak için gün sayıyor. Filmle ilgili malzemeler de teker teker gün ışığına çıkıyor bu arada. En son bugün filmin üçüncü afişi de Ebru Ceylan tarafından sosyal medya üzerinden paylaşıldı. Afişte Murat cemcir ve bir köy okulunun bahçesindeki çocuklar var. Bir önceki afiş ise daha pastoral bir manzara içeriyordu ve renkleri çok çarpıcıydı, aşağıda görebilirsiniz. En alttaysa filmin ilk afişi var ve üzerinde filmin başrol oyuncularından Doğu Demirkol'un kesilip biçilmip yeniden yapıştırılmış gibi görünen bir portresi var.

Sizin favoriniz hangisi peki?



5.04.2018

Cannes'ın açılış filmi belli oldu


Bu yıl 71. kez düzenlenecek Cannes Film Festivali'nin 8 Mayıs'ta yapılacak açılışında İranlı sinemacı Asghar farhadi'nin "Everybody Knows" adlı filminin gösterileceği açıklandı. Başrollerini Javier Bardem, Penelope Cruz ve Ricardo Darin'in üstlendiği film şimdiye dek Cannes'ı açan ikinci İspanyolca film olacak (ilki Almodovar imzalı "Bad Education"). Çifte Oscarlı Farhadi daha önce "The Past" ve "The Salesman" adlı filmleriyle Altın Palmiye için yarışmıştı. Cannes'ın önümüzdeki hafta bu yılki seçkisini açıklaması bekleniyor.

6.03.2018

Oscar'da aç kalmak!



Başlığa bakıp da aldanmayın, elbette Oscar töreninde kimse aç kalmadı. Zaten kalsalar da çok önemli değil, zira buradaki yıldız ya da yıldız adaylarının neredeyse tamamı aç yaşamaya programlanmış durumda. Ne de olsa ince görünmek, zayıf kalmak, endüstrinin bir numaralı kuralı. Uzatmayalım, yukarıda da fotoğrafını gördüğünü kumanya kutuları yaklaşık 4 saat sürecek törene gelerek (kırmızı halı geçişiyle birlikte 6 saat hatta) gecenin büyük kısmında koltuklarında oturan konuklara dağıtılmış. İçinde cips, çikolata, ayıcık şeker ve nane şeritleri gibi atıştırmalıklar var. Aşağıda göreceğiniz gibi kutuların dışı da bu yılki aday filmlerden esinlenerek yapılmış illüstrasyonlarla bezeli. Kutuların içinde de Jimmy Kimmel imzalı bir not yer alıyor: "Atıştırmalık olmadan sizi burada tutmak doğru olmazdı. Lütfen içindekileri bana atmayın. Not: Adınıza L.A. Bölgesel Gıda Bankasına bağış yapılmıştır."