7.12.2011

Kritik: Margin Call


Kimileri dünyanın sonunun kapitalizmin sonuyla eş zamanlı olacağını düşünüyor. Oysa kapitalizmin sonu yeni bir başlangıç anlamına da gelebilir. Bir süredir dünyanın gelişmiş ülkelerini dalga dalga saran işgal eylemleri size de bu anlamda umut verici gelmiyor mu? Doğrusu Margin Call'un zamanlaması tam da krizin yeni bir evresine denk düştüğü için son derece çarpıcı geldi bana. Zeitgeist meselesi. Ekonomiyle, parayla, paylaşımla ve sınıflararası çatışmayla ilgili düşüncelerimizi gözden geçirmemiz gereken zamanlar bunlar ve Margin Call da tam olarak bunu yapıyor gibi geldi bana. Film 2008 krizinin sıfır noktasını anlatıyor. Elbette Lehman Brothers adı geçmiyor ama, tıpkı onun gibi büyük bir finans kuruluşunda çalışan bir analistin bulguları kapitalist sistemin en büyük krizlerinden birinin eşiğinde olunduğunu gösteriyor ve bu da sonuçta global bir çöküşün fitilini ateşliyor. Şirketin içinde kademe kademe büyüyen bir panik, hiyerarşik düzen uyarınca tepedeki patrona kadar yansıyor ve kimi zorlu ekonomik terimlerin kafa karıştırdığı bir atmosferde gerçek anlamda bir ahlaki muhakeme ( ve tartışma ve çöküş ) vuku buluyor. Şunu söylemeliyim ki, ilk filmini çeken J.C. Chandor her anlamda ustaişi bir film çıkarmış ortaya. Filmin senaryosunu da kendi yazmış ki, son yıllarda Hollywood'un en büyük sıkıntı çektiği meselenin senaryo yazımı olduğunu söyleyebilirim. Chandor özgün bir hikaye yakaladığı gibi, diyaloglarıyla da tam anlamıyla döktürmüş. Doğrusu izlediğimde bir tiyatro oyununun sinema uyarlaması olduğunu bile sandım. Hani filmin sonunda "bir David Mamet oyunundan uyarlanmıştır" ibaresi görsem hiç şaşırmayacaktım. Zaten izler izlemez Glengarry Glen Ross ile Wall Street karışımı olduğunu düşünmüştüm ( ki Glengarry bir Mamet oyunudur ) filmin. Chandor'un senaryo ve diyaloglardaki başarısı bir yana, filmi çekerken yarattığı görsel atmosfer ve soğuk pastel tonlarla güçlendirdiği ruh hali de Margin Call'un etkileyiciliğinde pay sahibi. Tabii bir tebrik de oyunculara. Kevin Spacey, Paul Bettany, Jeremy Irons, Demi Moore, Simon Baker, Zachary Quinto, Penn Badgeley ve Stanley Tucci'den oluşan kadro son yıllarda benim izlediğim en iyi "ensemble" performanslarından birini sunuyor. Sonuç itibariyle Margin Call, gerek içeriği, gerek şekli şemali ve gerekse oyuncuları itibariyle sezonun görülmesi gereken filmlerinden biri olarak övgülerimizi topluyor. Benden 5 üstünden 4 yıldız. ****

Klasik Sahne: Psycho



Madem öyle, Hitchcock'un en ünlü sahnesini ben paylaşayım. Bu giriş cümlesinin ne ifade ettiğin anlamayanlar bir alttaki videoya bakabilirler. Gerçekten de Alfred Hitchcock'un çektiği filmler içinde en ünlüsü Psycho, ve o filmin de en ünlü sahnesi yukarıdaki "duş" sahnesidir. Sahne gerçek bir montaj harikasıdır. Siyah beyaz oluşu hem sahnenin gore ( ya da iğrençlik mi demeli ) dozunu dengeler hem de yönetmene ışık/gölge oyunları anlamında daha fazla manevra imkanı tanır. Tüm filmin tekinsiz gölgeler, ürpertici karaltılar ve ışığın zar zor yırtarak sızabildiği karanlıklarla bezeli olduğunu düşünürseniz siyah beyaz tercihinin ne kadar manidar olduğunu da takdir edersiniz. Bu arada Zizek'in Pervert'a Guide to Cinema adlı müthiş belgeselini de izlemenizi öneririm. Psycho'ya özellikle önem atfeden Zizek filmdeki 3 katlı evi insanın bilinçaltına benzetir ve en üst katı süperego, bir alt katı ego ve bodrum katını da id olarak tanımlar. Öte yandan Psycho ile ilgili çok sayıda kitap yazıldığını da hatırlatmakta yarar var. Bunların sonuncularından biri olan ve The Moment of Psycho: How Alfred Hitchcock Taught America To Love Murder adlı David Thomson kitabını özellikle tavsiye ederim. Aşağıda aynı sahnenin bir de Gus Van Sant yorumu var. Ustasının eline su dökemez belki ama Van Sant'in de zaten Hitchcock'la yarışmak değil ona saygı sunmak gibi bir niyeti vardı.


36 Hitchcock cinayeti tekmili birden


Hitchcock filmlerinden seçilmiş 36 cinayet sahnesinin eş zamanlı olarak yer aldığı bu videoyu ilginç bulacağınızı tahmin ediyorum. Gerçi Hitchcock cinayetlerinin en ünlüsü burada yok ama geri kalanları da beğeneceksiniz. Bakalım kaç tanesini hatırlıyorsunuz? Ful ekran izlemenizi tavsiye ederim.

6.12.2011

The Wire meraklılarına


Ne yazık ki yukarıda gördüğünüz The Wire temalı Monopoly oyunu bir hayal. Tabii şimdilik! Belki parker'dakiler bunu gerçeğe dönüştürmek isteyebilirler. Fena olmaz, değil mi?

Günün Trailer'ı: Extremely Loud and Incredibly Close


Romanını okumadım ama okuyanlardan övgüsünü işittim. Filmin trailer görüntüleri de fena durmuyor. Kameranın arkasında çektiği her filmle Oscar'a aday gösterilen Stephen Daldry var. Bakalım bu kez de aday olacak mı?

5.12.2011

Avrupa Film Ödülleri 2011


Avrupa Film Ödülleri Berlin'de düzenlenen bir törenle sahiplerini buldu. 24. kez düzenlenen törende şu filmler ve isimler ödüllendirildi.

Yılın Filmi: Melancholia - Lars Von Trier
Yılın Yönetmeni: Susanna Bier - Haevnen ( In A Better World )
Kadın Oyuncu: Tilda Swinton - We Need To Talk About Kevin
Erkek Oyuncu: Colin Firth - The King's Speech
En İyi Senarist: Jean-Pierre ve Luc Dardenne - Le Gamin Au Velo
Görüntü Yönetmeni: Manuel Alberto Claro - Melancholia
Montajcı: Tariq Anwar - The King's Speech
En İyi Belgesel: Pina


Cahier du Cinema'ya göre 2011'in en iyileri


Malum Cahier du Cinema sinema dünyasının en köklü ve en etkili dergilerinden biri. Fransız Yeni Dalga akımının da çekirdeği bu dergiden yetişme denebilir. Truffaur, Godard, Chabrol gibi birçok sinemacı mesleğe burada yazılar yazarak başladı. O yüzden Cahier'nin değerlendirmelerine her zaman önem verir ve fırsat buldukça takip ederim. İşte size Cahier du Cinema yazarlarına göre 2011'in en iyi 10 filmi.

Harf sırasına göre
* A Burning Hot Summer - Philippe Garrel
* Essential Killing - Jerzy Skolimowski
* House of Tolerance ( L'Apollonide ) - Bertrand Bonello
* Meek's Cutoff - Kelly Reichardt
* Melancholia - Lars Von Trier
* Outside Satan ( Hors Satan ) - Bruno Dumont
* The Strange Case of Angelica ( O Estranho Caso de Angelica ) - Manoel de Oliveira
* Super 8 - J.J. Abrams
* The Tree of Life - Terrence Malick
* We Have A Pope ( Habemus Papam ) - Nanni Moretti

Liste böyle. Şimdi Cahier kusura bakmasın ama Super 8 benim nazarımda bu listeye giremez doğrusu. Filmi izledim ve açıkçası hiç etkilenmedim. Skolimowski'nin filminini de ustaca olduğunu kabul ediyorum ama yine bence yılın en iyilerinden biri değil. Bilmem siz ne düşünürsünüz.

İngiliz bağımsızları ödüllendirildi


İngiliz Bağımsız Sinema Ödülleri, kısaca Bifas, dün gece yapılan bir törenle sahiplerini buldu. Yılın öne çıkan filmi Paddy Considine imzalı Tyrannosaur oldu. En İyi Bağımsız Film ödülünü alan Tyrannosaur, Paddy Considine'a En İyi İlk Yönetmenlik, Olivia Colman'a da En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini getirdi. Michael Fassbender Shame'deki rolüyle En İyi Erkek Oyuncu seçilirken, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü Coriolanus ile Vanessa Redgrave, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü de Kill List ile Michael Smiley aldı. İran filmi A Seperation'ın ( Bir Ayrılık ) En İyi Yabancı Bağımsız Film, Senna'nın En İyi Belgesel ödüllerini aldığı Bifa'larda en büyük hayal kırıklığını 7 adaylığa rağmen sadece teknik bir ödül alabilen Tinker, Tailor, Soldier, Spy yaşadı. En İyi Yönetmen ödülünüyse We Need To Talk About Kevin ile Lynne Ramsay aldı.

Klasik Sahne: Potemkin Zırhlısı


Sinema tarihinin en ünlü sahnesi bu mudur? Sanırım öyle. Ya da en ünlülerinden biri diyelim. Sergey Eisenstein'ın sessiz filmi Potemkin Zırhlısı bugün sinemanın ilk başyapıtı olarak kabul ediliyor. Filmi izlemeyenler için önerim derhal edinip izlemeleri elbette ama sırf yukarıdaki sahne bile neden Potemkin Zırhlısı'nın sinemanın en önemli başyapıtlarından biri olduğu hakkında fikir veriyor. Özellikle de son bir dakikadaki o bebek arabasının basamaklardan indiği bölüm inanılmaz gerilimli. Bu sahne hem çekim tekniği hem de montaj açısından kendisinden sonra gelen hemen her şeyi değiştirdiği gibi birçok ünlü yönetmene de ilham vermiştir. Brian De Palma'nın The Untouchables'da çektiği tren istasyonu sahnesi de Odessa Merdivenleri sahnesine yapılan göndermelerin en ünlüsüdür. Aşağıda da o sahneyi bulacaksınız. Elbette Eisenstein'ın görkemi The Untouchables'da yok ama birçok bakımdan De Palma'nın sahnesi de muhteşemdir. Hatta De Palma yıllar sonra yine bir istasyon sahnesinde benzer bir göndermede bulunmuş ama bu sefer işi daha kısa kesmiştir. Artık o filmin hangisi olduğunu söylemeyeceğim, meraklısı biliyordur nasıl olsa diye düşünüyorum.




3.12.2011

Kubrick filmografisi


Stanley Kubrick - a filmography HD from Martin Woutisseth on Vimeo.


Stanley Kubrick'in yaklaşık 50 yıllık kariyeri ve topu topu 13 filmi var. Bunların ilki olan Fear and Desire'ı muhtemelen kimse bilmez, ya da çok az kişi bilir. Ben izlemedim örneğin ve bildiğim kadarıyla DVD'si de yok. Ama onun haricindeki 12 filmi çok iyi bilinir ve herhalde sinema tarihinin izlenme oranı en yüksek yönetmenlerinden biridir. Yukarıda Kubrick'in filmografisinin animasyon bir özetini göreceksiniz. Fransız grafik sanatçısı Martin Woutisseth tarafından hazırlanan klibi ben beğendim, bakalım siz ne düşüneceksiniz.

2.12.2011

Günün Trailer'ı: The Raven


Edgar Allen Poe'nun çok acıklı bir yaşam öyküsü var aslında. Onun öykülerini okuyup, o öykülerden uyarlanan filmleri izleriz de, yazarın inanılmaz zor geçen hayat öyküsünü çoğumuz bilmeyiz. Ben de açıkçası "Oscar Nasıl Wilde Oldu" adlı nefis kitabı okuduğumda öğrendim. Okumamış olanlara tavsiye ederim. Öte yandan James McTeigue'in imzasını taşıyan The Raven yazarın hayatını anlatmaktan ziyade bir fanteziyi kurguluyor. Ne kadar başarılı bir film çıktı ortaya bilinmez. Belki trailer biraz fikir verebilir.

Ödül sezonu açıldı


Ödül sezonu açıldı ve Oscar'a kadar da devam edecek. Şimdi hemen her hafta en az bir - iki ödül töreni düzenlenir ve sırayla, çoğu zaman da aynı filmlerin aldığı ödüllerin haberleri duyulmaya başlar. National Board of Review sezonun ilk ödüllerini dağıtmadı belki ama ( Gotham ödülleri ondan önce davrandı ) Hollywood'un ilk önemli ödülleri olarak algılamak mümkün. Tabii bu ödüller sektörün Oscar'a giden yolda önemli bir göstergesi olacak.

National Board of Review bu yıl En İyi Film Ödülü'nü Martin Scorsese'nin yeni filmi Hugo'ya verdi. En İyi Ödülü de Martin Scorsese'nin oldu. En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü The Descendants ile George Clooney; En İyi Kadın Oyuncu Ödülünü de We Need To Talk About Kevin ile Tilda Swinton aldı. Tam listeyi aşağıda bulabilirsiniz. Ama şu yorumu yapmama müsaade edin lütfen, En İyi İlk Film ödülüne layık bulunan J.C. Chandor bence ödülü kesinlikle hak ediyor, zira Margin Call gerçekten güçlü bir film ( Kritik yazısı çok yakında geliyor inşallah ).


En İyi Film: Hugo
En İyi Yönetmen: Martin Scorsese ( Hugo )
En İyi Erkek Oyuncu: George Clooney ( The Descendants )
En İyi Kadın Oyuncu: Tilda Swinton ( We Need To Talk About Kevin )
En İyi Yard. Erkek Oyuncu: Christopher Plummers ( Beginners )
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Shailene Woodley ( The Descendants )
En İyi Özgün Senaryo: Will Reiser ( 50/50 )
En İyi Uyarlama Senaryo: Alexander Payne, Nat Faxon ve Jim Rash  (The Descendants )
En İyi Animasyon: Rango
En İyi Çıkış Yapan Oyuncu: Felicity Jones ( Like Crazy ), Rooney Mara ( The Girl With The Dragon Tattoo )
En İyi İlk Film ( Yönetmen ): J.C. Chandor ( Margin Call )
En İyi Oyuncu Kadrosu: The Help
Yabancı Dilde En İyi Film: A Seperation ( İran )
En İyi Belgesel: Paradise Lost 3: Purgatory