6.12.2011

Günün Trailer'ı: Extremely Loud and Incredibly Close


Romanını okumadım ama okuyanlardan övgüsünü işittim. Filmin trailer görüntüleri de fena durmuyor. Kameranın arkasında çektiği her filmle Oscar'a aday gösterilen Stephen Daldry var. Bakalım bu kez de aday olacak mı?

5.12.2011

Avrupa Film Ödülleri 2011


Avrupa Film Ödülleri Berlin'de düzenlenen bir törenle sahiplerini buldu. 24. kez düzenlenen törende şu filmler ve isimler ödüllendirildi.

Yılın Filmi: Melancholia - Lars Von Trier
Yılın Yönetmeni: Susanna Bier - Haevnen ( In A Better World )
Kadın Oyuncu: Tilda Swinton - We Need To Talk About Kevin
Erkek Oyuncu: Colin Firth - The King's Speech
En İyi Senarist: Jean-Pierre ve Luc Dardenne - Le Gamin Au Velo
Görüntü Yönetmeni: Manuel Alberto Claro - Melancholia
Montajcı: Tariq Anwar - The King's Speech
En İyi Belgesel: Pina


Cahier du Cinema'ya göre 2011'in en iyileri


Malum Cahier du Cinema sinema dünyasının en köklü ve en etkili dergilerinden biri. Fransız Yeni Dalga akımının da çekirdeği bu dergiden yetişme denebilir. Truffaur, Godard, Chabrol gibi birçok sinemacı mesleğe burada yazılar yazarak başladı. O yüzden Cahier'nin değerlendirmelerine her zaman önem verir ve fırsat buldukça takip ederim. İşte size Cahier du Cinema yazarlarına göre 2011'in en iyi 10 filmi.

Harf sırasına göre
* A Burning Hot Summer - Philippe Garrel
* Essential Killing - Jerzy Skolimowski
* House of Tolerance ( L'Apollonide ) - Bertrand Bonello
* Meek's Cutoff - Kelly Reichardt
* Melancholia - Lars Von Trier
* Outside Satan ( Hors Satan ) - Bruno Dumont
* The Strange Case of Angelica ( O Estranho Caso de Angelica ) - Manoel de Oliveira
* Super 8 - J.J. Abrams
* The Tree of Life - Terrence Malick
* We Have A Pope ( Habemus Papam ) - Nanni Moretti

Liste böyle. Şimdi Cahier kusura bakmasın ama Super 8 benim nazarımda bu listeye giremez doğrusu. Filmi izledim ve açıkçası hiç etkilenmedim. Skolimowski'nin filminini de ustaca olduğunu kabul ediyorum ama yine bence yılın en iyilerinden biri değil. Bilmem siz ne düşünürsünüz.

İngiliz bağımsızları ödüllendirildi


İngiliz Bağımsız Sinema Ödülleri, kısaca Bifas, dün gece yapılan bir törenle sahiplerini buldu. Yılın öne çıkan filmi Paddy Considine imzalı Tyrannosaur oldu. En İyi Bağımsız Film ödülünü alan Tyrannosaur, Paddy Considine'a En İyi İlk Yönetmenlik, Olivia Colman'a da En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini getirdi. Michael Fassbender Shame'deki rolüyle En İyi Erkek Oyuncu seçilirken, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü Coriolanus ile Vanessa Redgrave, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü de Kill List ile Michael Smiley aldı. İran filmi A Seperation'ın ( Bir Ayrılık ) En İyi Yabancı Bağımsız Film, Senna'nın En İyi Belgesel ödüllerini aldığı Bifa'larda en büyük hayal kırıklığını 7 adaylığa rağmen sadece teknik bir ödül alabilen Tinker, Tailor, Soldier, Spy yaşadı. En İyi Yönetmen ödülünüyse We Need To Talk About Kevin ile Lynne Ramsay aldı.

Klasik Sahne: Potemkin Zırhlısı


Sinema tarihinin en ünlü sahnesi bu mudur? Sanırım öyle. Ya da en ünlülerinden biri diyelim. Sergey Eisenstein'ın sessiz filmi Potemkin Zırhlısı bugün sinemanın ilk başyapıtı olarak kabul ediliyor. Filmi izlemeyenler için önerim derhal edinip izlemeleri elbette ama sırf yukarıdaki sahne bile neden Potemkin Zırhlısı'nın sinemanın en önemli başyapıtlarından biri olduğu hakkında fikir veriyor. Özellikle de son bir dakikadaki o bebek arabasının basamaklardan indiği bölüm inanılmaz gerilimli. Bu sahne hem çekim tekniği hem de montaj açısından kendisinden sonra gelen hemen her şeyi değiştirdiği gibi birçok ünlü yönetmene de ilham vermiştir. Brian De Palma'nın The Untouchables'da çektiği tren istasyonu sahnesi de Odessa Merdivenleri sahnesine yapılan göndermelerin en ünlüsüdür. Aşağıda da o sahneyi bulacaksınız. Elbette Eisenstein'ın görkemi The Untouchables'da yok ama birçok bakımdan De Palma'nın sahnesi de muhteşemdir. Hatta De Palma yıllar sonra yine bir istasyon sahnesinde benzer bir göndermede bulunmuş ama bu sefer işi daha kısa kesmiştir. Artık o filmin hangisi olduğunu söylemeyeceğim, meraklısı biliyordur nasıl olsa diye düşünüyorum.




3.12.2011

Kubrick filmografisi


Stanley Kubrick - a filmography HD from Martin Woutisseth on Vimeo.


Stanley Kubrick'in yaklaşık 50 yıllık kariyeri ve topu topu 13 filmi var. Bunların ilki olan Fear and Desire'ı muhtemelen kimse bilmez, ya da çok az kişi bilir. Ben izlemedim örneğin ve bildiğim kadarıyla DVD'si de yok. Ama onun haricindeki 12 filmi çok iyi bilinir ve herhalde sinema tarihinin izlenme oranı en yüksek yönetmenlerinden biridir. Yukarıda Kubrick'in filmografisinin animasyon bir özetini göreceksiniz. Fransız grafik sanatçısı Martin Woutisseth tarafından hazırlanan klibi ben beğendim, bakalım siz ne düşüneceksiniz.

2.12.2011

Günün Trailer'ı: The Raven


Edgar Allen Poe'nun çok acıklı bir yaşam öyküsü var aslında. Onun öykülerini okuyup, o öykülerden uyarlanan filmleri izleriz de, yazarın inanılmaz zor geçen hayat öyküsünü çoğumuz bilmeyiz. Ben de açıkçası "Oscar Nasıl Wilde Oldu" adlı nefis kitabı okuduğumda öğrendim. Okumamış olanlara tavsiye ederim. Öte yandan James McTeigue'in imzasını taşıyan The Raven yazarın hayatını anlatmaktan ziyade bir fanteziyi kurguluyor. Ne kadar başarılı bir film çıktı ortaya bilinmez. Belki trailer biraz fikir verebilir.

Ödül sezonu açıldı


Ödül sezonu açıldı ve Oscar'a kadar da devam edecek. Şimdi hemen her hafta en az bir - iki ödül töreni düzenlenir ve sırayla, çoğu zaman da aynı filmlerin aldığı ödüllerin haberleri duyulmaya başlar. National Board of Review sezonun ilk ödüllerini dağıtmadı belki ama ( Gotham ödülleri ondan önce davrandı ) Hollywood'un ilk önemli ödülleri olarak algılamak mümkün. Tabii bu ödüller sektörün Oscar'a giden yolda önemli bir göstergesi olacak.

National Board of Review bu yıl En İyi Film Ödülü'nü Martin Scorsese'nin yeni filmi Hugo'ya verdi. En İyi Ödülü de Martin Scorsese'nin oldu. En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü The Descendants ile George Clooney; En İyi Kadın Oyuncu Ödülünü de We Need To Talk About Kevin ile Tilda Swinton aldı. Tam listeyi aşağıda bulabilirsiniz. Ama şu yorumu yapmama müsaade edin lütfen, En İyi İlk Film ödülüne layık bulunan J.C. Chandor bence ödülü kesinlikle hak ediyor, zira Margin Call gerçekten güçlü bir film ( Kritik yazısı çok yakında geliyor inşallah ).


En İyi Film: Hugo
En İyi Yönetmen: Martin Scorsese ( Hugo )
En İyi Erkek Oyuncu: George Clooney ( The Descendants )
En İyi Kadın Oyuncu: Tilda Swinton ( We Need To Talk About Kevin )
En İyi Yard. Erkek Oyuncu: Christopher Plummers ( Beginners )
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Shailene Woodley ( The Descendants )
En İyi Özgün Senaryo: Will Reiser ( 50/50 )
En İyi Uyarlama Senaryo: Alexander Payne, Nat Faxon ve Jim Rash  (The Descendants )
En İyi Animasyon: Rango
En İyi Çıkış Yapan Oyuncu: Felicity Jones ( Like Crazy ), Rooney Mara ( The Girl With The Dragon Tattoo )
En İyi İlk Film ( Yönetmen ): J.C. Chandor ( Margin Call )
En İyi Oyuncu Kadrosu: The Help
Yabancı Dilde En İyi Film: A Seperation ( İran )
En İyi Belgesel: Paradise Lost 3: Purgatory


Günün Afişi


The Cabin In The Woods ilk bakışta benzerlerini çokça izlediğimiz korku filmlerine benziyor. Ama öncelikle afişini beğendiğimi itiraf etmeliyim. Ayrıca filmin Cloverfield'in yazarları Drew Goddard tarafından çekilmiş olması da merakımı uyandırmıyor değil doğrusu. Joss Whedon da işin içinde, ki Buffy yüzünden onun da hayranı çoktur bildiğim kadarıyla. Ben hariç.

Sundance'te bir Türk filmi


Hafızam beni yanıltmıyorsa dünyanın en önemli bağımsız sinema festivali olan Sundance'e ilk kez bir Türk filmi kabul ediliyor. Raşit Çelikezer'i tebrik etmek lazım. Ne yazık ki ben Can'ı izleyemedim ama madem ki Sundance'e kabul edilmiş, izlemek farz oldu. Hemen hatırlatayım Can geçen Ekim ayında Antalya film Festivali'ne katılmış ve filmin küçük oyuncusu Berkan Demirbağ çocuk oyuncular arasında paylaşırılan özel ödülü alırken, film de Antalya Kent Konseyi İzleyici Ödülü'nü almıştı. Sundance'te En İyi Uluslarası Film kategorisinde yarışacak olan filmde Serdar Orçin ve Selen Uçer de rol alıyor.

Saul Bass'a özlem duyanlar için


The Title Design of Saul Bass from Ian Albinson on Vimeo.


"Niye özlem duyalım ki" diyebilirsiniz elbette, ne de olsa Saul Bass'in jeneriklerini yaptığı filmleri alıp izlemek, ya da hatta koleksiyonunu yapmak mümkün. Ama onun gibisinin gelmediğini de kabul etmek lazım. Yukarıdaki kısa derlemeyi Ian Albinson yapmış. İçinde Saul Bass'in klasikleşmiş jeneriklerini göreceksiniz ve eminim bazı filmleri yeniden izlemek gibi bir isteğe kapılacaksınız. Ben mesela The Man With The Golden Arm ya da Anatomy of A Murder'ı gözüme kestirdim.

Werner Herzog mu daha komik, Eddie Murphy mi?


Herzog'a sorarsanız kendi filmleri Eddie Murphy'ninkilerden daha komik. Doğrusunu isterseniz Eddie Murphy'nin mizahı zaten bana hiç komik gelmemiştir. Yani bu konuda Herzog'a hak vermek benim için çok kolay. Bir de kendi ağzından dinlemek isterseniz yukarıdaki videoya bir göz atın.