16.09.2011

The Royal Tenenbaums'un 10. yılı için özel afiş


Rich Pellegrino'nun tasarladığı bu güzel afiş benim gibi The Royal Tenebaums'u sevenlerin çok hoşuna gidecek tahminim. Pellegrino afişi filmin 10. yılı için tasarlamış. Çok da iyi yapmış.

15.09.2011

Günün Trailer'ı: Shut Up Little Man


Ocak ayında Sundance'de görücüye çıkan belgesel film Shut Up Little Man 1987 yılında taşındıkları evin bitişiğinde yaşayan ve sürekli kavga eden ortayaşlı iki eşcinselin seslerini kaydeden iki gencin hikayesini anlatıyor. Hem kayıt süreci, hem kayıtların yayınlandıktan sonra yarattığı etki, hem de işin perde arkası derken ilginç bir belgesel çıkmış ortaya. İzleme fırsatımız olur mu bilemem ama memleketin festival idarecilerine duyurulur!

14.09.2011

Geleceğe Dönüş, Nike sunar

Bu gördüğünüz afiş tasarımları Nike ayakkabılarının sınırlı sayıda satışa sunulan MAG sneaker modelleri şerefine yapıldı. Güzel İşler kategorisinden sizlere sunmak istedim. Bu arada ilk kez Back To The Future 2'de gördüğümüz ve açık artırmayla satılacak ayakkabılardan ( en altta görüyorsunuz ) sadece 1500 adet üretilmiş, bilginize.




Günün Afişi


Drew Struzan alemlerin en önemli afiş tasarımcılarından biri. Sadece afiş tasarlamıyor elbette, albüm ve kitap kapakları da çiziyor. Yukarıda gördüğünüz afiş Struzan'ın yeni Frankenstein tasarımı. Aşağıda ise Drew Struzan ve Mondo'dan Justin'in kısa bir muhabbeti ve Struzan'ın afiş imzalaması var. Meraklısına.


Frankenstein in Color from Johanna Goldstein on Vimeo.

13.09.2011

Günün Trailer'ı: Drive


İlk gösterimini Cannes Film Festivali'nde yapan Drive bir süredir merakla beklediğim filmlerden. Yönetmeni Nicolas Winding Refn festivalde en iyi yönetmen ödülünü almıştı. Başroldeki Ryan Gosling deseniz The Believer'dan bu yana benim en sevdiğim genç oyunculardan. Carey Mulligan'ı da en az onun kadar beğeniyorum. Ayrıca Bryan Cranston ( Breaking Bad ) Christina Hendricks ( Mad Men ) ve Albert Brooks gibi oyuncular da var ki, daha ne olsun?

Dustin Hoffman yönetmen koltuğunda


De Niro, Pacino, Redford ve Beatty'den sonra nihayet Dustin Hoffman da yönetmenliğe geçiş yapan ( ya da yönetmenlikte de şansını deneyen ) oyuncular kervanına katıldı. Aslında listeyi daha da uzatmak mümkün. Gitgide daha az oyunculuk yapıp yönetmenliğe konsantre olmaya gayret eden Jodie Foster ya da oyuncu olduğunu neredeyse unutturan Clint Eastwood da bu örneklerin arasına girebilir. Ama mevzumuz sadece Dustin Hoffman bu seferlik. Oscar ödüllü oyuncu ilk yönetmenlik denemesi olan Quartet'in başrollerini Maggie Smith ve Billy Connolly'ye vermiş. Ronald Harwood'un aynı adlı tiyatro eserinden beyazperdeye uyarlanan filmin çekimleri dün başladı ve 9 hafta boyunca devam edecek. Tom Courtenay, Pauline Collins ve Michael Gambon gibi oyuncuların da rol alacağı film emekli opera sanatçılarının kaldığı bir evde geçiyor. Her yıl yaşadıkları eve gelir sağlamak amacıyla Guiseppe Verdi'nin doğumgününde özel bir konser veren operacılar aralarına yeni katılan ünlü bir sanatçının gelişiyle planlarını yeniden gözden geçirmek zorunda kalacaklardır.

8.09.2011

Günün Afişi


Johnny Depp'in başrolünü oynadığı ve otobiyografik özellikler taşıyan aynı adlı romanından uyarlanan The Rum Diary'nin afişi pek güzel olmuş doğrusu. İnşallah film de beklentileri karşılar.

Altın Portakal filmleri belli oldu



Az önce elime geçen basın bültenine göre bu yıl Antalya'da yarışacak uzun metrajlı filmler şunlar olacak.

Serdar Akar’ın yönettiği “Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm”


Raşit Çelikezer’in yönettiği “Can”

Ramin Matin’in yönettiği “Canavarlar Sofrası” (ilk film)

Hüseyin Eleman’ın yönettiği “Fedakar” (ilk film)

Çiğdem Vitrinel’in yönettiği “Geriye Kalan” (ilk film)

Hasan Tolga Pulat’ın yönettiği “Güzel Günler Göreceğiz” (ilk film)

Egemen Sancak’ın yönettiği “Hangi Fillm” (ilk film)

Erdal Rahmi Hanay’ın yönettiği “Hicaz” (ilk film)

Kenan Korkmaz’ın yönettiği “Lüks Otel” (ilk film)

Ümit Ünal’ın yönettiği “Nar”

Savaş Baykal’ın yönettiği “Öngörüye Ağıt”

Shiar Abdi’nin yönettiği “Yürüyüş” (ilk film)

M.Caner Alper – Mehmet Binay’ın yönettiği “Zenne” (ilk film)

Gördüğünüz gibi Ümit Ünal ve Serdar Akar ( bir de Raşit Çelikezer ) dışında "ağır" isimler pek yok. Şerif Gören herhalde filmi yetiştiremedi. Zeki Demirkubuz ise nedense ne Adana'da, ne de Antalya'da var. İnsan merak ediyor doğrusu. Müjde Ar'ın başkanlığını yapacağı jüri bakalım 14 Ekim'de büyük ödülü hangi filme verecek?

Günün Trailer'ı: The Man Nobody Knew


Carl Colby'nin kendi babası William Colby hakkındaki belgeseli The Man Nobody Knew ilginç bir filme benziyor. babası CIA ajanı olan Colby "kimsenin tanımadığı adam" adını verdiği belgeselde zor bir işe kalkışmış doğrusu ama tarafsız kalabilmiş mi, ancak izleyince anlayacağız. Öte yandan tarafsız kalması da şart değil belki ama dürüst olabimek çok önemli. Bu film aklıma bir de My Architect adlı belgeseli getirdi ki, oarada da yönetmen ikili bir hayat süren babasının filmini çekmişti. My Architect'i özellikle tavsiye ederim, The Man Nobody Knew'u ise merak etmekteyim.

7.09.2011

Yeni James Bond şarkısı Adele'den mi gelecek?


Günün geyiği de bu işte. Aslında Adele hiç fena bir fikir değil. Maalesef Amy Winehouse ihtimali kalmadı artık ama 23. Bond filminini şarkısını Adele besteleyip söylerse ortaya güzel bir iş çıkabilir. Peki bu geyiğin kaynağı nedir derseniz, 3 Eylül'de konuk olduğu Jonathan Roos'un programında yekında bir film şarkısı yapacağını söyleyen Adele'den başkası değil. Ross'un James Bond göndermesine "hayır" dese de internette bazıları Adele'in yeni Bond şarkısını söyleyeceğine inanıyor. Ya da inanmak istiyor. Olur olur.

Oscar ve Eddie Murphy üzerine



Yaklaşık 24 saattir tüm sinema, kültür-sanat ve magazin sitelerinde Eddie Murphy'nin Oscar törenini sunacağı haberi manşetten veriliyor. Normaldir, her sene Oscar töreniyle ilgili detaylar fazlaca yer bulur, konuşulur, yorumlanır. Bu yıl da farklı değil. Ama sunucu seçimleri törenin ve aslında Hollywood'un durumuna dair de bir şeyler söylüyor tabii. Örneğin geçen yılki Anne Hathaway - James Franco seçimi, törenin genç kitleyi yakalama ve ratingleri artırma çabasıydı. Tutmadı. İki sunucunun performansı fazla bir yankı yaratmadı. Açıkçası son 30 yılda Billy Cristal dışında bu görevi hafızalarda kalınacak şekilde yerine getiren bir yıldız da olmadı. Oysa Ellen Degeneres ve Jon Spencer gibi kendi programlarında çok başarılı talk-show sunucularından tutun da Whoopi Goldberg, Chris Rock, Steve Martin, Alec Baldwin ve Hugh Jackman gibi güçlü aktörler geçti mikrofon başına, ama bir türlü istenen rating gelmedi. Benim bu konudaki naçizane fikrim, törenin uzunluğunun tempoyu düşürdüğü ve ne olursa olsun gerekli gerilimin sağlanamadığı yönünde. Gerilim de şundan sağlanamıyor açıkçası, özellikle son 10 yıldır tüm ödülleri kimin alacağı haftalar öncesinden % 80 - 90'lık bir oranla tahmin edilebiliyor. Zira Yönetmenler Birliği'nin haftalar öncesinden ilan ettiği yönetmen Oscar'ı da alıyor, Yapımcılar Birliği'nin ilan ettiği film Oscar'ı alıyor, Oyuncular Sendikasının seçimleri neredeyse birebir Oscar sahnesine yansıyor, vs. Bence, bilmiyorum Tom Sherak bu yazımı okuyor mudur, tüm sendika ve birlikler ödüllerini Oscar gecesinde, Oscar sahnesinde açıklasınlar ve tüm bu payeler bir gecede dağıtılsın. Böylece hem törenin gerilimi artar hem de ratingler bir nebze yükselir.

Gelelim Eddie Murphy meselesine. Çok sevdiğim bir komedyen değildir ama yeteneğini yok sayamam doğrusu. Tek sorun benim için bile biraz eski moda oluşu. Eddi Murphy komedilerinin tedavülden kalktığını düşünüyorum. Judd Apatow'u bile yeterince komik bulmuyorum üstelik ama onun ekibi bile ( Jonah Hill, Seth Rogen ve Aziz Ansari özellikle ) daha iyidir. James Franco da o ekibe dahil biliyorsunuz. Yani Eddie Murphy'nin sunumu geçen yıldan bile kötü olacak sanki. Hele bir de işi sulandırmayı abartırsa, korkunç bir şeye dönüşebilir. Ama dediğim gibi, bu haliyle kim sunarsa sunsun ( belki Sacha Baron Cohen hariç, ama büyük bir belki ) kurtarmayacaktır zaten. İyi seyirler.

6.09.2011

Günün Trailer'ı: Puncture


Kassen Biraderler sinema dünyasının yeni kardeş yönetmenleri. Adam ve Mark Kassen'in yönetmenliğini birlikte üstlendikleri ilk filmleri Puncture gerilimli bir mahkeme draması. Başrolde de Chris Evans ( Kaptan Amerika ) var.